Hobi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hobi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2020 Pazartesi

ÇİÇEKLER, KİTAPLAR, DİZİLER... BU GÜNLERDE İYİ GELENLER..

    Evden ailecek çıkılmadığı zaman ev işi bitmiyor, bitmiyor, bitmiyor. Her ne kadar -en azından bizdeki durum bu- erkekler yardımcı olmaya çalışsalar da benim gibi her daim "Dur sen yapamazsın" tepkisiyle hareket eden kadınların işi zor. Delirmemize az kaldı. Fakat yine de şikâyet etmiyoruz, başta sağlık çalışanları olmak üzere işinin başında olan herkese saygı duyuyoruz, evde kalıyoruz, virüsün yayılmasını önlemeye gayret ediyoruz. O yüzden bu konuyu daha fazla uzatmayacağım, işten güçten ve salgının gidişatını her türlü medyadan izlemenin dışında kalan vakitte neler yaptığımdan bahsedeceğim. Malûm tavsiye alıp verdiğimiz bir dönem bu.
    "Nasıl olsa evdeyiz, boş zamanımda kendimi dizilere, filmlere vururum" demiştim ama yeterince olmuyor. Çünkü kafa yerinde değil. Çok az izliyorum. Eşim de çalışmaya devam ettiği için beraber film izlemelere başlamadık. Bu zor günlerde bana Frankie ve Grace arkadaşlık ediyor. Dizinin komedi olması gündemden uzaklaşmamı sağlıyor. 
    İki orta yaşlı kadının hikâyesi bu. Eşleri yıllardır iş ortağı. Bir gün ortaya çıkıyor ki meğer gönül ortaklıkları da varmış. Birbirlerine senelerdir aşık olan iki adam artık aşklarını saklamamaya, ömürlerinin son yıllarını birlikte geçirmeye karar vermişler. Korona virüsü mü daha sarsıcı yoksa böyle bir durumla karşılaşmak mı bilemedim:) Kırılan, üzülen, şaşıran Frankie ve Grace ortak yazlık evlerinde beraber yaşamaya başlıyorlar. Karakterleri, yaşam tarzları çok farklı. Olaylar 30-35 dk. süren diziler halinde tatlı tatlı ilerliyor. 6 sezon var. Her gün bir doz Frankie ve Grace fena olmaz. Eğer başlarsanız ve beğenirseniz Korona günlerinde sizi epeyi bir oyalayacaktır:) Başrollerdeki Jane Fonda ve Lily Tomlin' izlemek inanılmaz keyifli. Jane Fonda'ya zaten bayılıyorum. Özellikle Vietnam savaşı karşıtlığı takdire şayandı. Ve bir de güzel yaşlanıyor kadın. Hem fiziksel anlamda hem düşünsel anlamda.
    Frankie ve Grace'ten önce Witcher'ı izlemiştim. Orhun oyununu ve kitaplarını çok sevdiği için diziyi bekliyordu, o bekledikçe ben de merak ettim. Bu kadar beğeneceğimi tahmin etmiyordum. Çabucak bitiriverdim. Henry Cavill dikkatimi çeken bir aktör değildi fakat bu dizide bayıldım. 

    Moskova'da Bir Beyefendi'yi okuyorum. Birkaç sayfası kaldı. Evlere kapandığımız bu günlerde okunacak en güzel romanlardan biri bu. Çünkü Kont Aleksandr İlyiç Rostov da kaldığı otelden çıkamıyor. Bolşevik İhtilâli'nin ardından kurulan düzen, onu daha önce yazmış olduğu bir şiir yüzünden cezalandırıyor. Neyse ki bu bir ölüm cezası ya da sürgün değil. Ona uygun görülen, ihtilâlden sonra konaklamaya başladığı Metropol Otel'den ömür boyu çıkmama cezası. Moskova'nın ünlü oteli ve çalışanları ile bazı daimi müşteriler Kont'un tüm dünyası oluyor. Kont, zarafetle bezeli geçmiş yaşantısının ona kazandırdığı tarzdan ödün vermeden yeni durumlara uyum sağlamayı başarıyor. Okuyucuyu kendine hayran bırakıyor.

   Sanırım salgın günlerinde beni en çok oyalan şey, motif üzerine motif ekleyerek bitirmek üzere olduğum yatak örtüsü oldu. Yaklaşık iki yıl önce heveslenip başlamıştım. Sonra pişman olmuştum, nasıl bitireceğimi düşünüyordum fakat bırakmak da istemiyordum. Orhun'un nekahet döneminde evden çıkmayışımın ardından gelen bu salgın günleri sebep oldu ve resmen terapi niyetine ördüm de ördüm. Bir de baktım bitirmek üzereyim. Son bir sırası kaldı. 
    Fotoğrafta iyi çıkmadı, renkleri gerçekte çok daha güzel. Ayrıca yanlış anlaşılmasın iki kişilik yatak için kocaman bir örtü bu:) Ve motifleri de ufak üstelik. Niye böyle bir işe kalkıştım, ne ara bitirdim anlayamıyorum ama mutluyum. Evlerden çıkacak duruma gelelim, Gemlik'teki halama götürüp alt tarafını kaplattıracağım ve ondan sonra mutlu mutlu, renkli renkli kullanacağım. 

