Estonya'nın başkenti Tallinn'den bu merhaba!
Geçtiğimiz hafta sonu Orhun'u okuluna yerleştirmek için geldik. Hazır bayram tatili de varken bir süre daha buralardayız. Orhun buraya gelir gelmez, hatta daha yolda kendini iyi hissetmediği için ilk ziyaretimiz önce okula, sonra hastaneye oldu. Üşütmüş. Toparlamaya çalışıyor. Bu dönemde burada olmamız iyi oldu yani. Yaklaşık iki hafta burada kalacağımız için Airbnb'den ev kiraladık. Ev sahibimiz de Tallinn Üniversitesi'nde öğrenci. Şehre uyum sağlamaya başladık. İlk günler Orhun'un okul işleri ve rahatsızlığıyla geçtiği için turistik gezilere yeni yeni zaman ayırıyoruz.
Burası yemyeşil bir şehir. Tarih ve modernizm bir arada. İnsanlar gayet kibar ve ölçülü. Kendilerini ısrarla "az konuşan, duygularını belli etmeyen kişiler" olarak nitelendiriyorlar ve hatta konsolosluktan aldığımız kitapçıkta "Estonlar konuşur mu?" diye bir başlık bile vardı ama bence hiç de abarttıkları gibi bir durum yok ortada.
Ne gerekiyorsa öyle davranıyorlar işte. Asık suratlı değiller. Yardıma hazırlar.
Hatta şöyle bir durum yaşadık: Orhun ilk gün izin almak için okula gitti. Biz dışarıda bekliyorduk. Okula kafeterya tarafından girmişti. Hocaları yemek yiyorlarmış. Orhun'u görünce ismiyle seslenmişler. Görüntülü görüşme yapıldığı için tanımışlar. Yıllarca okuduğu lisenin müdürü, az mevcutlu okulda, ismini ancak mezun olana yakın ezberlediği için bu durum bize alışılmadık geldi:) Üstüne bir de çocuğun hasta olduğunu öğrenince kadın hocalardan biri taksi çağırmış, dışarıya bizim yanımıza kadar geldi ve hastanenin adresini verdi. Yani şimdi nasıl soğuk diyebilirim ben bu insanlara? Ben şu sıra Estonlar'dan daha suratsız duruyorum açıkçası:) Sağlık sorunlarıydı, okul stresiydi derken tüm yaz öyle sıkıldım ki yeni yeni kendime geliyorum. Burada benimle konuşmuşlar konuşmamışlar pek derdim değil yani bu ara. Hey heylerim tepemde. Orhun'a iyi olsunlar yeter. Sınıf olarak da gayet iyiler zaten. Sabah ders başlamadan önce 10-15 dakika herkes birbiriyle sohbet etmek zorundaymış. Ödevleri olduğunda "haydi beraber yapalım" düşüncesindeler.
Sevdim ben bu insanları.
Geçici evimizde yazıyorum bu yazıyı. Burada her yerde ama her yerde internet var ve ücretsiz. Teknolojik açıdan epeyi ileri durumdalar. Türkiye'ye dönünce sık sık Orhun'la karşılıklı kullanacağımız Skype, Estonya'nın buluşu.
Havalar şu an güzel, güneşli. Kışın çok soğuk olacak ama. Bizimki bayılıyor soğuk ülkelere. Umarım umduğu gibi olur, "bak soğuktur ama oralar" diye defalarca hatırlattım:) Allah'tan yurt ve okul binası birbirine çok yakın.
Şimdilik durumlar böyle. Eston Eston takılıyoruz bu ara. Fırsat bulursam yine yazacağım. Olmazsa dönüşte güzel bir gezi yazısı hazırlarım artık.
Daha fazla fotoğraf isteyenleri de Instagram'a beklerim.
İlgili Yazılar:Estonlar Şarkı Söyleyince
Estonya, Tallinn ve Diğer Şeyler
Tallinn'de Neler Tattım?
10 Eylül 2016 Cumartesi
1 Eylül 2016 Perşembe
ZOR GEÇEN YAZIN ARDINDAN...
