26 Mart 2015 Perşembe
POPÜLER SANAT:)
6.sınıflarımın portre tamamlama çalışmaları nasıl olmuş? Ne yalan söyleyeyim ben pek bir gururlandım, başarılı buldum. Çünkü daha küçücükler. Hepsini panoya asmamıza imkan yok tabii. İnanın asamadıklarımın çoğu yine böyle güzeldi.
Sevdiler bu çalışmayı.
Bu çalışmayla küçük bir istatistik de yapmış oldum. 11-12 yaş grubunun gözünde hangi ünlü daha popüler anladım:) "Sevdiğiniz ünlü bir ismin fotoğrafını getirin" dediğimde, -asmış olduklarımın arasında yok ama- en çok Kiraz Mevsimi dizisindeki oyuncuları getirdiklerini gördüm:) Oyuncuları tanımıyorum, dizideki isimleri Azat ve Öykü'ymüş sanırım, işte bu ikiliye bayılıyorlar. Futbolcu fotoğrafı da çok geldi tabii ki. Fenerbahçeliler'de Sow, Caner ve Kuyt gözde; Galatasaraylılar'da Muslera ve Sneijder. Beşiktaşlı çocuklar içinse tek isim var: Demba ba:)))) Harici sohbetlerimizden de biliyorum ki Kemal Sunal'a bayılıyorlar. Kemal Sunal'ın fotoğrafını getiren çok oldu. Türkan Şoray'ın fotoğrafını getiren de az değildi. Popçulardan da Hadise ve Murat Boz açık ara önde. Birkaç spesifik örnek dışında bizim okulda durum bu:) Yetişme şartları, ekonomik durum, yaşanan yer vs. tüm bunlar çocukların zevklerini muhakkak etkiler ama genel anlamda çoğunluğun hali budur diye düşünüyorum.
12 Mart 2015 Perşembe
BUGÜNLERDE...
Günlerdir adam akıllı uğrayamadım buralara. Vakitsizlikten, öylesine tıkladım arada, hızlıca taradım takip ettiğim bloglar listesini ama layığıyla okuma gerçekleştiremedim. Ancak bu gece tek tek uğrayabildim blogger arkadaşlarımın sayfalarına. Yaklaşık iki saattir okuyorum."Ne zorun var ki?" diye düşünen olabilir belki ama takip ettiğim blogları düzenli okumazsam içim rahat etmiyor. Keyif alıyorum ki okuyorum tamam ama nedense okumadığımda suçluluk da duyuyorum:) Yani kıymetimi bilin anacığım!:)
Bugünlerde harala gürele geçiyor hayat. Sömestr ve kar tatillerinin ardından, biriken müfredatla birlikte okullarda yoğun bir dönem yaşanıyor. Derse gir, dersten çık, derse gir, dersten çık... Tek saatlik Görsel Sanatlar dersine girdiğim için her saat ayrı bir sınıftayım, 3 kat arasında mekik dokuyorum. Bugünlerde en çok duyduğum şey "Olmuş mu öğretmenim?" :))) Okul dışında da ara ara birileri "Olmuş mu öğretmenim?" diye sesleniyormuş gibi geliyor bana:)
Geçtiğimiz hafta sonu da yoğun geçti. Kafamı boşaltmak için hafta sonunda bir gün kesinlikle dinlenmeyi, bir gün fırsat olursa gezmeyi tercih ediyorum. Kışın cuma akşamları da evden pek çıkmıyoruz. Kitap, film takılıyoruz. Ancak bu kez hoş bir etkinlik için dışarıdaydım. Enver Aysever'le Aykırı Kumpanya...
Büyükçekmece Atatürk Kültür Merkezi'ne gelmiş. Geçen sene seyretmek istemiştim, fırsat bulamamıştım, bu kez kaçırmak istemedim ve haftalar öncesinden aldım bileti. Eşim o akşam çalıştığı için en yakın arkadaşımı da aldım yanıma (6.yaşımızdan beri arkadaşızdır), okul çıkışı dışarıda bir şeyler atıştırıp Büyükçekmece'ye uzandık.
Enver Aysever'i programcı olarak beğeniyordum, kitaplarını da okurum. Özellikle Edebiyat Ölmelidir'i çok beğenmiştim. Bir de sahnede izleyeyim, dinleyeyim dedim. Memnun da kaldım. Hem bir stand-up ustası gibi gündeme ve kendi hayatına dair espriler yaparak ciddi anlamda güldürdü, hem de toplum olarak yaşadığımız üzücü olaylara müzik ve fotoğrafları da kullanarak değindi ve ağlattı. Edebiyata değinmeyi de unutmadı. Çapulcu kafasındakilerin keyif alacağı bir gösteriydi. Arkadaşımla birlikte ayrı eğlendim çünkü kendisi gülmeyi çok sever, asla kendini tutamaz. Bu durumda Enver Aysever bol bol bizim tarafa bakar oldu. Hatta bir ara "Orada bir hanımefendi ruhunu teslim ediyor" diye laf attı ama gerçekten arkadaşımın gülmekten nefesi kesilmişti:) (Durduramıyor kendini, ne yapalım? Herkesin yapısı farklı. Ben mesela hayatta sesli kahkaha atamam ki buna da çok üzülürüm:)). Arkadaş da bunun üzerine arada bir tweet attı olayla ilgili. Adam ikinci yarıda sahneye çıkar çıkmaz "Nevra Hanım kim?" dedi:) Yıllardır hep böyle oldu a dostlar! Her yerde ilgi çeken bir arkadaşla geçti ömrüm:) Ve ben ilgilerin odak noktası olmaktan ciddi anlamda hoşlanmam ama Nevra'ylayken kaçamıyorum ne yazık ki:))) Neticede eğlendik mi, eğlendik. Aykırı Kumpanya'yı tavsiye ederim.