    Renk demişken... Bir süredir çiçek yetiştirme denemeleri yapıyorum. Şu güne kadar hiç beceremediğim bir şey bu. Kaktüsü bile kurutuyorum ve çok üzülüyorum. Fakat mevsimden dolayı ortalığa o kadar güzel çiçekler çıkmaya başladı ki geçici ev hapsimizden önceki günlerde dayanamayıp aldıklarım oldu. Evlere kapanma ihtimaline karşı alışveriş yapmak için markete gidiyordum, mercimek yerine çiçek alıp dönüyordum. Guzmanya aldım mesela. Yani adının guzmanya olduğunu sanıyorum:) Daha sonra şu mor çiçekleri aldım. Bir başka sefer aloe vera aldım.
    Mor çiçeklerin geçici olacağını biliyorum ama diğerlerine bakabilirim umarım. Eskiden herkesin evinde kauçuk bitkisi vardı, deve tabanı vardı. Kocaman kocaman olurlardı, çok güzellerdi. Bu ikisinden de almak istiyorum. Bakacağız. Önce şu günleri atlatalım da. Örgüydü, çiçekti derken iyice ev kuşu olmuşum ben. Aslında çok gezerim, çok çıkarım ama evde vakit geçirmeyi ayrı severim. O yüzden fazla sıkılmıyorum. Gelecek güzel günlerin hayaliyle sabrediyorum. Bu arada, yakında yeni bir seyahat yazısıyla gelebilirim haberiniz olsun:) Geçen senenin Budapeşte gezisini yazmaya başlamıştım ama tamamlamaya fırsat bulamamıştım. Onu bitirmek istiyorum. Hiç olmazsa fotoğraflarla gezeriz, bu günlerde iyi gider. Geçmiş seyahatlerin anısı, gelecek olanların hayali kafamda dönüp duruyor. Sınırların kapanmış olması beni üzüyor ama düşünmemeye çalışıyorum. Bırak farklı bir ülkeye seyahati, kendi ülkemin bir başka şehrine ulaşamama düşüncesi de rahatsız ediyor. Ancak işler düzelecek. Tüm bu hengâme bitince turizm nasıl bir hâl alacak merak ediyorum. Belirsiz çok şey var, merak edilecek çok şey var ama bugün bunu merak ettim işte:) Güzel şeyler düşünmek istiyorum. İyi düşünelim iyi olsun. Bir de kafamı boşaltıp kitap okuma hızımı arttırsam şahane olacak.






22 Kasım 2018 Perşembe

İÇ BENİ!

    Aniden ilham geldi ve ne zamandır tüm beyazlığıyla benim renklendirmemi bekleyen kupaya Alice'i çizdim. Daha doğrusu aklıma Alice'i çizmek ve altına ünlü repliklerinden birini yazmak geldi, deseni internetten buldum. Neyse ki seramik kalemlerim kurumamış. Yazdım, çizdim, boyadım ve fırınladım. Çok mutluyum:)
   
    Fincanları, kupaları kafana göre boyamak ve kullanmak çok keyifli. Her kahve ve çay içişimde özenle, bazen ruh halime göre, bazen günün anlam ve önemine göre fincan seçtiğim için benim için ayrıca keyifli. İki sene önce babalar gününde eşime bir fincan tasarlamak için almıştım kalemleri. Bir de fırına girmeye uygun beyaz fincan tabii... Bize onu hatırlatan şeyleri yazmıştık üstüne, resimlerini yapmıştık. O zamanlar tatlı hamsterımız hayattaydı, onu bile çizmiştik. Adamı ağlatmıştık. Bildiğin ağladı. Fincanı kullanmaya kıyamıyor şimdi. Havamdaysam sevdiklerime çok etkili hediyeler hazırlarım:) Neyse... Laf lafı açıyor, o zamandan beri kurumamış seramik kalemlerim. Bu sefer kendime bir fincan boyadım. İki sene sonra da Orhun'a yaparım bir tane:)
    Alice Harikalar Diyarı'nda temalı fincanım bana çocukluğumu hatırlatacak. Umarım "İç Beni" yönlendirmesine uyunca büyüyüp küçülmem :)

        - Sen de kimsin? 
      - Ben de pek bilmiyorum efendim. En azından şu an için pek emin değilim. Aslında bu sabah uyandığımda kim olduğumu biliyordum ama o zamandan bu yana birkaç kez değiştim sanırım. 
                                                                                                                      "Alice"



12 Mart 2018 Pazartesi

DİZİ DEYİNCE...

    Netflix fırtınasına kayıtsız kalamadık ve biz de abonelik satın aldık. Dizilerden dizi beğenip izliyoruz. Şiddetle tavsiye edeceğim son keşfim Alias Grace oldu. Margaret Atwood'un bizdeki ismiyle "Nam-ı Diğer Grace" romanından uyarlanan 6 bölümlük bir dizi bu. Romanı okumadım, diziyi seyredince "okumalıymışım" diye düşündüm. 

    Romanın ve dolayısıyla dizinin konusu 1800'lerde Kanada'da yaşanan gerçek bir olaya dayanıyor. İrlandalı göçmen Grace, 15 yaşındayken hizmetçisi olduğu evin sahibinin ve onun metresinin öldürüldüğü olaya karışıyor. Mahkeme genç kızın suçlu olup olmadığına bir türlü karar veremiyor. Bu hâlâ tartışılan bir konu. Netflix de bunu değerlendirmiş, mini mini bir dönem dizisi çıkmış ortaya. Görüntüler güzel, konu ilginç. Grace akıllı mı? Saf mı? Melek mi? Yoksa şeytan mı? Onu o aşamaya sürükleyen olaylar neler? Biraz kadın psikolojisine, kadınların karşılaştığı bilindik zorluklara işaret eden bir senaryo. Tam benlik. Beğenecek arkadaşlarım olduğuna da eminim. Atwood'un Handsmaid's Tale uyarlamasının popüler olduğunu biliyorum ama Alias Grace'i de kesinlikle tavsiye ederim.

    Netflix'in bir başka popüler dizisi de Stranger Things. Bence senaryosu pek kuvvetli değil ama karakterler hemen sarıyor insanı. 3.sezonu beklerken her birini özlüyor insan. Seyredenler bilirler, dizide Eleven lakaplı bir kızcağız var. Dizinin 13-15 yaş arası hayranlarından biri de benim yeğenim. Kendisi bu Eleven'a bayılıyor. Geçtiğimiz günlerde "Eleven'ın bebeğini örebilir misin teyze?" diyerek bana bir güzel gaz verdi. Denedim tabii. Şöyle bir şey oldu. Bence fena değil. Internette gördüğüm örneklerden daha güzel oldu. 