Bir süredir blog alemine uğrayamıyorum. Yaklaşık bir saat önce kararlı bir dönüş yapıp her takip ettiğim kişiyi tek tek okumaya başlayınca birkaç söz söyleme isteğimin önüne geçemedim. Ve dolayısıyla buradayım:) Bakmayın güldüğüme... Aslında çok şükür ki gülüyorum demek lazım... Keyfimin yerine gelmeye başlamış olması güzel bir şey. Çünkü Orhun ameliyat oldu. Aniden karar verdik. Çok şükür atlattı, üzerinden birkaç gün geçti, şu anda dinleniyor. Daha önce üstü kapalı olarak bahsetmiştim rahatsızlığından. Şimdi de uzun uzun anlatmak, iç karartmak niyetinde değilim fakat ufacık bahsetmek istiyorum. 3 yıl önce daha basit olduğunu düşündüğümüz bir operasyon sırasında -ki epidural anestezi ile yapılmıştı- takılan sonda, idrar yollarında doku bozukluğuna ve dolayısıyla darlığa neden olmuştu. Tamamen hemşirenin yeteneksizliğinden ve sonda takılmasını istememem karşısında "ama mesanesi patlarsa görürsünüz" diyerek yönlendiren doktorun vurdumduymazlığından kaynaklanan facia bir olaydı. Sonrasında kanama şikayetinde bulunduğumuz aynı doktor "sondadan sonra olur öyle" diyerek 2 kere antibiyotik vererek yolladı bizi. Bunların olup bittiği hastane özel bir hastane üstelik. Kendilerini "butik" olarak tarif eden, ilgilerinden çok memnun kalacağımız söylenen ufak bir hastane. Kanama bitse de oğlum zaman içerisinde yavaş yavaş idrarını yapamamaya başladı ve aynı zamanda müthiş acı çekmeye... Birkaç ay sonra gittiğimiz bir başka ürolog da aynı şekilde "sondadan sonra olabilir" dediği için ısrarla geçmesini bekledik. Bu arada danıştığımız bir dahiliyecinin de idrar tahlili yaptırıp "bakın idrarda mikro bilmemneler var, onlar kanama yapıyor" dediğini ve "ya üretra darlığı ise?" dediğimde "içinizi karatmayın" şeklinde cevap verdiğini belirtmek isterim. Velhasılıkelam durum iyileşmeyip daha da kötüleşince kendim araştırdım ve üretra darlığından emin oldum. Bu sefer iyi bir ürolog arayışına girdik. Şimdiki doktorumuzu bulduk. Tahmin ettiğim gibi hatalı takılan sonda ile oluşan üretra darlığı olduğunu söyledi doktorumuz. Ufak bir operasyonla darlığı açtı ancak tekrar edebileceğini söyledi. Nitekim aylar sonra tekrar etti. Aynı operasyonu bir daha yaptı. Aylar sonra darlık tekrar baş gösterdi. Artık bu aşamada devamlı tekrar edeceği belli olmuş oldu ve bunun kesin çözümünün açık ameliyat olduğunu söyledi doktorumuz. Psikolojik olarak ameliyata hiç hazır değildik ve üstelik üniversite sınavı vardı önümüzde. Düşe kalka bu tarihe kadar geldik. Açıkçası ben bir sonraki yaza kadar ameliyat taraftarı değildim. Ancak geçtiğimiz haftalarda şikayeti iyice arttı ve doktorumuz "üniversiteye başlayana kadar halledelim" diye ısrar etti. Apar topar karar verdik. İdrar yolunun hasarlı olan kısmı iptal edilip yine oradaki doku ile takviye yapıldı. Bu ameliyatı yapan doktor sayısı az. Bizim doktorumuz ayarladı ameliyat yapacak olan arkadaşını ve sağ olsun kendisi de girdi. Yani çok şükür atlattık. Evde dinlenme dönemindeyiz, bir takım sıkıntılarımız var tabii ama geçecek inşallah. Birkaç gün sonra kontrol yapılacak ve ondan sonra Allah'ın izniyle rahatız. Üniversiteye yolcu edeceğiz oğlumuzu. Sıkıntılarımız içerisinde güzel şeyler de oldu. Geçtiğimiz mayıs ayında başvurduğu Tallinn Üniversitesi'ne kabul edildi. Epeyi bir evrak trafiği, yazışma, sınav vs. atlattı ama değdi. Sinema ve Cross Media okuyacak. Senelerdir istediği ve planlarını ona göre yaptığı bir alandı. Yurt dışında okumak için denklik vs. olayları nedeniyle burada da sınava girmesi gerekiyordu. Estonya olmaz ise Almanya'yı tercih edecektik. Ve Almanya burada bir üniversiteyi kazanmış olma şartı arıyor. Burada da İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Film Tasarımı ve Yönetmenliği'ni kazandı. Instagram'da bir fotoğraf paylaşıp "mazur görün, insan gerçekten söylemeden duramıyormuş" yazmıştım. Hakikaten anne, baba olarak gurur duymamak elde değilmiş:) Ama ama ama... Okulun umurumda olmadığı çok zaman oldu özellikle bu son 3 yılda. Her şeyden önemlisi sağlık. Çocuklarımız sağ, sağlıklı ve mutlu olsunlar gerisi gerçekten fasa fiso...