Cumartesi günüm de arkadaşlarımla geçti çok şükür. Bu kez yine ilkokul arkadaşlarımla beraberdim (Nevra'yla ayrı sınıflarda okuduk, bu kez o yok:)). Facebook'a laf atıyoruz bazen ama daha önce de bahsetmiştim, ilkokul arkadaşlarıyla tekrar buluşmamız bu sayede oldu. Şimdi hem uzun zamandır arkadaş gibi, hem de yılların ardından, büyümüş kadınlar olarak, yeni tanışmış gibi çok güzel vakit geçiriyoruz. Bazen 7-8 kişi toplanıyoruz, bazen işi olan katılamıyor 2-3 kişi beraber oluyoruz, bu buluşmaları hep tekrarlıyoruz. Bir arkadaş Ürgüp'te yaşıyor, o İstanbul'a geldiğinde planlarımızı ona göre yapıyoruz. Bu aralar kendisi yine İstanbul'da ve cumartesi günü 3 arkadaş beraberce, iş icabı Çorlu'ya yerleşmiş olan diğer bir arkadaşımızı ziyarete gittik. Üzücü bir sebep düşürdü bizi yollara ama sonucu neyse ki iyi. Arkadaşımız büyük bir trafik kazası yaşadı ve haftalarca hastanede yattı, 3 ay yürüyemedi. Fizik tedavi seansları sonuç verdi, şimdi yürüyebiliyor. Allah onu çocuklarına bağışladı. Biz de gittik ve gözlerimizle gördük, hasret giderdik. Hayatta her an her şey gelebilir başımıza. Bu gerçeğin bilincinde yaşamamız lazım sanırım.
Pazar günü de malum Fenerbahçe-Galatasaray derbisi vardı. O gün onun heyecanı yetti. Stadda olmayı isterdim ancak kardeşimle denedik, bilet bulamadık. Maç sonucunu söylememe gerek yok, gelenek bozulmadı:)
İşte durum böyleyken böyle:) Vakitsizlikten adam gibi yazı hazırlayamıyorum, bari olan biteni yazayım da hevesimi alayım dedim. Tüm yoğunluğuyla tekrardan başlayan bir haftayı yarıladık bile. Hepimize kolay gelsin!
Bugünlerde harala gürele geçiyor hayat. Sömestr ve kar tatillerinin ardından, biriken müfredatla birlikte okullarda yoğun bir dönem yaşanıyor. Derse gir, dersten çık, derse gir, dersten çık... Tek saatlik Görsel Sanatlar dersine girdiğim için her saat ayrı bir sınıftayım, 3 kat arasında mekik dokuyorum. Bugünlerde en çok duyduğum şey "Olmuş mu öğretmenim?" :))) Okul dışında da ara ara birileri "Olmuş mu öğretmenim?" diye sesleniyormuş gibi geliyor bana:)
![]() |
| 5.sınıflarım yaptı bunları. Örgü ipleriyle... |
Büyükçekmece Atatürk Kültür Merkezi'ne gelmiş. Geçen sene seyretmek istemiştim, fırsat bulamamıştım, bu kez kaçırmak istemedim ve haftalar öncesinden aldım bileti. Eşim o akşam çalıştığı için en yakın arkadaşımı da aldım yanıma (6.yaşımızdan beri arkadaşızdır), okul çıkışı dışarıda bir şeyler atıştırıp Büyükçekmece'ye uzandık.
Enver Aysever'i programcı olarak beğeniyordum, kitaplarını da okurum. Özellikle Edebiyat Ölmelidir'i çok beğenmiştim. Bir de sahnede izleyeyim, dinleyeyim dedim. Memnun da kaldım. Hem bir stand-up ustası gibi gündeme ve kendi hayatına dair espriler yaparak ciddi anlamda güldürdü, hem de toplum olarak yaşadığımız üzücü olaylara müzik ve fotoğrafları da kullanarak değindi ve ağlattı. Edebiyata değinmeyi de unutmadı. Çapulcu kafasındakilerin keyif alacağı bir gösteriydi. Arkadaşımla birlikte ayrı eğlendim çünkü kendisi gülmeyi çok sever, asla kendini tutamaz. Bu durumda Enver Aysever bol bol bizim tarafa bakar oldu. Hatta bir ara "Orada bir hanımefendi ruhunu teslim ediyor" diye laf attı ama gerçekten arkadaşımın gülmekten nefesi kesilmişti:) (Durduramıyor kendini, ne yapalım? Herkesin yapısı farklı. Ben mesela hayatta sesli kahkaha atamam ki buna da çok üzülürüm:)). Arkadaş da bunun üzerine arada bir tweet attı olayla ilgili. Adam ikinci yarıda sahneye çıkar çıkmaz "Nevra Hanım kim?" dedi:) Yıllardır hep böyle oldu a dostlar! Her yerde ilgi çeken bir arkadaşla geçti ömrüm:) Ve ben ilgilerin odak noktası olmaktan ciddi anlamda hoşlanmam ama Nevra'ylayken kaçamıyorum ne yazık ki:))) Neticede eğlendik mi, eğlendik. Aykırı Kumpanya'yı tavsiye ederim.
