Estonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Estonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2019 Cuma

TALLİNN GÜNLÜĞÜ...

    Aslında Tallinn'i çok anlattım ve özellikle kent hakkındaki ilk yazılarım oldukça kapsamlı ama her gittiğimde farklı şeyler yapabildiğim için, Helsinki gezisine geçmeden önce yine biraz Tallinn'den bahsedeceğim. 
     Geçtiğimiz hafta, bir önceki yazıda belirttiğim nedenlerle Tallinn'deydim. Bembeyaz günlerini kaçırmışız. Kışları sert geçen şehre ulaştığımızda güneşli bir hava vardı. Karlı görüntüler ancak geniş alanlarda ufak ufak çıkıyordu karşımıza. Orhun yurt odasına yerleşti, bense çok sevdiğim Rottermani bölgesinde ayarladığım otelime. Rottermani, Tallinn'de eski fabrikaların mağaza ve kafelere dönüştürüldüğü hoş bir bölge. 

    Odamın geniş penceresi, çok uzakta olmayan tarihi kent meydanının manzarasına hakimdi. Yolculuğa çıkmadan önce fazlasıyla dolu olan zihnimi sabah uyanır uyanmaz ve özellikle de akşamları bu manzarayı izleyerek boşaltmaya çalıştım. Bir akşam müthiş bir aydınlık uyandırdı beni. Sabah olmadığını biliyordum. Estonya bir kuzey ülkesi. Yazları neredeyse tüm gün aydınlık, kışın ise günün çoğu karanlık. Yani uyandığım o saatlerde havanın aydınlanmış olmasına imkan yok, güneşin doğmasına daha vakit var. Meraklandım, ayağa kalktım ve perdeyi açtım. Odam bir anda ayışığıyla doldu. Dolunay zamanı olduğunu biliyordum aslında. Uyanır uyanmaz bu olasılık neden aklıma gelmedi bilmem.

    Ay tam karşımda o kadar güzel parlıyordu ki. Evimizdeki pencerelerden ne yazık ki ayı bu konumda göremiyoruz. Her zaman yaşayacağım bir olay değil. Mutlu oldum. Dakikalarca eski şehrin gölgelerini seyrettim. Bir yanda 13.yy.da , diğer yanda 12.yy'da yapılmış iki kilisenin göğe uzanan kuleleri. Arada yine uzak zamanlarda inşa edilmiş irili ufaklı bir çok bina... Birden tuhaf bir hisse kapıldım. Tallinn çok iyi korunmuş bir Ortaçağ şehri. Mesela 1500'lerde benim gibi biraz yüksekten bakan biri de aşağı yukarı bu manzarayı görüyordu. Ve ay her akşam o saatlerde yine oradaydı. Yüzlerce yıl önce yaşamış herhangi biriyle bütünleşmiş hissettim kendimi. Yaşama dair daha birçok şey geçti aklımdan ama şu an tarifi imkansız, o ana özel bir şeydi. O anı yaşadığıma şükrettim. 

    Sabahları kendimi erken uyanmak için hiç zorlamadım. Öncelikli amacım dinlenmekti ne de olsa ve tabii biraz da şehre defalarca gelmiş olmanın, çok yerini görmüş olmanın rahatlığı vardı, bu kez günü değerlendirmek için erkenden dışarıya fırlamama gerek yoktu. Orhun gündüz okulda. Ancak akşam yemeklerinde bir araya geldiğimiz için onunla buluşana kadar kafama göre gezdim. Geç kahvaltımı yaparken kitabımı okudum. Üşüdükçe girdiğim, çay ya da kahve içtiğim kafelerde yine kitabımı okudum. Hemen hemen her yerde internet var ama mümkün olduğu kadar az baktım telefon ekranına.
   

"Gülümsemek küçük bir eylemdir ama etkisi büyüktür" anlamına gelen sözler

    Tallinn'de görmediğim çok çok az müze kaldı. Eşimle geldiğimizde ikimizin ortak keyif alacağı müzelere giriyoruz. Bu kez o yanımda yokken, onun çok da tercih etmeyeceği müzelerden ikisini daha ziyaret ederek hepsini bitirmeye yaklaşmak istedim. Zaten hava da soğuk ve soğuk havada yapılacak en güzel şeylerden biri müze ziyareti. Bir gün tarihi kent meydanındaki Fotoğraf Müzesi'ne gittim. Tahminimden daha kapsamlı çıktı. Eski fotoğraf makinelerinin sergilenmesinin yanı sıra Estonya'da fotoğrafçılığın tarihi de ilgi çekecek bir düzenlemeyle sunulmuştu. 
    