    

    Görüldüğü gibi dizileri yalnızca izlemiyoruz, bebeklerini yapıp her daim yanımızda istiyoruz:)

    Biz yabancı dizileri farklı bulup bol bol izlerken dünya da bizim dizilerimizi izliyor farkında mısınız? Yaklaşık bir 9-10 yıldır hangi ülkeye gittiysek, Türkiye'den geldiğimizi söyleyince dizi muhabbetine maruz kaldık. Ezel'in çok söylendiğini hatırlıyorum meselâ ki ilk kez 2009'da yayınlanmış. Hadi Balkanlar'ı, Ortadoğu'yu, Avrupa'nın bir kısmını anladım. Baltıklar çok alâkasız değil mi?  Estonya'da ne zaman televizyonu açsak Türk dizisine denk geliyoruz. Kiminin ismini bile bilmiyorum, o derece çeşitli diziler. Geçen sene Airbnb'den evini kiraladığımız son derece havalı bir Eston kadıncağıza "Türkiye'yi gördünüz mü?" dedim. "Hayır. Ama Hürrem'i seyrediyorum" dedi:) Gözlemlerime göre Muhteşem Yüzyıl en çok beğenilen Türk dizisi. Bence bu durum son derece olumlu. Dizilerimizi sevenler bize hep samimi yaklaştılar. Ben nasıl Narcos'u seyrederken, her ne kadar konusu Escobar gibi bir psikopata dayansa da Kolombiya'yı görme hevesine kapıldıysam, diziler sayesinde Türkiye'yi görmek isteyenler de fazladır muhakkak. 
Ne diyeyim? Bize pek bir faydalarının olduğunu düşünmüyorum ama dışarıda gösterilenlerin bize dönük olumlu sonuçları olsun bari. 
    Dizi konusunu dizi dizi dizdim. Haydi şimdi Netflix'te biraz keşif yapayım ben:)











16 Ocak 2018 Salı

HOBİSİZ OLMAZ...

    Kitap, film, sergi vs. nereye kadar? :) Biraz da el emeği uğraşlarımdan bahsedeyim. Ne de olsa içimizde hamarat Türk kadını var:) 
    Amigurumi işine epeyi bir aklım yattı ama çok acemice ilerliyorum. Çözebildiğim kadarıyla yapıyorum bir şeyler. En son şu baykuş ailesini yaptım. Çok seviyorum baykuşlarımı.
    Oğlumun küçükken söylediği gibi "annesi, babası, oğlusu" :) Fotoğraftan belli olmuyor ama öndeki yavru baykuş birazcık daha küçük. 
    Geçen baharda yaptığım Hermione bebek daha zorluydu, bunların yapımı kolay ve çok zevkli. Daha önce görmeyenler için Hermione'yi paylaştığım yazının linkini şuraya bırakayım mı? İnsan göstermelere doyamıyor:) Elimde biten bir bebek daha var şu an, elbisesini düşünüyorum. Elimle dikeceğim çünkü, acemi işi olacak. Güzel olursa onu da paylaşırım:)

    Kanaviçe işlemeyi de çok seviyorum. Terapi gibi geliyor. Birkaç ay önce işlemeye başladığım kuşlarımı nihayet bitirdim ve geçenlerde Gemlik'e babaannemi ziyarete gittiğimde halamdan rica ettim onu yastık haline getirdi. Şimdi koltuğumu süslüyor.

    Yanına baykuş desenli bir yastık daha yapmayı düşünüyorum. Desen hazır. O kare şeklinde olacak. 
    Bu ara bunlara taktım. Ara ara yağlı boya tabloya dönme hevesim de geliyor. Epeyi bir süredir elime fırça almadım. Sanırım ona da dönüş yapacağım. El emeği çok önemli çok. Keyif vermesinin yanı sıra yaşla birlikte gelen unutkanlığı önlemek konusunda oldukça faydalı. Şahane işler yapanlar var, takip ediyoruz, görüyoruz. Onlara gıpta ediyorum ama kıskanmıyorum, ben kendi kuşlarımla, bebeklerimle gayet mutluyum:) Ya bana bir coşku geldi şimdi, daha önce yapıp kamuoyuna sunduklarımı bir kez daha şuracığa iliştirivereyim:) 
    Hobi 1
    Hobi 2   
    Hobi 3

    







21 Nisan 2017 Cuma

AMİGURUMİ HERMİONE YAPTIM!!!

    Amigurumi bebek yaptım!!! Diğer sosyal medya hesaplarımda paylaşmıştım, 
burada da paylaşmazsam çatlayacağım. Zira kendimle epeyi bir gurur duydum:) 
    Bir süredir dikkatimi çekiyordu bu bebekler. Enfes işler çıkaranlar var. Öncelikle kendime bir bebek örme fikriyle internette araştırma yapıp çalışmalara başladım. Sonra yeğenim Nisan'ın doğum gününün yaklaştığı geldi aklıma ve yeğenim son zamanlarda Harry Potter'ın dostu Hermione'ye kafayı taktığı için bu karaktere çevireyim dedim. 
Ve işte sonuç:)
    İyi ki çocuklar var. Hafta sonundan bu yana yaşadığım hayalkırıklığını yeğenimin doğum günü hazırlıkları ve Hermione bebeğe çok sevinmesiyle bir nebze unutmuş oldum. Aslında önümüzdeki hafta kutlama yapacağız fakat dün asıl doğum gününde verdim hediyesini. Çıldırdı tabii:) Beni de mutlu etti böylece.
    Fakat iyi uğraştım. İnce ince uğraştım. Aslında Amigurumi bebekleri örmek zor değil. Zor olan elbise ve aksesuarlarını yapmak. Bebeğimin cübbesini halamdan rica ettim. Çünkü makinem yok. Elimde dikebilirim fakat her şeyiyle tam olmasını istedim. Bunun için kalktım Bursa-Gemlik'e gittim:) Tabii ki ara ara gidiyorum ama bu kez de bebek bahanesiyle gittim ve halamı, babaannemi, kuzenlerimi de görmüş oldum:) Cübbeyi halam dikti fakat kurdelesi, etamin arması, atkısı gibi diğer tüm örme-dikme-işleme ayrıntıları bendenize ait. Harry Potter sevgimle konuya hakim olduğum için 
ince ayarları yapmak benim için zevkliydi. 
    Bebeğimin saçları da çok güzel oldu. Kahverengi yün ararken tesadüfen bulduğum Nako Ombre, Hermione'nin saçlarıyla neredeyse birebir örtüştü. 
    Zor olsa da sevdim bu işi. Ara ara değişik işlere kafayı takıyorum, şimdi amigurumi zamanımsa -ve aynı sabrı gösterebilirsem- değişik bebekler de yapacağım demektir. 