![]() |
| Enver Aysever... Bazen baterinin başına kendisi geçiyor. |
![]() |
| Çorlu dönüşü Silivri sahiline uğrayıverdik güneşten yararlanmak için |
İşte durum böyleyken böyle:) Vakitsizlikten adam gibi yazı hazırlayamıyorum, bari olan biteni yazayım da hevesimi alayım dedim. Tüm yoğunluğuyla tekrardan başlayan bir haftayı yarıladık bile. Hepimize kolay gelsin!
5 Mart 2015 Perşembe
SANATA VE KEŞİFLERE YER AÇIN, GENÇLER GELİYOR!
Son senelerde sanat alanında yapılan yatırımlar ve etkinlikler gün geçtikçe artıyor ve gelişiyor. Özellikle İstanbul’da hayat bulan bu tarz etkinliklerden biri var ki, çok kısa sürede hem kendine has tarzı hem de izlediği yol ile oldukça ses getirdi. Bundan 2 sene önce, ulaşılabilir sanat alternatifi olarak yola çıkan ve her yıl yeni sanatçıların üretimleriyle gelişen Mamut Art Project’ten bahsediyoruz. Mamut Art Project bu sene Akkök Holding’le birlikte yoluna devam ediyor. Akkök Holding gibi güçlü şirketlerin genç sanatçılara destek olması, hiç şüphesiz ülkemizde kültür sanatın gelişmesinde ve yaygınlaşmasında önemli rol oynuyor. MAP’15 by Akkök hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz, www.mamutartproject.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
Proje, genç sanatçıları, koleksiyonerler, galeriler, kültür-sanat kurumları ve sanatseverlerle galeri, müze, atölye gibi alışılagelmiş mekanların dışında, bir araya getirmeyi hedefliyor.
İsmini de insanoğlunun mağaralarda keşfedilmiş ilk çizimlerinde en çok görülen figürlerden biri olan “mamut”tan alıyor. Bir başka deyişle, “Mamut” bu projede sanatçıların büyük kitlelere göstereceği ilk eserlerini simgeliyor.
Mamut Art Project 2015 by Akkök’ün her yıl alanında uzman farklı isimlerden oluşan jürisi bu sene, Agah Uğur, Başak Şenova, Eda Kehale Argun, İnci Eviner ile Osman Erden'den oluşuyor. Jüri bu yıl başvuruda bulunan 1000’e yakın portfolyoyu değerlendirdi; yurtiçi ve dışından toplam 56 genç sanatçının 400 adet eserini sergilemeye layık buldu. Projeye bu yıl İstanbul, Ankara ve İzmir’in yanı sıra Diyarbakır, Konya, Nevşehir, Van, Karabük, Malatya, Kırklareli, Edirne’den genç sanatçılar da ilgi gösterdi. Mamut Art Project 2015 by Akkök, bu sene sınırlarını Türkiye dışına taşıyarak Fransa, Ukrayna, Almanya, ABD, Avustralya, Hollanda, Bulgaristan, İsviçre, İran’dan sanatçıların da ilgisini çekti.
Nerden çıktı bu Mamut?
Bu yıl 26-29 Mart 2015 tarihleri arasında KüçükÇiftlik Park’ta düzenlenecek olan Mamut Art Project by Akkök, fotoğraf eğitimi alan Seren Kohen’in girişimi ve sanat tarihi ve kültür politikaları üzerine çalışmalar yapan Tuba Kocakaya’nın sanat direktörlüğünde gerçekleşiyor.
Mamut Art Project 2015 by Akkök, her sene sanatseverlere yeni sanatçıları keşfetmeleri ve uygun fiyatlar ile ilk koleksiyonerlik adımlarını atabilmeleri için alternatif bir platform yaratıyor.
Bu sene sanatseverleri neler bekliyor?
Genç sanatçıların eğilimlerini, değişen trendleri yansıtan önemli bir platform olma rolünü de üstlenen Mamut Art Project 2015 by Akkök sergisine gelenler özellikle resim alanında bu sene farklı tarz ve tekniklerdeki çalışmaları görme fırsatı bulacaklar. Sergide ayrıca video art çalışmalarının yanı sıra fotoğraf ve güncel sanatın giderek gelişen ve cazibesi artan bir alanı olarak nitelendirilen sound art örnekleri de 26-29 Mart 2015 tarihleri arasında KüçükÇiftlik Park’ta izleyici ile buluşacak.
Bu günlerde karşınıza “Mamut çıkabilir!” dikkatli olun…
Mamut Art Project 2015 by Akkök projesi çerçevesinde Pera, Sakızağacı, Maçka, Pangaltı, Etiler Akmerkez, Bağdat Cad. Kaya Taksi başta olmak üzere İstanbul genelindeki taksi duraklarında “Mamut sağolsun!” yazılı taksilere rastlayabilirsiniz.