Tüm bunları niye anlattım? Hem bir iç dökme oldu bu... "Gezdiğimi, gördüğümü, öğrendiğimi yazarım; arada eğitimini aldığım sanat tarihi ile ilgili yazılar paylaşırım" diyerek açtığım blogum ne zaman bu kadar kişiselleşti hiç bilmiyorum bu arada:) Hem de Orhun'un yaşadığı sıkıntıyı anlatmak istedim ki benzer bir sorun yaşayan olursa yardımcı olayım. Bu yüzden mail atmak, bilgi almak isteyen olursa seve seve yardımcı olurum. Hatalı davranarak ve olayı küçümseyerek bize acılar yaşatan o hastaneyi dava ettiğimizi söylemeyi unuttum. Geçen kış açabildik davayı. Henüz yeni sayılır yani. Kesinlikle konunun üzerine gideceğim. 3 yıldır "neden o hastaneyi seçtim? Oğlum benim yüzümden acı çekiyor" düşüncesiyle yaşadığım zamanları unutmam mümkün değil. Biliyorum böyle olacağını tahmin edemezdik ama mantık yürütmek bazen işe yaramıyor, sanırım hiçbir zaman kurtulamayacağım zaten bu vicdan azabından.
Normalde sıkıntılarını yansıtan, konuşan biri değilim. Yapım gereği kimsenin yanında ağlamam mesela, hep güçlü durmaya çalışırım. Hayat zaten zor, güzel şeyler paylaşmaktan yanayım. Nadir dökülme anlarımdan biridir bu. İnşallah bundan sonraki yazılarım daha keyifli olacak. Dilerim herkes mutlu olsun... Ben de mutlu olayım...
12 Ağustos 2016 Cuma
DÜNYANIN TEK SAHİBİ İNSAN MIDIR?
Gezi yazılarını blogundan, gezi fotoğraflarını ise Instagram'dan severek takip ettiğim; üstelik Venedik seyahatimizde tesadüfen aynı uçakta yolculuk ettiğimiz için tanıştığım sevgili İmge'nin herkesin okumasını temenni ettiğim bir yazısını paylaşmak istiyorum. Kaş'ta şahit olduğu bir olayı anlatıyor. Akdeniz'in, bilhassa söz konusu bölgenin asıl sahibi caretta carettalar, düşüncesiz insanlar ve iş bilmez yetkililerle ilgili bir konu. Beni çok üzdü açıkçası. Bir göz atmanızı tavsiye ederim.
Link burada: Kaş'ta Caretta Caretta'ları İnsandan Koruyalım
10 Ağustos 2016 Çarşamba
SİNEMA, KİTAPLAR, KEYİF ÜZERİNE...
Dışarıda, yani sinema salonlarında film izlemeyi çok seviyorum. Evde izlediğimde salonda olduğu kadar dikkatimi veremiyorum filme. Favori sinema salonum
Cinema Pink Migros... Tüm Cinema Pink salonları çok şık ve benzer özellikte ama ben semtimizdeki (Beylikdüzü) şubesine bayılıyorum. En sevdiğim özelliği kocamaaan bir kütüphaneye sahip olması.
Bakın bu fotoğrafta kütüphanenin yarısı görülüyor. Genelde ailecek film izlemeyi seviyoruz ama eğer yalnız gittiysem biraz erken gidip kitaplara göz atmaktan, hatta birbirinden renkli koltuklarda oturup birkaç sayfa okumaktan çok hoşlanıyorum.