20 Nisan 2016 Çarşamba

İŞLER, GÜÇLER, BİR TAKIM UĞRAŞLAR...

    Bu aralar pek bir hamaratım, pek güzel şeyler yaptım. Paylaşmadan duramayacağım:) 
    19 Nisan, tatlı yeğenimin doğum günüydü. Onun için şeker hamuru kullanarak pasta yapmayı denedim. Son derece amatörce olmasına rağmen sonuç iyiydi bence:) 

    Şeker hamuru kaplamayla ilgili ya da gül yapmakla ilgili video falan seyretmiş değilim. Akılda kalanlarla, tahminlerle, tamamen doğaçlama. Alet edevat da yok. 
O yüzden harfler pek düzgün değil. Aslında sabretsem onları da düzgün yapardım ama normalde sabırsız bir insanım, ancak bu kadarına tahammül edebildim:) Bakalım, aklıma eserse farklı pastalar da deneyebilirim. Şeker hamurları kaldı elimde çünkü:)

    Bugünlerdeki bir diğer uğraşım da kanaviçe. Havalı ve modern ismiyle söyleyecek olursak "çarpı işi", İngilizcesini kullanmak istersek "cross stitch" :) Aslında epeydir kanaviçe yapıyorum. Baktım yaptıkça yapasım geliyor ve yaptıklarımı paylaştığımda sorup satın almak isteyenler oluyor, ben de Instagram'da ürünlerimle ilgili bir hesap açtım. Keyfimi ticarete döktüm diyebilirim yani. Şöyle şeyler var mesela.


    Bunlar sadece bir kısmı. Çerçevelenmeyi bekleyenler de var, yavaş yavaş ekleyeceğim hepsini. Pano yapmayı daha çok seviyorum ama kitap ayraçları da tasarladım. Bir de şöyle kolyeler yaptım ve yapmaya devam ediyorum:)
     Kanaviçe işlemek çok zevkli bir uğraş. Artık çok modern şeyler de yapılabiliyor. 
     Eğer cicilerimi görmek isterseniz Instagram hesabım pembexmavi. "Beni bozmaz, bir hobi sayfasını da takip edebilirim" derseniz ve hesabımı takibe alırsanız mutlu olurum:) Bu tip bir sayfayı takibi tercih etmeyenler olabiliyor çünkü. O yüzden ısrar yok. Ama yani takipçi sayım biraz artsın yahu! Aman beni tanısınlar diye sağa sola saldıran biri değilim, buradan duyuruyorum işte. Bloglar ne için var?:)
    İşte böyle... Hobi sahibi olmak iyidir, güzeldir. Benim için kesinlikle vazgeçilmezdir. Yazıyı okuyanların fikirlerini merakla bekleyeceğim.






    
    
     




   

3 Aralık 2015 Perşembe

YENİ YIL HEDİYESİ! YENİ YIL ÇEKİLİŞİ!

    Blog sahibi birçok arkadaşım zaman zaman çekilişler düzenliyorlar. Kitaptan makyaj malzemesine kadar çeşitli hediyeler ulaştırıyorlar takipçilerine. Bu çekilişlerin kimi verilen ürünün reklamına yönelik olsa da blogun yıl dönümü gibi özel günlerde kalpten gelen hediyeler de var. Okuma ve kitap temalı blogların bazıları ise ara ara kitap hediye ediyorlar ki bence hoş bir etkinlik bu. 
    Ben de bir hediye vermek istiyorum:) Bu kararı alınca yıl dönümü hediyesi olur düşüncesiyle, "Dur bakayım blogu ne zaman açmışım?" dedim kendi kendime. 
Tarih net olarak aklımda değil zira. 2009'da ilk yazıyı yazdığımı biliyorum sadece. Neyse, arşive baktım. 2009 yılının ağustos ayında Açılış başlıklı yazıyla ve gayet masumane duygularla giriş yapmışım blog alemine:) Yani ağustos ayını bekleyemeyeceğim bu durumda. O zaman yeni yıl hediyesi olsun bu. Tamamen gönlümden gelen, el emeği göz nuru bir hediye hazırladım. Küçük kanaviçe bir kedicik... İşte bu...
    Bir süredir kanaviçe desenler işlemekten alıkoyamıyorum kendimi. Bir başka deyişle etamin, bir başka deyişle çarpı işi, bir başka deyişle cross stitch... O kadar cici şeyler yaptım ki. İlerleyen günlerde paylaşırım. (Instagram hesabımda ara ara paylaşıyorum). Çocukluğumdan beri hobilerim olmuştur. Elim boş durmaz. Bu ara kanaviçeye takmış durumdayım. Tavsiye ederim. İnanılmaz zevkli ve stres karşıtı bir uğraş. 

    Şimdi gelelim çekilişimize. Kediciklerin seveni çoktur dedim ve bu figürü seçtim. Duvara asabilirsiniz, fotoğraftaki gibi de kullanabilirsiniz. Umarım beğenilir. Bu panoya sahip olmak isterseniz takipçim olmanız ve bu yazının altına yorum bırakmanız yeterli. Eğer isterseniz, daha fazla kişiye duyurabilmem için kendi blogunuzda bu çekilişten bahsedebilirsiniz. Fakat şart değil tabii. Dediğim gibi, takipçim olup yorum bırakanlar arasından çekiliş yapacağım. Benden bir arkadaşıma yeni yıl hediyesi gitmiş olacak böylece. Son katılım tarihini 15 Aralık 2015 olarak belirleyelim ki bir aksilik olmazsa yeni yıla kadar yerine ulaşsın. 
    Bakalım... Kalkıştık bir işe:) Umarım güzelce hallederim. Şimdiden teşekkür ediyorum ve bol şans diliyorum.