Siz de eserinizi sergileme şansı yakalayın!
Akkök Holding ve Mamut Art Project’in birlikte gerçekleştirdiği #yourartismyheart etkinliğine katılan 3 kişi eserini etkinlik süresince Akkök Lounge’da sergileme imkanına sahip olacak. Katılmak için çektiğiniz fotoğrafı Instagram ya da Twitter hesabınızdan #yourartismyheart hashtagiyle paylaşmanız gerekiyor. Yarışma hakkındaki detayları www.yourartismyheart.com adresinde görebilirsiniz. Ayrıca gönderdiğiniz fotoğrafın daha fazla oy alması için buradan arkadaşlarınıza da gönderebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Proje, genç sanatçıları, koleksiyonerler, galeriler, kültür-sanat kurumları ve sanatseverlerle galeri, müze, atölye gibi alışılagelmiş mekanların dışında, bir araya getirmeyi hedefliyor.
İsmini de insanoğlunun mağaralarda keşfedilmiş ilk çizimlerinde en çok görülen figürlerden biri olan “mamut”tan alıyor. Bir başka deyişle, “Mamut” bu projede sanatçıların büyük kitlelere göstereceği ilk eserlerini simgeliyor.
Mamut Art Project 2015 by Akkök’ün her yıl alanında uzman farklı isimlerden oluşan jürisi bu sene, Agah Uğur, Başak Şenova, Eda Kehale Argun, İnci Eviner ile Osman Erden'den oluşuyor. Jüri bu yıl başvuruda bulunan 1000’e yakın portfolyoyu değerlendirdi; yurtiçi ve dışından toplam 56 genç sanatçının 400 adet eserini sergilemeye layık buldu. Projeye bu yıl İstanbul, Ankara ve İzmir’in yanı sıra Diyarbakır, Konya, Nevşehir, Van, Karabük, Malatya, Kırklareli, Edirne’den genç sanatçılar da ilgi gösterdi. Mamut Art Project 2015 by Akkök, bu sene sınırlarını Türkiye dışına taşıyarak Fransa, Ukrayna, Almanya, ABD, Avustralya, Hollanda, Bulgaristan, İsviçre, İran’dan sanatçıların da ilgisini çekti.
Nerden çıktı bu Mamut?
Bu yıl 26-29 Mart 2015 tarihleri arasında KüçükÇiftlik Park’ta düzenlenecek olan Mamut Art Project by Akkök, fotoğraf eğitimi alan Seren Kohen’in girişimi ve sanat tarihi ve kültür politikaları üzerine çalışmalar yapan Tuba Kocakaya’nın sanat direktörlüğünde gerçekleşiyor.
Mamut Art Project 2015 by Akkök, her sene sanatseverlere yeni sanatçıları keşfetmeleri ve uygun fiyatlar ile ilk koleksiyonerlik adımlarını atabilmeleri için alternatif bir platform yaratıyor.
Bu sene sanatseverleri neler bekliyor?
Genç sanatçıların eğilimlerini, değişen trendleri yansıtan önemli bir platform olma rolünü de üstlenen Mamut Art Project 2015 by Akkök sergisine gelenler özellikle resim alanında bu sene farklı tarz ve tekniklerdeki çalışmaları görme fırsatı bulacaklar. Sergide ayrıca video art çalışmalarının yanı sıra fotoğraf ve güncel sanatın giderek gelişen ve cazibesi artan bir alanı olarak nitelendirilen sound art örnekleri de 26-29 Mart 2015 tarihleri arasında KüçükÇiftlik Park’ta izleyici ile buluşacak.
Bu günlerde karşınıza “Mamut çıkabilir!” dikkatli olun…
Mamut Art Project 2015 by Akkök projesi çerçevesinde Pera, Sakızağacı, Maçka, Pangaltı, Etiler Akmerkez, Bağdat Cad. Kaya Taksi başta olmak üzere İstanbul genelindeki taksi duraklarında “Mamut sağolsun!” yazılı taksilere rastlayabilirsiniz.
Siz de eserinizi sergileme şansı yakalayın!
Akkök Holding ve Mamut Art Project’in birlikte gerçekleştirdiği #yourartismyheart etkinliğine katılan 3 kişi eserini etkinlik süresince Akkök Lounge’da sergileme imkanına sahip olacak. Katılmak için çektiğiniz fotoğrafı Instagram ya da Twitter hesabınızdan #yourartismyheart hashtagiyle paylaşmanız gerekiyor. Yarışma hakkındaki detayları www.yourartismyheart.com adresinde görebilirsiniz. Ayrıca gönderdiğiniz fotoğrafın daha fazla oy alması için buradan arkadaşlarınıza da gönderebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
boomads_offer_client = "8d08e446122046eb9721628e79355c4e";
boomads_offer_id ="965";
23 Şubat 2015 Pazartesi
ATARA ATAR, GİDERE GİDER...
