Delikanlı olmayınca ev çok boş geliyor tabi bize ama bu duruma yavaş yavaş alışmamız lazım sanırım. Çünkü oğlumuz büyüyor. Daha çok gezileri olacak. Belki şehir dışında, belki yurt dışında okuyacak. Biz kalacağız karı-koca baş başa...
Geçtiğimiz hafta sonu bu anlamda bir alıştırma oldu. Oğlumuz gezmelerdeyken biz de gezelim dedik:) Bir gün kalktık Anadolu Kavağı'na gittik. Ne hikmetse aşırı bir trafik yoktu. Hava mis gibiydi. Ve manzara çoook güzeldi. Gözümüz gönlümüz açıldı.
Kaleden inince deniz kenarında yürüdük bir süre. Bata çıka ilerleyen yunusları seyrettik. Çok vardı. İnanılmaz mutlu oldum yunusları doğal ortamlarında görünce. (Yunus parklarını hiç sevmem, onaylamam.)
Biz böyle kaleydi yunustu derken gün akşama yaklaştı. Acıktık. Balıkçı lokantalarının yer aldığı iskele tarafına döndük. Çok çabuk kandırıldık. Müşteri kapma yarışındaki ilk lokantalardan ilkine tav olduk:) Memnun da kaldık açıkçası. Yine güzel manzaraya karşı, güzel balıklar yedik.
Anadolu Kavağı çok hoş bir balıkçı köyü. Marmara Denizi ile Karadeniz'in birleştiği noktada. İstanbul'da ama İstanbul'un karmaşasından çok uzakta. Dinlendiren, huzur veren bir yer... "Maviyle yeşilin kaynaştığı" tabiri vardır ya hani... İşte aynen o durumda. Ulaşımı zor değil. Arabayla gelmeyecek olanlar için şehir hatlarının düzenlediği seferler ve belediye otobüsü seferleri var. Yabancı turistlerin çokluğu dikkatimi çekti. Millet ta nerelerden gelmiş. Ben İstanbul'da doğdum, büyüdüm ama ancak ikinci kez ziyaret etmiş oldum Anadolu Kavağı'nı. Ve şunu idrak ettim. Seferleri sıklaştırmamız lazım.