8 Ocak 2015 Perşembe

KAR TATİLİNDE NELER OLDU?

    Bir kar tatilinin daha sonuna geldik! Geldik mi acaba? Bilmiyorum:) Valilik ilerleyen saatlerde açıklama yapacakmış yarın için. Veliler "Okullar bütün hafta kapalıydı, binalar soğuktur şimdi, nasıl göndeririz yavrularımızı" serzenişleriyle baskıyı kurmaya başladılar bile:) İstanbul valisi için hazırlanan capsler harika bu arada. Bakıp bakıp gülüyorum.   

    Pazartesi günü okullarımızdan geldiğimizden beri dışarı çıkmadık Orhun'la. Çünkü hem tembel tembel takılmak iyi geldi, hem hava çok soğuk, hem de geç uyandığımız için biz dışarı çıkana kadar zaten çok da fazla olmayan karı talan ediyor çocuklar ve bize bir şey kalmıyor. Orhun bir yandan ders çalışıyor bir yandan internette arkadaşlarıyla oyun oynuyor. Hepsi çok mutlu ama -baltalı ilahlık yapacağım burada- dönüşte feci bir sınav trafiği onları bekliyor olacak:) Bu hafta her gün sınav vardı ve hepsi önümüzdeki iki haftaya ertelendi. 
    Kendi adıma keyifliyim fakat. Bu sene tekrar çalışma hayatına döndüğüm için kişisel keyiflerime daha az vakit ayırır olmuştum. 3 gündür nereye saldıracağımı şaşırdım:) 
Bir kitap okuyorum, bir yazı yazıyorum, bir kanaviçe işliyorum, bir resim yapıyorum, 
bir dizi izliyorum, bir müzik dinliyorum, bol bol internette gezinip oyun oynuyorum, gereksiz fotoğraf kolajları falan yapıyorum:) İnanılmaz! Az iş çok keyif! Ev işleri minimum düzeyde. 
    Bu tatlı tatil günlerinde en son okuduğum Hollanda'da Bir Cinayet'i bitirip yeni kitabıma başladım. "Sergey Nabokov'un Gerçek Dışı Yaşamı". İlginç bir kitaba benziyor.Ünlü Rus yazar Vladimir Nabokov'un kardeşinin yaşamını anlatıyor. Rusya'da geçen çocukluk, Paris'in sanat ortamında şekillenen gençlik, İkinci Dünya Savaşı sırasında Berlin yılları ve  Nazi toplama kampında son bulan bir hayat. İki kardeşin karmaşık ilişkisi ve Sergey'in erkeklere olan ilgisi... Hali hazırda okumaktayım. Sevdim. Bitirince paylaşabilirim belki.

    Yine bu günlerde Breaking Bad'i tamamladım. Son sezonun ortasında takılıp kalmıştım, vakitsizlikten seyredemiyordum bir türlü. Nihayet bitirdim. Valimiz sağ olsun:) Söylemeye gerek yok, harika bir dizi. Arka planında insan psikolojisinin irdelendiği dizileri, filmleri, romanları seviyorum.
   
    Geçen yazın fotoğraflarını karıştım bol bol ve yeni bir gezi yazısı da ekleyebildim bloga. Bir önceki post çok beğendiğim Kıyıköy hakkında oldu. İyi de oldu.

    Beni takip edenler (Özellikle İnstagram'da) çarpı işine yani kanaviçeye sardığımı bilirler. Müthiş rahatlatıyor. En son bunu bitirip şuna başladım. Siyahlı olanın deseni nedir sizce? Ortaya çıkmaya başlamış mı? :)   

    
    Bu aralar canım feci şekilde yağlı boya yapmak istiyor ancak ön hazırlığı biraz zahmetli olduğu için ve çalışma bitmeden boyaları, takım taklavatı toplayamayacağım için şu an o işe girişemiyorum. Sömestr tatilinde başlarım belki. Bu arada ufak tefek çizimlerle yetindim. Gezip gördüğüm ülkeleri simgeleyen bir şeyler yapayım dedim. Güya çizeceğim, kolaj yapacağım ve blog sayfasına başlık olarak ekleyeceğim. 
Plan bu da... Ölme eşeğim ölme durumları... Dün akşam çizdim bunları. Aceleye geldi ama çok da fena değiller sanki.    

    
    Ve müzik... İki-üç gündür İrlandalı genç şarkıcı Hozier'in Take Me To Church şarkısına fena taktım. Döndüre döndüre dinliyorum. Geç keşfettim ama tek kelimeyle bayıldım! İlk önce ses etkiledi beni. Sonra sözler... Her dinlediğimde duygulanıyorum. Ses, müzik, sözler bir olmuş kalbime kalbime işliyor! Aslında bir isyan şarkısı ama 
bu kadar mı yumuşacık isyan edilir arkadaş! Gündeme de cuk oturan bir şarkı. 
Teröre, faşizme, dayatmaya, cahilliğe, her türlü kötülüğe yeter artık! Haberler berbat, televizyonu açasım yok, gazete okuyasım yok. Benimki bıkmış insanların kitaplara, filmlere, sanata umutsuzca sarılması durumu biraz da. Güzel güzel başlamıştım yazıya yine söz döndü dolaştı tatsız gündeme geldi. Ben en iyisi kitaplarıma resimlerime döneyim. Derkeeen! Aklıma geldi! En iyisi e-okul'a gireyim ben. Sömestr yaklaşıyor. Yaklaşık 1000 kadar öğrenciye tek tek davranış notu girmem lazım. Evet, yanlış okumadınız, yaklaşık 1000:) Bu gece de onlarla uğraşayım. Çok oturduk, çalışmak lazım. Sezer kaçar! 






1 Haziran 2014 Pazar

BUGÜNLERDE...