Huyum değildir çünkü sosyal medyada kim ne isterse onu yazsın, kim ne isterse paylaşsın fikrindeyimdir. Benim bu düşüncemin tam tersine, farkındasınızdır bazı sosyal medya kullanıcılarında enteresan bir baskı uygulama huyu var. Bir arkadaşım
Ege Üniversitesi'nde öldürülen gencimizi kastederek "Niye yazmıyorsunuz?
Niye paylaşmıyorsunuz? Şöylesiniz, böylesiniz" diye abartılı bir serzenişte bulunmuş. Ben de onu görünce Facebook'ta yapılan paylaşımların, ağlanmaların ne işe yaradığını sordum. Çözüm Facebook'ta paylaşımda bulunmakla gelmiyor dedim. Bu minvalde fikirlerimi belittim uzun uzun. Bir arkadaş daha katıldı. İkisini de severim, güzel güzel tartıştık. Ancak ben sosyal medyada kimin ne yapıp ne yapmaması gerektiğini söyleyen insanlardan sıkıldım. Sabah kalkıp televizyonu açmadıysan, internete girmediysen, dünyadan haberin yoksa henüz ve aslında ülkede fırtınalar koptuysa,
sen de bilmeden internete girip ilk olarak keyifli bir paylaşım yaptıysan yandın mesela. Duyarsız ilan edilirsin hemen. Bu ve bunun gibi şeyler... Anlatabiliyor muyum?
Ya da artık bezmişsindir, bıkmışsındır üst üste gelen ölümlerden, haksızlıklardan,
çok üzgünsündür, bir şey yazasın gelmez. Kalakalırsın. İşte böyle zamanlarda da yanlış anlaşılabilirsin. Vs.vs.vs. Ben de bugün bu konuda nazımın geçtiği bir arkadaşıma patladım işte.
Aslında dün iki kere patlamışım. İnternet sitelerinden birinde Oscar'a aday filmlerden The Imitation Game'i tanıtan bir yazının girizgahında "Apple'ın elmasına da ilham veren Alan Turing'in hayatı" şeklinde bir tanıtım yazılmıştı. Bu sefer rastgele, sağdan soldan topladığı bilgilerle internet sitelerinde, gazetelerde, dergilerde yazan arkadaşlara biriken sinirim dışarı vurdu. Yazının yorum kısmına "Alan Turing'in siyanürlü elmayla intiharı Apple şirketinin logosuna ilham vermemiştir. Steve Jobs'a bu konu sorulduğunda bunun böyle olmadığını belirtmiş ve 'Aslında güzel fikirmiş' diye eklemiştir. Biyografisinde yazmaktadır. Okuyunuz" yazdım. Geldiler bana:)
Herkes her şeyi bilmez, bilmek zorunda da değildir. Ancak atıp tutmamak zorundadır bana göre. Gayet entelektüel olduğunu düşünen bazı kimseler "Şurada yazıyorum, burada yazıyorum" demeyi biliyorlar fakat nasıl yazdıklarını Allah biliyor. Oradan topla, buradan topla, başkasının yazısını kopyala yapıştır, ya da yarım yamalak duyduklarını çok iyi biliyormuş gibi sat. Büyük gazetelerde bile oluyor ne yazık ki bu durum. Kızıyorum, cidden kızıyorum. İnternette, gazetelerde, dergilerde okuduklarıma hemen inanmıyorum ne yazık ki. Sorguluyorum. Yalan yanlış yazmak bir yana, parçalanan toplumumuzda her gruba ait insanların "fake" tabir edilen fotoğraflarla, haberlerle diğer tarafa çamur atma, kendi yandaşlarına yaranma çabası da geriyor beni.
Her grup için geçerli bu. Çığırından çıkmış bir sahtekarlık söz konusu.
Yalnızca kitaplara inanıyorum. Okuyorum ve okunmasını tavsiye ediyorum.
İşte böyle... Gerginim. Kızgınım. Hepimiz gibi... En son algılarımın ayarıyla oynamaya çalışan iktidar sahiplerine kızdım. Bildiğiniz gibi Suriye'de bizim olan toprak parçasındaki Süleyman Şah Türbesi tahliye edildi, mezar taşındı. Yani bize ait olan toprakları terk ettik, bize ait olmayan topraklara taşıdık mezarı. Nasıl yani???
Burada algımın ayarında ufak bir bozulma yaşandı tabii. Böyle olmadı mı?
Durum bu değil mi? Değilmiş. Biz yanlış biliyormuşuz. Aslında ortada bir başarı ve zafer varmış. İşte bu noktada aklımdan şüphe ettim(!) Aklımdan şüphe ettirenlere çok kızdım. Kızgınım. Herkese, her şeye kızgınım...
19 Şubat 2015 Perşembe
PIETA, MICHELANGELO, ROMA...
Hıristiyan sanatında, özellikle heykelde, Meryem Ana'yı ölmüş oğlu İsa'yı kucağında tutarken gösteren sahnelere "Pieta" denir. Pieta sahneleri beni çok etkiler. Hıristiyanlık dinine mensup değilim, dolayısıyla etkilenmemin açıklaması dini duygular olamaz; beni etkileyen, bir annenin ölmüş oğlunun bedenini taşıyor olması.
En ünlü Pieta heykeli Michelangelo'nun yapmış olduğu mermer heykeldir.