    Eski fotoğraflara, hepimiz gibi tarihin penceresinden şöyle bir göz atıp geçmiş insanlara bakıp hayâller kurdum. Müze binasının 14.yy.da şehir hapishanesi olarak kullanılmış olması zaman zaman hayallerime farklı bir yön verdi.



    Güncel bir sergi de vardı müzede ama bana eski fotoğrafların tadını veremediler. O gün eşimin doğum günüydü ve tanıştığımızdan beri askerlik hariç ilk defa doğum günlerimizden birinde ayrı kalmıştık. O, dünyanın Orta Doğu tabir edilen kısmında Katar'daydı bir süreliğine. Bense çok daha kuzeyde, Baltık kıyısında bir ülkedeydim. Neyse ki 2019'dayız, müze defterine doğum gününü kutlayan bir mesaj yazıp, fotoğrafını çekip gönderdim kendisine:)


    Bir başka gün çok sevdiğim Kadriorg Sarayı Parkı'na uzandım. Bu parkı yaz kış çok seviyorum. Büyük Petro'nun karısı Katerina için yaptırdığı, Estonya'ya avlanmak için geldiklerinde kullandıkları küçük bir saray var burada. Ve yemyeşil kocaman bir bahçe. Sarayı daha önce iki kez ziyaret ettim. Bu kez sarayın hemen karşısındaki Mikkeli Müzesi'ni göreceğim. Katerina ve Petro zamanında müze binası sarayın mutfağı olarak kullanılmış. Bugün özel bir koleksiyona 
ev sahipliği yapıyor. Antika dükkanlarında yöneticilik yapmış olan Johannes Mikkel, özel koleksiyonunu Estonya Sanat Müzesi'ne bağışlamış. Bu şirin müze böylece oluşmuş. 

    Johannes Mikkel koleksiyonunda ağırlıklı 16 - 17.yy'lar olmak üzere Avrupa Resim Sanatı'ndan örnekler, seramik eserler, biraz da mobilya var. İyi bir koleksiyon, keyifli bir müze. Burada da epeyi bir zaman geçirdim. 



    Mikkel Müzesi'nde "Paranın Sanatı" konulu geçici bir sergi daha vardı. Geçmişte kullandıkları paraların üzerlerindeki resimler ve hikayeleri anlatılıyordu. 

    İlgi çekici bir sergiydi. Para berbat bir şey ama onun bile estetik bir yanı var. İleride kağıt para kullanmayacağız ve bu sergiyi gezerken şunu anladım ki basılı parayı yine de özleyeceğim. 
Kağıt paranın nostaljisini yapacağımız günler de olacak. Böyle sergilerde yaşayacak ancak.

    Bu şehre her geldiğimde muhakkak uğradığım bir yer var. Eski kente giriş yapılan sokaklardan birinde yer alan bir sahaf burası. Raamatukoi...
    
    Sanki Estonca ya da Rusça biliyormuş gibi epeyi bir vakit geçiriyorum burada. Ama öyle güzel bir havası var ki dükkanın. Kitaplar öyle güzel ki. Hemen girişteki şu bavulun içindeki kitaplara bayılıyorum. Mesela fotoğraftaki kitap altmış yaşında. Fiyatı 50 Cent. 
    1 Euro'ya, 50 Cent'e çok güzel eski kitaplar var. Bazen dayanamıyorum alıyorum. Hepsi de resimli çocuk kitabı. Biri resimli çocuk şiirlerinden oluşuyor ve ben sayfalarını çerçeveleyip duvara asmayı düşünüyorum. Bu dükkandan muhakkak aldığım şeylerden biri de yaka iğneleri. Eski yaka iğneleriyle, rozetlerle dolu kutular var, onları karıştırmak çok keyifli. Rus döneminden kalma eşyalar bunlar. Örneğin 1980 yılında yapılan Moskova olimpiyatlarının anı rozetleri çok. 
Pek tabii daha eski tarihliler de var. Gömleklerime, kazaklarıma takıp kullanıyorum.