    En son ne zaman uğradım buralara? Çok oldu. 
    Soma'daki facia hepimizi üzdüğünden beri -konuya dair bir paylaşım hariç- hiçbir şey yazmak, anlatmak istemedim. Gündelik yaşantımda da enerjimi toplayana kadar zorlandım açıkçası. Bu keyifsiz günlerde normal yaşantıma dönmemi sağlayan en önemli şey yine sanat oldu. Amatörce uğraştığım, uğraşmaktan keyif aldığım resim sanatına dair düzenlediğimiz etkinlik, bu aralar beni en mutlu eden olaydı.           Devam ettiğim yağlı boya resim kursundan arkadaşlarımla birlikte bir sergi düzenledik. Beylikdüzü Belediyesi Kültür Merkezi'nde oldu sergimiz. 19 Mayıs 2014 günü açılışımızı yaptık ve bir hafta boyunca sergiledik çalışmalarımızı. 

   
    Daha önce duyurup yakınlarda oturan arkadaşlarımı sergimizden haberdar edebilirdim normal şartlarda ama dediğim gibi Soma'da kaybettiğimiz onca canın acısı tazeyken yapamadım, içimden gelmedi.
    Zor zamanlarda insanı rahatlatan, bir parça nefes almasını sağlayan meşguliyetler, uğraşılar iyi ki var. Profesyoneller için sanat, amatörler için hobi, her neyse... Edebiyat, müzik, sinema, tiyatro, resim, heykel vs. İyi ki var. Hem hayat gailesi içinde nefes almak için, hem de olan biteni yansıtmak için lazım sanat. Nuri Bilge Ceylan'ın Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye'yi alması örneğin. Hepimizi nasıl da mutlu etti, gururlandırdı birden bire, öyle değil mi? Umut verdi. Bir yandan bu haberle mutlu olurken, bir yandan da üzerimize çöken ağır havayı hafifletebilmek için kitaplara sığınmadık mı çoğumuz? Sığındık. Çok kişiden duydum bunu. 
    İşte ben de iki-üç hafta önce yaşadığımız o kahredici günlerde bir yandan olan biteni takip ederken, bir yandan da sergiye resim yetiştirmeye çalıştım. Sonrasında bir hafta içerisinde sergiye ziyarete gelen arkadaşlarımı karşıladım, salona gidip gelmeye devam ettim. Keyfimiz yoktu ama moral bozukluğumun kronik hale gelmemesi için tam da zamanında yetişti bu sergi. Toparlanmak gerekli. Olan bitenden haberdar olabilmek için, haksızlıklara karşı gelebilmek için, mutlu olmak ve mutlu edebilmek için önce dik durmamız, ayakta kalmamız gerekli. 
    İyi ki çocukluğumdan beri hevesli olduğum halde, geç de olsa vakit ayırabildim yağlı boyaya. Şu aşamada kendi adıma gidişattan memnunum, keyifliyim. Daha çok çalışmam gerektiğinin bilincinde olarak resimlerimi paylaşmak istiyorum sizlerle.     Ve herkese kendi zevkine, vaktine, yeteneğine, hevesine uygun sanatsal uğraşılar tavsiye ediyorum. Bir de bu uğraşıları gönül rahatlığıyla gerçekleştirebileceğimiz sağlıklı ortamlar diliyorum. Yaşam enerjimizi sömürenlerin hayatlarımızdan uzaklaşması dileğiyle...














   

8 Ocak 2014 Çarşamba

NELER YAPMIŞIM NELER!


     
    Geçen sene bu zamanlarda merak sardım çarpı işine. Eski tabirle kanaviçe ya da etamin de diyebiliriz tabii. Yaklaşık 1 yıldır çarpı üzerine çarpı ekliyorum dostlar:) Kendimi durduramıyorum:) Paylaşmak da hoşuma gidiyor açıkçası. İnstagram'a ve Facebook'a ekliyorum yaptıkça ama burada da paylaşayım mı birkaçını?

     En son bunu bitirdim mesela. Annemin yeni evi için yaptım. Kendisi son derece zevklidir, evini gayet sade ve modern bir şekilde döşedi ve bu güzel kadın evine çok yakıştı.


    Yaz sonunda ailemize yeni bir bebeğin katıldığını söylemiştim. Kuzenimin küçük bebişi Parem'in odası için de bunu işledim.


    Şimdi en başa dönüyorum. Mutfağımda Amerikan tarzı masanın üst kısmında boş bir alan var. Boş bir duvar var yani. O kısmı irili ufaklı, renk renk etamin tablolarla doldurmak için başlamıştım bu işe. Tam da böyle... Ufak ufak...


Zamanla üzerine eklemeye başladım. Bu dondurma gibi mesela.


Sonra bu şarap şişesi ve kadehi gibi...


En sonunda bu aşamaya geldim.


    Geliştirmişim sanki değil mi? Arada başka ufak tefek yaptıklarım da var mutfak için. Hepsi çerçevelenmeyi bekliyor. Farklı farklı renklerde çerçevelenecekler. Aklımda olan 1-2 tanesini de işleyince hepsini güzelce yerleştireceğim duvara.    O zaman da paylaşırım. 
    Bir de aklıma estikçe yaptığım kitap ayraçlarım var ki onların ufak bir işleri kaldı, tamamlayınca paylaşacağım hepsini. 
    Desenleri internetten buluyorum. Çoğu şablonsuz oluyor. Yani aynı benim gibi yapıp paylaşmışlar, ben de o paylaşımlardan bakarak çıkarıyorum. Pek akıllı işi değil yani ama çok seviyorum çarpı işini. Çocukken de severdim. Kaptırdım gidiyorum bakalım:) Denemeyenlere tavsiye ederim. Stres atmak için birebir, üstelik çok da keyifli. 




10 Ekim 2013 Perşembe

YAĞLI BOYA ZAMANI


    Yaz bitti, sonbahar çok çabuk geldi. Okullar, kurslar açıldı. Yani hobi mevsimi de geldi bir bakıma. Bu sene yağlı boyayı ilerletmek istiyorum. Geçen sene başlangıçtı benim için. Bu kış üşenmeyip çalışırsam çok güzel olacak. Geçen sene 2 tane yağlı boya tablo yapabildim ancak. Çünkü çok yavaş, çok titizlenerek çalışıyorum. Neler yaptığımı göstereyim mi?
   