Sanat Tarihi lisansım sırasında ilk kez slayt üzerinde görmüş olduğum bu muhteşem eseri gerçekten görebilmeyi istemişimdir hep. Çok istemiş olmalıyım ki geçtiğimiz aylarda Roma'ya yaptığımız ufak seyahat sırasında gerçekleşti bu hayalim. Roma'ya iner inmez eşyalarımızı çabucak kalacağımız yere bırakıp Vatikan'a doğru yola çıktık. Vatikan müzelerine ve Michelangelo'nun Pieta'sının yer aldığı San Pietro Bazilikası'na girişte uzun kuyruklar olduğunu biliyorduk. Dünyanın her yerinden gelmiş turistlerden oluşan ziyaretçi kuyruğuna girdik. Yaklaşık 1,5 saat bekledik. Vatikan müzelerine giriş saatini kaçırdık ancak San Pietro açıktı ve Pieta beni bekliyordu. İçeri girdim, sağıma soluma baktım ve yön tabelasını gördüm. Sağ tarafı işaret eden oku takip ettim. Kafalarını hafifçe yukarıya kaldırmış hayranlıkla seyreden veya fotoğraf çeken insan kalabalığının biraz üzerinde o muhteşem eseri gördüm.
Cam ardında korunmaya alınmış bu sanat şaheserine önce uzaktan baktım. Sonra insanların arasından kıvrıla kıvrıla ilerleyip önlerde bir yer buldum kendime. Duygusu bir yana, taş dediğimiz materyalin nasıl olup da kumaş kıvrımlarına, damarlara, kaslara dönüşmüş olduğuna şaşırdım.
Bu eser ayrıca Michelangelo'nun imzasının yer aldığı tek heykelidir. Bu konuda şöyle der Vasari: "Michelangelo bu yapıta öyle büyük bir sevgi ve çaba kattı ki (Bir daha hiç böyle yapmayacaktı) adını Meryem'in göğsündeki kuşağa yazdı. Gerekçesi de şuydu: Bir gün heykelin olduğu yere gitti ve Lombardiya'dan gelen kalabalık bir topluluğun yapıta övgüler düzdüğünü gördü. Topluluktan bir kişi başkasına heykeli kimin yaptığını sorunca 'Milano'dan bizim Gobbo' yanıtını aldı. Michelangelo orada tek kelime etmeden durdu ama bütün çabalarının bir başkasına atfedilmesi çok tuhafına gitti. Bir gece, keskilerini yanına alıp kendini bir lambayla kiliseye kapattı ve adını heykelin üzerine kazıdı".
San Pietro'daki Pieta'yı seyrettim, seyrettim... Sanatsal yetenek denen ulvi hediyenin, ayrıcalığın gücünü gördüm. Michelangelo'ya bir kez daha hayran kaldım ve çocuklarını kaybeden annelerin acısını düşündüm, hüzünlendim. Bu yazıyı yazmak istediğim şu günlerde tesadüfen Nazım Hikmet'in daha önce hiç duymadığım bir şiirine rastladım. Dedim ki... Michelangelo ustayla başladım, Nazım ustayla bitireyim yazımı...
Meryemana Tanrı'yı doğurmadı
Meryemana Tanrı'nın anası değil
Meryemana analardan bir ana
Meryemana bir oğlan doğurdu
Ademoğullarından bir oğlan
Meryemana bundan ötürü güzel bütün suretlerinde
Meryemana'nın oğlu bundan ötürü kendi oğlumuz gibi yakın bize
*Kaynak: Sanatçıların Hayat Hikayeleri, Giorgio Vasari, Sel Yayıncılık
Not: Michelangelo Buonarroti bu eseri, 1498 yılında Santa Sabina kardinali Jean Villier de la Grolaie'nin siparişi üzerine yapmıştır. Kardinal, Pieta'yı kendi anıt mezarı için istemiştir.
Not: Yalnızca ilk fotoğraf bana ait. O da çok net olmadığı için, eserin ayrıntılarını göstermek adına diğer fotoğraflar internetten alınmıştır.
En ünlü Pieta heykeli Michelangelo'nun yapmış olduğu mermer heykeldir.
Sanat Tarihi lisansım sırasında ilk kez slayt üzerinde görmüş olduğum bu muhteşem eseri gerçekten görebilmeyi istemişimdir hep. Çok istemiş olmalıyım ki geçtiğimiz aylarda Roma'ya yaptığımız ufak seyahat sırasında gerçekleşti bu hayalim. Roma'ya iner inmez eşyalarımızı çabucak kalacağımız yere bırakıp Vatikan'a doğru yola çıktık. Vatikan müzelerine ve Michelangelo'nun Pieta'sının yer aldığı San Pietro Bazilikası'na girişte uzun kuyruklar olduğunu biliyorduk. Dünyanın her yerinden gelmiş turistlerden oluşan ziyaretçi kuyruğuna girdik. Yaklaşık 1,5 saat bekledik. Vatikan müzelerine giriş saatini kaçırdık ancak San Pietro açıktı ve Pieta beni bekliyordu. İçeri girdim, sağıma soluma baktım ve yön tabelasını gördüm. Sağ tarafı işaret eden oku takip ettim. Kafalarını hafifçe yukarıya kaldırmış hayranlıkla seyreden veya fotoğraf çeken insan kalabalığının biraz üzerinde o muhteşem eseri gördüm.