    İşte böyle. Aheste günler yaşadım Tallinn'de. Ardından, Orhun'un derslerine göre ayarladığımız iki günü değerlendirip Helsinki'ye geçtik beraber. İlk defa gördüğüm bu şehrin izlenimlerini bir sonraki yazıda anlatacağım. Tallinn bana yine çok iyi geldi. Bu şehre gitmeden önce bilgilenmek için bir şekilde bu sayfaya gelmiş olanlar varsa -ki ben bir yere gitmeden önce çok fazla blog yazısı okurum- kendilerini önceki yazılarıma yönlendirmek isterim. Özellikle ilk yazılarım turistik olarak neler yapılacağını ayrıntılı olarak anlatmakta. Sayfanın sağ tarafındaki etiketler kısmında "Tallinn" ve "Estonya" konulu etiketlere tıkladığınızda hepsi karşınıza çıkacaktır. Instagram'da tüm Tallinn fotoğraflarımı da #sezertallinnde etiketi altında görebilirsiniz. 
    Helsinki'de görüşmek üzere...





29 Haziran 2018 Cuma

TALLİNN NOTLARI...

    Geçtiğimiz mayıs ayının son haftası Orhun'un eşyalarını toplamasına ve taşımasına yardım için yine Tallinn'deydik. Bir dönem daha bitti ve 3.sınıfa geçti. Bir önceki yazıda bahsettiğim gibi 
o birkaç günlük seyahat bizim için son derece faydalı oldu, ruhumuza iyi geldi.
    Daha önce Tallinn hakkında defalarca yazdım. Özellikle ilk yazılarım en kapsamlı olanlardı. 
O zaman epeyi bir kalmıştık şehirde. Sonra sonra yazıların muhteviyatı azaldı. Çünkü gidip gelmeler çoğalınca seyahatlerin süresi kısaldı. Ancak her seferinde yeni yerler keşfetmeyi ihmal etmedik. Küçücük bir şehir ama her seferinde görecek yerler bulduk. Mesela bu sefer daha önce gitmediğimiz TV kulesini gezdik. O kadar keyif alacağımı tahmin etmezdim ama tersi oldu, iyi ki gitmişiz dedim. O zaman şimdi minik bir Tallinn rehberi daha gelsin. Okumayan ama merak edenler için daha önceki yazıların linkini en alta bırakırım.


    Tallinn Mayıs ayından itibaren bambaşka bir havaya bürünüyor ve cıvıldamaya başlıyor. 
Uzun kış gecelerinde evlerine kapanan şehirliler sokaklara, parklara çıkıyorlar, turistler artıyor ve peş peşe festivaller düzenleniyor. Rengarenk çiçeklerin parıltısı berrak mavi göğün etkisiyle iyice artıyor. Burada abartma sanatını kullanıyor değilim. Cidden durum bu. Mayıs ayından sonbahara kadar olan dönem içinde tüm renkler çok canlı Tallinn'de. İssiz, pussuz. Instagram'a fotoğraf eklerken hiçbir filtreyi kullanmaya, renklerle oynamaya gerek kalmıyor:)
 
    Çiçek dedim, festival dedim... Çiçek festivalinden bahsetmeden olmaz o halde. Mayıs ayının sonlarına doğru başlayan çiçek festivali Ağustos sonuna kadar sürüyor. Ortaçağdan kalma eski şehir surlarının hemen dışında genişçe bir alan çiçek sergilemelerine ayrılıyor. Birçok ülkeden katılımın olduğu sanatsal bir etkinlik bu. Doğanın ve sanatın iç içe olduğu bir etkinlik. 
Her serginin başında bilgilendirme yazıları yer alıyor. Gezmesi, incelemesi çok keyifli.
Bu sergide Babil'in ve Asur'un kraliçesi olduğu söylenen Semiramis'in hikayesi var.
    Festival yeni başladığı için çiçekler yeni ekilmiş tabii. Yeni yeni çıkmaya başlamışlar. Tamamen coştuklarında daha güzel oluyor. Orhun'un okula başladığı ilk yıl o halini de görmüştüm, inanılmaz hoştu.
    Bu sene Türk sergisi de var Tallinn çiçek festivalinde. Konya, Antalya ve Samsun belediyelerinin işbirliğiyle hazırlanmış. Selçuklu yıldızı formundaki çalışma güzeldi ve romantik şehrin surlarına çok yakışmıştı.