    İlk olarak bu gülleri yaptım:


    Bu bir ressamın eserinden kopya. Fakat ressamı bilmiyorum. Hocamızdan almıştım resmi. Aslında bir ressamın eserini tekrar yapmak istemiyorum. Bu tamamen ilk denemem olduğu için seçilmiş bir resim. Bir daha çiçek yapacağımı da sanmıyorum. Yine de ilk çalışma için iyi oldu bence. Fotoğrafta iyi çıkmamış, kendisi daha canlı tabii ki.

    Bu da benim hüzünlü balerinim. İkinci çalışmam. Yazın bitirdim bu resmi. Bunu fotoğraftan çalıştım. Ne yalan söyleyeyim beğendim balerinimi:) 


    İşte böyle. Şimdilik 2 adet eserle karşınızdayım:) Bir süre fotoğraftan çalışmaya devam edeceğim. Amacım zamanla kendi kompozisyonlarımı oluşturmak. Umarım yapabilirim. 
    Kış mevsimi, hobi mevsimi... Çalışmaya devam...





11 Nisan 2013 Perşembe

SIRA GUAJ BOYADA...


    Resim kursum devam ediyor. Sulu boyadan sonra guaj boyaya geçtik. İlk başta guaj boya ile aram iyi değildi ama yavaş yavaş ona da alıştım:) Şu iki resmi yaptım. 

    Bunlar ispinozlarım...



Bu da küçümencik bir oğlan. Bir şeye kızmış:)



    Orjinallerinin daha iyi olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Fotoğraflarını çekerken parlamışlar çünkü. 
   Yüz boyamak zor. Çok iyi olmadı ufaklığın yüzü ama yapa yapa alışacağımı düşünüyorum. Kursta benden başka figür çalışan yok:) Ben sevdiğim için cesaret ediyorum. Denemeden öğrenemeyiz ama değil mi? 
    Bu hafta yağlı boyaya geçeceğiz.  Öğretmenimiz guajlarımı beğendi ve yağlı boyada zorlanmayacağımı, onun daha kolay olduğunu söyledi. Bakalım, göreceğiz. Dün yağlı boya malzemelerimi aldım. Boyalar, fırçalar, keten yağı, terebentin, boya çantası, fırça çantası, palet vs. vs. vs. Açıkçası yağlı boya öğrenmek için sabırsızlanıyorum. 
    Şu aşamada fotoğraftan ve başka sanatçıların resimlerinden çalışıyorum fark edildiği gibi. Amaaaa! Bir gün ben de kompozisyonlar oluşturacağım. İnanıyorum:)



    

1 Mart 2013 Cuma

SULU BOYA ZORMUŞ:)


 

    Resim kursunda sulu boyaya geçtik. Bu aşamada biraz moralim bozuldu. Çünkü sulu boya ile resim yapmak zor. Renkleri tutturmak, renk geçişlerini sağlamak çok kolay değil. Geri dönüşü yok çünkü. Suyun kurumasını beklemek, ya da tam tersi gerekirse beklemeden yeni rengi sürmek vs. işleri de cabası. Ama ben yine de seviyorum sulu boyayı. Deneye deneye öğreneceğiz sonuçta. İlk 1-2 boyamamdan nefret edip buruşturup attım ama yapmaktan vazgeçmedim. Ama daha çalışmak lazım, o kesin. Az laf, çok iş diyorum ve en son yaptığım bu iki resmi beğenilerinize sunuyorum efenim:)









19 Ocak 2013 Cumartesi

RESİM, ÇARPI İŞİ FALAN FİLAN...




   Galiba delirdim. Bir resim yapıyorum, bir çarpı işi:) İkisine kafayı taktım bu aralar. Resim kursum devam ediyor. Bugün mürekkep çalışması yaptık. Bu çıktı:)


   Resimden sıkılınca çarpı işi yapıyorum. Nam-ı diğer Cross Stitch:) Çekirdek yemek gibi, işledikçe işleyesi geliyor insanın:) Ben mesela şunu işledim. Kendime kitap ayracı yaptım.


   Yeni başladığım için ufaktan ufaktan çalışıyorum. Mutfak duvarı için şirin şirin şeyler yapıyorum örneğin. Onları irili ufaklı renkli çerçeveler içine koyacağım. Ve bitmiş halini duvara asınca göstereceğim. 

   Kitap ayracımı bugün kullanmaya başladım. Şu günlerde Stephan King'ten 22/11/63'ü okuyorum. Ve kaldığım yeri unutmamak için de... Bu güzelim ayracı kullanıyoruuuuum:)