Cam ardında korunmaya alınmış bu sanat şaheserine önce uzaktan baktım. Sonra insanların arasından kıvrıla kıvrıla ilerleyip önlerde bir yer buldum kendime. Duygusu bir yana, taş dediğimiz materyalin nasıl olup da kumaş kıvrımlarına, damarlara, kaslara dönüşmüş olduğuna şaşırdım.
Bu eser ayrıca Michelangelo'nun imzasının yer aldığı tek heykelidir. Bu konuda şöyle der Vasari: "Michelangelo bu yapıta öyle büyük bir sevgi ve çaba kattı ki (Bir daha hiç böyle yapmayacaktı) adını Meryem'in göğsündeki kuşağa yazdı. Gerekçesi de şuydu: Bir gün heykelin olduğu yere gitti ve Lombardiya'dan gelen kalabalık bir topluluğun yapıta övgüler düzdüğünü gördü. Topluluktan bir kişi başkasına heykeli kimin yaptığını sorunca 'Milano'dan bizim Gobbo' yanıtını aldı. Michelangelo orada tek kelime etmeden durdu ama bütün çabalarının bir başkasına atfedilmesi çok tuhafına gitti. Bir gece, keskilerini yanına alıp kendini bir lambayla kiliseye kapattı ve adını heykelin üzerine kazıdı".
San Pietro'daki Pieta'yı seyrettim, seyrettim... Sanatsal yetenek denen ulvi hediyenin, ayrıcalığın gücünü gördüm. Michelangelo'ya bir kez daha hayran kaldım ve çocuklarını kaybeden annelerin acısını düşündüm, hüzünlendim. Bu yazıyı yazmak istediğim şu günlerde tesadüfen Nazım Hikmet'in daha önce hiç duymadığım bir şiirine rastladım. Dedim ki... Michelangelo ustayla başladım, Nazım ustayla bitireyim yazımı...
Meryemana Tanrı'yı doğurmadı
Meryemana Tanrı'nın anası değil
Meryemana analardan bir ana
Meryemana bir oğlan doğurdu
Ademoğullarından bir oğlan
Meryemana bundan ötürü güzel bütün suretlerinde
Meryemana'nın oğlu bundan ötürü kendi oğlumuz gibi yakın bize
*Kaynak: Sanatçıların Hayat Hikayeleri, Giorgio Vasari, Sel Yayıncılık
Not: Michelangelo Buonarroti bu eseri, 1498 yılında Santa Sabina kardinali Jean Villier de la Grolaie'nin siparişi üzerine yapmıştır. Kardinal, Pieta'yı kendi anıt mezarı için istemiştir.
Not: Yalnızca ilk fotoğraf bana ait. O da çok net olmadığı için, eserin ayrıntılarını göstermek adına diğer fotoğraflar internetten alınmıştır.
17 Şubat 2015 Salı
BUGÜNLERDE:(
Bu ülkede şiddet arttıkça bundan en çok zarar görenler kadınlar ve çocuklar olmaya devam edecek. Önlem alınmazsa, fiziksel anlamda daha güçlü olduklarını bilen insanlık yoksunu bir kısım erkek mahlukat, çocuklara ve kadınlara zarar verecek, verecek, verecek... Ve ne yazık ki şiddetin gitgide arttığı gözle görünür bir gerçek.
Artık sevdiklerimizden ayrılırken birbirimizi alışkanlıkla değil, gerçek bir korkuyla "Dikkat et!" diye uğurluyoruz, dualar ediyoruz. Kanunlara güvenmiyoruz, adalete inanmıyoruz. Çünkü yok. Kimimiz bu yüzden üzülüyoruz, bunalıyoruz, korkuyoruz; vicdansız fırsat kollayanlar ise rahatlar. Çalıyorlar, çırpıyorlar, hak yiyorlar, eziyorlar, vuruyorlar, öldürüyorlar... Sokakta, evlerde, okullarda, hastanelerde, trafikte, maçlarda, sosyal medyada herkes birbirine sayıp sövüyor. Müthiş bir kutuplaşma yaşanıyor.
En tepedekiler hiç birleştirici olmadı, aksine adım adım yarattılar bu bölünmeyi.
Halk borca batmış durumda. Herkes borçlu ama herkes daha çok harcamak istiyor. Hatta çalışmadan, kolay yoldan kazanmak istiyor herkes. Büyüdüğümüz söyleniyor ama yok öyle bir şey. Maddi sıkıntılar had safhada. Hal böyle olunca cahil olan, eğitimsiz olan çevresinden çıkarıyor hıncını. Yıllardır kim mutlu Allah aşkına?
Patlayan inşaat sektörünü elinde tutanlar? Şu an aklıma geldi, onlar mutlu olabilir bak! Mutsuzluk ve şiddet ne zamandan beri ve niye artıyor diye sorgulamak lazım değil mi? Mutsuzluk şiddeti, şiddet daha çok şiddeti doğruyor. Özgecan kardeşimizin hunharca öldürülmesi canımızı acıttı, bizi derinden sarstı. Olayı öğrendiğimizden beri idamı tartışmıyor muyuz? Hangimizin -en sakinlerimizin kafasından bile- günlerdir bu alçakça cinayeti işleyenler için türlü vahşette işkence yöntemleri geçmiyor? Şiddet şiddeti yaratıyor.