 
    Çiçek bu şehir için önemli. Baharla birlikte çiçek pazarları da hareketleniyor. Herkesin elinde çiçek buketleri görüyorsun. Birbirlerine ziyarete giderken çiçek götürüyorlar. Eğitim yılının başladığı Eylül'ün ilk günü ilkokuldan üniversiteye kadar istisnasız her öğrencinin ve öğretmenin elinde çiçekler oluyor.
 
    Bu sefer dayanamadım ve İstanbul'a çiçek taşıdım. Hep yapmak istiyordum. Şunları seçtim. Evimize renk getirdiler. 
 
    Baharda sadece festival alanı değil tüm parklarda ekim yapılıyor. Yani şimdi gerçekten 
insan ya da cinsiyet ayırmak istemem ama bizim şehirlerde yol kenarlarında, parklarda çiçek ekimi yapanları hatırlayınca orada aynı işi pırıl pırıl, güzel kadınların yapıyor olması ilginç geliyor:) Ne yapayım, durum bu:)
 
    Kadriorg Sarayı bahçesinde çiçek düzenlemesi yeni yeni başlamıştı örneğin. Siz bir de temmuz, ağustos aylarında görün bu bahçeyi. Rengarenk oluyor.

    Kadriorg Park, her Tallinn ziyaretinde muhakkak uğradığımız yerlerden biri. Çok seviyorum bu parkı. Deli Petro'nun karısı Katerina için yaptırdığı yazlık sarayın bulunduğu alan oluyor kendisi. Meşhur karı-koca tabii ki Rusya'da yaşıyorlar ama ara sıra buraya ava gelmeyi ihmâl etmiyorlar.
 
    Kadriorg Park bugün şehir halkının en gözde dinlenme mekanlarından biri. İşten ya da okuldan çıkınca gidiyorlar, yayılıyorlar çimenlere. Bizdeki gibi yeme-içmeli yayılmak değil bu. Sohbet ediyorlar, güneşleniyorlar, kitap okuyorlar. Genç anneler bebeklerini gezdiriyor. Sporunu ihmal etmeyenler koşuyorlar ya da bisiklet sürüyorlar. İnanılmaz seviyorum bu parkı.
 
    Her seferinde muhakkak uğruyoruz ama bu kez daha fazla uğrayıp şehirliler gibi çimenlere uzandık biz de. Güneşin, yeşilin, sessizliğin  tadını çıkardık. İstanbul'un karmaşasından yorulmuş ruhumuza nasıl iyi geldi anlatamam.
 
    Daha önce görmediğimiz bölümlerini gezdik. Mesela Japon bahçesini...


    Burası büyük bir park. Bünyesindeki sarayı da gezebiliyorsun ve biri çağdaş sanat müzesi olmak üzere birkaç müzeyi de ziyaret edebiliyorsun.
    
    Tıpkı Kadriorg Park gibi şehrin tarihi kalbi Old Town'a da sık sık gidip gelmekten kendimizi alamıyoruz. Bahar ve yaz aylarında meydana atılmış masalarda oturup bir şeyler içmek, dünyanın her yerinden gelip burada buluşmuş insanları seyretmek, çevrendeki tarihi binalara bakarak Ortaçağ'da bu meydanda neler yaşanmış olabileceğini düşünmek en çok keyif aldığım şeylerden biri.Tarihi yapısını korumuş meydanları seviyorum. Ve tabii bir de ona açılan arnavut kaldırımlı sokakları...
 
    Kentin eski şehir bölgesini defalarca gezmiş olmamıza, seyir teraslarına çıkıp manzarayı izlemiş olmamıza, surlarına tırmanmamıza, artık kaybolamayacak kadar sokaklarına hakim olmamıza rağmen daha önce atladığımız enteresan bir yeri görmeyi ihmal etmedik bu sefer.
    Danish King's Garden isimli bu yüksek bölge, keşiş heykellerinin ve şeytanlı, ruhlu, fahişeli efsanelerin yarattığı ürkütücü havayı affettiren şehir manzarasına sahip. Ayrıca Danimarkalılar için de oldukça önemli. Zira 13.yy. başlarında bu toprakları fethetmek için tam bu noktada kamp kurulduğunda gökten inen bayrak Danimarka'nın bugün kullandığı bayrağın ta kendisiymiş. Her sene Danimarka'dan gelip burada bayrak günlerini kutlarlarmış.