3 Nisan 2012 Salı

KATI' SANATI

    Katı' sanatını duydunuz mu? "Kağıt Oyma" anlamına gelen katı' sanatı, geleneksel Türk süsleme sanatlarından biridir. Ancak Ebru, Minyatür, Hat, Tezhib gibi sanatlara nazaran daha az bilinmektedir. O nedenle bir dönem benim de ilgilendiğim bu narin ve keyifli sanat dalını elimden geldiğince tanıtmak isterim.
Dürdane Ünver
    Katı' sanatı öncelikle kitap sanatıdır. Eskinin zarif insanları kitap kapaklarını, sayfalarını, el yazmalarını süslemek için katı' sanatından da yararlanmışlardır. Ayrıca hat levhalarda ve yazı çekmecelerinde de kullanılmıştır. Orta Asya'da deri oymacılığıyla başladığı ve İslam dünyasına Orta Asya'dan geldiği düşünülmektedir. Beylikler Dönemi'nde de görülen katı' süslemeler, özellikle Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni  Sultan Süleyman zamanlarında en güzel örneklerini vermiştir. 17.yüzyılda ülkemizi ziyaret eden batılı seyyahlar aracılığıyla Avrupa'ya taşınmış olan bu sanat dalı, orada "silhouette" yani "gölge" adıyla tanınmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun gidişatına paralel olarak bu sanat dalı da 18.yüzyılda gerilemeye başlamış, 19.yüzyılda artık eski canlılığını kaybetmiştir. Katı' sanatının tekrar gün ışığına çıkmasını sağlayan kişi, asıl mesleği doktorluğun yanı sıra geleneksel Türk sanatlarının gelişmesinde de büyük katkıları olan; tıp tarihi ve kültür tarihi alanlarında pek çok çalışması bulunan Ord.Prof.Dr.Süheyl Ünver'dir. Yurt içinde ve yurt dışında yaptığı araştırmalar ve kendi çalışmaları sayesinde oluşturduğu arşivini Süleymaniye Kütüphanesi'ne bağışlamıştır. Kurucusu olduğu Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı'ndaki görevi sırasında haftada bir gün öğrencilerine katı' dersleri vererek bu sanatın unutulmamasını sağlamıştır.
Dürdane Ünver
    Bu kadar tarihi bilgiden sonra... Gelelim katı' sanatının inceliklerine... Katı' bugün kitap içlerinde ve kapaklarda kullanılmıyor tabii ki. Ancak çok güzel tablolar hazırlanıyor.  Origami kağıtları ve ebrulu kağıtlar kullanabileceğiniz gibi sulu boya ile gönlünüze göre boyadığınız kağıtları da kullanabilirsiniz katı' yapmak için. Bazen motiflere göre yalın kat oyma yapılır. Oyulup çıkarılan motife "erkek oyma", oyulan kısma "dişi oyma" denir. Bazen de oluşturulan motifler üst üste yapıştırılarak katı' oluşturulur. Örneğin kat kat yaprakları olan bir çiçek gibi... Oyma işlemi için kretuar, kesme işlemi için manikür makası kullanılır. Motifleri birbirine ve paspartu zemine yapıştırmak için nişasta, az miktarda şap ve sudan oluşan karışım kullanılır. Tüm bunların karışımı, hayal gücü, el emeği ve göz nuruyla renk renk çiçekler ve kuşlarla dolu bahçeler, vazolar oluşturulur. Katı' yapan kişiye "katta" denir. Geleneksel Türk sanatlarında kullanılan bilindik motifler katı' sanatında da yer alır. Tezhip, ebru, minyatür, hat ve katı' aynı tablo içerisinde kullanılabilir. Tecrübeyle sabittir ki katı' çok farklı, incelikli ve zarif bir uğraştır. 
Müjgan Başköylü
    Bugün bu sanatın en önemli ismi Dürdane Ünver'dir. Bir çok sergi açmış, öğrenciler yetiştirmiş, hazırladığı bir raporla bu sanatın MEB tarafından resmi kabulünü sağlamıştır. Ben çok kısa bir süre de olsa kendisinden ders alma ve tanışma şansına sahip oldum. "Şansına" diyorum çünkü Dürdane Hoca, bilgisiyle, görgüsüyle, tarzıyla, sıcacık kalbiyle bir tanıyanın bir daha bırakmak istemeyeceği çok özel bir insandır. Ayrıca Süheyl Ünver'in gelini olup, bu sanatı bizzat ustasından öğrenmiştir. Dürdane Ünver şu an Ümraniye'de Mim Sanat Akademisi'nde ders vermeye devam ediyor. Kendisini tanımak isteyenler akademinin sitesini ziyaret edebilirler. 
Müjgan Başköylü
    Şimdi ben bu yazıya çeşitli fotoğraflar ekledim. Ama gerçek güzellik fotoğraflarda belli olmuyor ne yazık ki. Usta elden çıkmış güzel bir katı' eseri birebir görünce etkilenmemek, verilen emeğe hayran olmamak elde değil. Fotoğraflarda her şey çizim gibi görünüyor. Belirtmeliyim ki çiçekler, ağaçlar, dalgalar, kuşlar... Hepsi kesme ve yapıştırma. (Zannediyorum 18 Nisan'a kadar Bezmialem Üniversitesi'nde Dürdane Ünver ve öğrencilerinin katı' sergisi  var. Eğer yolunuz düşerse ziyaret edebilirsiniz.)
Dürdane Ünver
    Kağıt oyma sanatı tüm dünyada var aslında. Örneğin ünlü ressam Henri Matisse'in de bu tip eserleri var. Ancak bizim katı' çalışmalarımız, kökü geçmişe uzanan, tarihi bir alt yapısı olan, özel ve güzel çalışmalar diye düşünüyorum.
Dürdane Ünver
Dürdane Ünver (çiçeklere dikkat:))
    
Dürdane Ünver (minyatür ve katı' beraber)
Müjgan Başköylü
Dürdane Ünver
    Kısa bir deneyimim oldu demiştim ya hani. Bir hevesle başlamıştık ama elde olmayan sebeplerden dolayı kurs bitti. Benim sevdam başlamadan bitti gibi bir şey oldu. Aşağıdakiler o deneyimden:) Bunlar malzemeler. Kretuar, cımbız, makas...




    Ebrulu ve boyalı renkli kağıtlarım. Çocukluğumdan beri bitmiyor sanatsal çabalarım:) Evim cam parçaları (mozaik), kağıtlar (katı'), yünler, şişler, tığlar, kurdeleler, kalemler, fırçalar vs. ile dolu:) Ben çocukken annem sinir olurdu (çünkü çok titiz bir insandır kendisi) bazen çok sinirlenince toplayıp atardı ortalarda gördüğü dağınıklarımı:) (Sanat düşmanı:))Hala sinir oluyor gerçi:)



    Kesilmiş, yapıştırılmayı bekleyen dallar, yapraklar... Vallahi çok düzgün kesiyordum ben:) Tekrar mı başlasam acaba?Heveslendim bak şimdi.




    Bunlar da ilk çalışmalar. Tamamen başlangıç seviyesi. Çooook basit bunlar. Gerçek katı' böyle değil tabii ki...


Sezer :)))


Sezer :))

Sezer :))

       Nasıl? Beğendiniz mi?

       Kaynak: Türk Süsleme Sanatlarında El İzleri - TBMM Milli Saraylar Yayınları.