Bu işe bir an önce dur demek lazım. Neden devamlı geriye gittiğimizi sorgulamamız lazım.
Cumartesi gününden beri büyük bir üzüntü içindeyim. Hepimiz gibi... Pırıl pırıl bir genç daha gitti. Bir kadın daha gitti. Temennimiz, ne yazık ki acı bir olay sonucu oluşan toplumsal hareketlenmenin olumlu sonuçlar doğurmasıdır. Vicdanlı, ahlaklı, modern, eğitimli insanların hayalini kuruyorum bu ülke için. Fakat nasıl olacak bilmiyorum.
Çok canım sıkkın, çok üzülüyorum:(
13 Şubat 2015 Cuma
GÜNAYDIN!
Saati 7.50'ye kuruyorum her gün. Daha doğrusu Orhun'un okulunun olduğu günlerde. Bu sabah saatin zorlaması olmadan 6.50'de uyanıverdim. Çok susamışım ama kalkmak istemiyorum. Çünkü alarmın çalmasına 1 saat kala ayağa kalkarsam bir daha imkan yok uyuyamam. Nitekim öyle oldu. Dayanamadım, kalktım su içitim,
"Belki tekrar dalarım" diye boş bir umutla sağa sola döndüm durdum ve tabii ki olmadı. Tekrar uyuyamadım. Kalktım bilgisayarı açtım.
Niye böyleyim ben ya? Uykuyla hep bir sorunum var. Çabucak uykuya geçiş yapanlara bayılırım mesela çünkü ben böyle bir şeyi hayatımda bir iki kere yaşamışımdır ancak. Uykum bir yerinden bölündüğünde tekrar kolayca dalabilirsem, kaldığım yerden devam edebilirsem o seferlik kendimi şanslı sayarım. Çoğu zaman dakikalarca hatta bazen saatlerce kıvranırım tekrar uykuya geçebilmek için. Kafamı boşaltmaya çalışırım olmaz, hayal kurayım derim olmaz... Bir de her yerde uyuyamama gibi bir derdim var. Kendi yatağımdan farklı bir yerde yatmışsam o gece benim için kabus olur. Tatillerimin iki günü yatağa alışmakla geçer. Geç yatıp geç kalkmayı severim. 3.00'te yatıp 11.00'de kalkarsam uykumu almış olurum ama 11.00'de yatıp 7.00'de kalkmak bana göre değildir, uykumu alamam. Her ortamda uyuyabilenleri,
20 dakika şekerleme yapıp zımba gibi kalkanları çok kıskanırım. Ben öğle uykusuna yatıyorsam en az 2 saat sürmesi lazımdır yoksa kafam sersem gibi, daha beter bir vaziyette uyanırım.
Aramız iyi değil belki ama uykuyu çok severim. 8 saatin altında hayatta yetmez bana. 9 olsun 10 olsun isterim:) Her zaman öyle olmasa da. 2 gün üst üste 5-6 saat uyuyabilmişsem 3.gün zombi gibi gezerim, açığı kapatmam gerekir. Ha bir de çıt desen uyanırım. Düzensizlik, düzensizlik, düzensizlik... Herkesin yapısı farklı uyku konusunda.
Çok yakın bir arkadaşım ne kadar çok derdi, sıkıntısı olursa olsun- ki oldukça stresli günler yaşadı- kafasını yastığa koyduğu gibi uyur, üstelik deliksiz uyur ve bomba gibi kalkar. Benim gibiler ise uyumadan önce asla kafaya bir şey takmamalıdırlar. Yoksa halleri haraptır, sabaha kadar bir o yana bir yana döner dururlar. Yapacak bir şey yok aslında, çocukluğumdan beri böyleyim. Kardeşim benim tam tersimdir, uyur. Erken yatar erken kalkar. O baba tarafına çekmiş, ben huzursuz anne tarafına çekmişim.
Ah neyse çok konuştum. Saatin alarmı çaldı. Ben Orhun'a kahvaltı hazırlamaya gidiyorum. Herkese günaydın!
Not: Orhun'u uyandırdım. Çoook zorlandı, "Ne yapayım uyuyamadım ki gece" dedi:) Bu çocuk da aynı bana çekmiş. Neredeyse birebir aynı. Sömestr tatilinin üstüne, tam okullar yeni açılmışken, tekrar kar tatili eklenince kendini toparlayamadı. Çünkü biz böyleyiz. (Babamız biraz daha rahat bu konuda. Bizim huyumuzu bildiği için sabahları ses çıkarmamaya çalışarak kahvaltısını yapar gider. Bir tanedir o!:) )
Not: Blogumu takip edenler "Hani bu çalışıyordu, öğretmendi?" diyebilirler. Öğlenciyim efendim. Yani birkaç sadık okuyucu arkadaşım dışında okuyan ve merak eden varsa açıklama getireyim dedim gereksiz bir şekilde.
Ve Not: Evet, uykumu alamadım, sinirliyim! :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