    Hep tarih hep nostalji olacak değil ya... Şehrin modern kısımları, güncel mekanları da var elbet. Bir gün hafifçe şehir merkezinin dışına çıkıp, turistik hale bürünmüş TV kulesini görmeye gittik. Şehir merkezinin dışı dediysem 15-20 dakikalık bir yol bu. Tallinn küçücük bir şehir, toplu taşıma ise çok rahat.
 
    TV kulesinde o kadar eğleneceğimi tahmin etmezdim. 22 kat çıkarak cümbüşlü bölgeye geldik. Burada panoramik şehir manzarasının keyfini çıkarmak için defalarca döne döne bir hâl oldum:) 


 
    Denize baktık, göğe baktık, ormanlara baktık, bildiğimiz binaları seçmeye çalıştık, hangi evlerin daha güzel olduğunu konuştuk. Tel örgülerle çevrili dış kısmına çıkıp yükseklerde olmanın keyfini sürdük. Kulede normalden fazla vakit geçirmiş olabiliriz.
 
    Dışarıdan gözümüzü alabildiğimiz zamanlarda sanat akademisi öğrencilerinin iç mekânda sergilenen işlerini izledik. Elektronik ekrandaki şehir haritasına tıklayıp belli başlı binaların tarihçesini okuduk. Halıya işlenmiş dünya kentlerinin içinden Ankara'yı bulup arada kaç km. olduğunu öğrendik. Epeyce bir oyalandıktan sonra kafeterya bölümüne geçip yine şehir manzarasına karşı kahvelerimizi yudumladık. 

Elbisenin eteğin ucunda Ankara. Mesafe 2241 km.
  TV kulesinin yapımına 1975'te başlanmış ve 1980'deki Moskova Olimpiyatları için o tarihte tamamlanmış. 1991 yılının 20 Ağustos günü burada epeyi bir maceralı işler dönmüş ki bu olayın bilgisi kulede sıklıkla yer alıyor. O gün Moskova'da Gorbaçov'a karşı gerçekleştirilen darbe girişimden faydalanan Estonya'daki Ruslar kuleyi kuşatmışlar. TV görevlileri kendilerini 22.kata kapatıp yayınlara devam etmişler. Bunun üzerine şehrin her yerinden insanlar kuleye gelip savunma pozisyonuna geçmiş. Moskova'da sular durulunca burası da sakinleşmiş. Eston halkı bu Ruslar'dan az çekmemiş. İlk yazılardan birinde bahsetmiştim, Litvanya, Letonya ve Estonya şiddete başvurmadan, meydanlarda şarkı söyleyerek, sınırlarda el ele tutuşup insan zinciri oluşturarak Rusya'dan bağımsızlıklarını kazanan ülkeler. Seviyorum bu insanları.
 
    22.katta eğlencemiz bittikten sonra zemin kata indik. 80'lerde Rus halkının gündelik yaşamıyla ilgili bir sergi vardı, onu gezdik. Zamanın eşyalarıyla evler, dükkanlar, okul vs. oluşturulmuş. 
Hoş bir sergiydi. 

 
    Çıkmadan temsili haber stüdyosunda bir poz vereyim dedim ama olmadı, olamadı. 
Eşim fotoğraf çekerken "Ortalar mısın lütfen?" lafından anlamıyor:) "Lütfen" diyorum, "Yalvarıyorum" diyorum ilgilenmiyor. Sonra ben kızıyorum, üzerine o kızıyor. Yani ortalasaydı güzel olacaktı, benim de konsantrasyonumu bozdu:) 
 
    Burada gerçekten kendince çekim yapıyorsun sanırım ama dediğim gibi konsantrasyonumu bozduğu için inceleyemedim. O çekimi de hayatta yapmazdı zaten:)

    Kuleden dönüşte birkaç durak erken inip deniz kıyısında yürüdük. Bu ziyaretimizde havanın güzel olmasının da etkisiyle Baltık kıyılarına fazlaca zaman ayırdık. 
Şu taşların jeolojik bir olayı var ama nedir bilemiyorum.
    Baltık denizi ruh haline göre kimi zaman pırıl pırıldı, kimi zaman yüzünü karartıyordu. Pek çok Eston gibi kıyıya oturup sohbet ettik, Finlandiya ve Stockholm'e giden ya da oralardan dönen feribotları, ülke ülke gezen cruise gemilerini seyrettik, bir türlü batamayan güneşi izledik. O coğrafyada şu sıra Beyaz Geceler yaşanıyor. Gökyüzü koyulaşmıyor, alacakaranlık bir iki saatten sonra güneş çıkıyor ortaya. Kuşlar devamlı ötüyorlar. Uyuduğun odanın penceresi ses geçirmiyorsa ve koyu perdeler varsa uyuyabilirsin. Aksi halde göz bandı ve kulak tıkacı şart:)

    Tallinn'de en çok sevdiğim yerlerden biri olan Telliskivi'yi bu sefer de es geçmedik. Telliskivi, eski fabrikaların sanat galerilerine, atölyelere, restoranlara, klüplere dönüştürüldüğü bir alan. Özellikle hafta sonları hareketli. Oldukça keyifli. 
 
    Bir süre önce bölgenin yakınına kapalı pazar yeri yapıldı. Üst katında daha önce dışarıda dağınık duran antikacılar toplandı. Genelde Rus eşyalarının olduğu, gezmesi çok keyifli dükkanlar bunlar. Alt kat ise küçük yeme içme alanlarına, şarküterilere, manavlara ait. Bu pazar alanında vakit geçirmeyi de çok seviyorum. Tallinn'e gittiğinizde hesaplı bir şeyler yemek isterseniz buraya ve uzantısındaki Telliskivi'ye uğramanızı tevsiye ederim. 

 
    Daha önce de bahsetmiştim ama yeme-içme yazısının arasında kaynamış olabilir, Tallinn'e seyahat edenler için hesaplı bir mekân daha önereceğim. Malûm Euro aldı başını gitti. Turistik Olde Hansa'yı herkes önerir -ki bizim de çok sevdiğimiz bir restorandır- önemli olan hesaplı yerleri de paylaşmak:) O zaman tam şu sıra benden bir Lido tavsiyesi gelsin.
    
    Lido için önce Solaris alışveriş merkezini buluyorsunuz, sonra gelsin çorbalar, et-balık-tavuk ızgaralar, pilavlar, salatalar, krepler, tatlılar...Açık büfe sistemi var, istediğini seçip istediğin kadar ödüyorsun. Bir şubesi de havaalanına yakın olan büyük alışveriş merkezinde ama o epeyi uzak kalıyor. Lido yanlış hatırlamıyorsam Litvanya markası. Riga'da vs. şehirlerde de var. Litvanya ve Letonya'yı devamlı karıştırıyorum. Kısacası o civarlara gittiğinizde Lido aklınızda bulunsun. 

    Yeme-içme işlerine girişmişken yazıyı çok sevdiğim Cafe Gustave'la kapatayım bari. 
Bu kafenin de birkaç şubesi var ama ben yine Solaris'te olanı seviyorum. Bu şubesini benden başka bir de yaşlı teyzeler seviyorlar sanırım. Belli yaştakilerin buluşma mekânı gibi. 
 
    Olsun. Orada ben de mutlu oluyorum. Fotoğraftaki kitabı aksesuar olsun diye eklemedim. Kahvelerimizi içip tatlımızı yerken kitaplıktan çekiverdim. Estonca'ydı tabii ama adamın biri 60'lı yıllarda Afrika'yı gezip, fotoğraflayıp, kitap haline getirdiği için  görüntüler yetti bana:) 
 
    Ah, bir de... Tallinn'in meşhur içeceği kremalı likör Vana Tallinn'in bahara özel bademlisi çıkmış. Dondurmalısı, yoğurtlusu, yılbaşına özeli derken çeşit çeşit oluyor Vana Tallinn. 
Meraklısı için tam hediyelik.
    İşte böyle. Kısa bir yazı hazırlayayım derken yine lafı uzattım. Galiba gezmeyi ve yaşadıklarımı paylaşmayı çok seviyorum ben.




    İlgili diğer yazılar: Tallinn'den Merhaba 
                                   Estonlar Şarkı Söyleyince 
                                   Estonya, Tallinn ve Diğer Şeyler 
                                   Tallinn'de Neler Tattım? 
                                   Bugünlerde 
                                   Tallinn'den Tartu'ya 
                                   Bugünlerde