Kitapseverler için tam bir cennet burası. Kütüphanede benim hesabıma göre 2000'den az kitap olamaz. Belki de çok daha fazlası var. Kitapların çoğu eski, okunmuş. Sahaf özelliğinde. Tabii çok hoş bir durum bu ve sinemada kitapları görmekten keyif alıyorum ancak bu kadar çok kitabın mesela ihtiyacı olan bir köy okulunda yer alması daha mı iyi olurdu diye düşünmüyor değilim. Konsept şahane ve olması gereken, modern bir şehre yakışan bu aslında fakat bizde ne yazık ki ihtiyaç hisseden çok fazla okul var. Keşke olmasaydı. Böyle ikilemde kaldım işte.
Favori sinemamın koridorları çok sürprizli ve şık. Geçenlerde şehir dışından gelen bir arkadaşımla birlikte gittik, onun isteğiyle uzun koridorlarda fotoğraf çekmekten filmin ilk dakikalarını kaçırdık:)
Buraya birkaç fotoğraf ekledim ama beni İtalya'da bir mekanda hissettiren Rönesans tarzı duvar resmini görüntülemeyi unutmuşum. Kütüphaneden sonra en beğendiğim kısım orası.
Filmlerin gösterildiği salonların konforu da müthiş. Yumuşacık, kocaman deri koltuklara -özellikle Orhun'la ben- oturmuyoruz adeta yayılıyoruz:) Koltukların arası oldukça geniş olduğu için komşu seyircilerle muhattap olmak pek olası değil ki bence bu çok önemli.
Günlük sıkıntılardan kaçmak için sığındığımız mekanlardan biri sinema salonları.
O yüzden şık ve rahat olmaları gayet doğal. Hepsi benim anlattığım salonlar gibi değil tabii. Şıkış tepiş kalabalıkla girilen, dip dibe oturulan salonlar da var. IMAX izleyeceğimiz zaman mecburen onları tercih ediyoruz ama normal, keyifli bir seyir için tercihim yukarıda bahsettiğim sinema. Aslında kitapseverler için ne kadar kıymetli olan kütüphanesinden bahsetmek için yazacaktım bu yazıyı ancak genel bir Cinema Pink reklamına döndü, farkındayım:) Olsun. Daha önce denemediyseniz bir göz atın bence. Bakalım benim gibi sevecek misiniz?
Cinema Pink Migros... Tüm Cinema Pink salonları çok şık ve benzer özellikte ama ben semtimizdeki (Beylikdüzü) şubesine bayılıyorum. En sevdiğim özelliği kocamaaan bir kütüphaneye sahip olması.
![]() |
| Konu mankeni görevi yüklediğim yeğenim Nisan:) |
Kitapseverler için tam bir cennet burası. Kütüphanede benim hesabıma göre 2000'den az kitap olamaz. Belki de çok daha fazlası var. Kitapların çoğu eski, okunmuş. Sahaf özelliğinde. Tabii çok hoş bir durum bu ve sinemada kitapları görmekten keyif alıyorum ancak bu kadar çok kitabın mesela ihtiyacı olan bir köy okulunda yer alması daha mı iyi olurdu diye düşünmüyor değilim. Konsept şahane ve olması gereken, modern bir şehre yakışan bu aslında fakat bizde ne yazık ki ihtiyaç hisseden çok fazla okul var. Keşke olmasaydı. Böyle ikilemde kaldım işte.
Favori sinemamın koridorları çok sürprizli ve şık. Geçenlerde şehir dışından gelen bir arkadaşımla birlikte gittik, onun isteğiyle uzun koridorlarda fotoğraf çekmekten filmin ilk dakikalarını kaçırdık:)
Buraya birkaç fotoğraf ekledim ama beni İtalya'da bir mekanda hissettiren Rönesans tarzı duvar resmini görüntülemeyi unutmuşum. Kütüphaneden sonra en beğendiğim kısım orası.
Filmlerin gösterildiği salonların konforu da müthiş. Yumuşacık, kocaman deri koltuklara -özellikle Orhun'la ben- oturmuyoruz adeta yayılıyoruz:) Koltukların arası oldukça geniş olduğu için komşu seyircilerle muhattap olmak pek olası değil ki bence bu çok önemli.
Günlük sıkıntılardan kaçmak için sığındığımız mekanlardan biri sinema salonları.
O yüzden şık ve rahat olmaları gayet doğal. Hepsi benim anlattığım salonlar gibi değil tabii. Şıkış tepiş kalabalıkla girilen, dip dibe oturulan salonlar da var. IMAX izleyeceğimiz zaman mecburen onları tercih ediyoruz ama normal, keyifli bir seyir için tercihim yukarıda bahsettiğim sinema. Aslında kitapseverler için ne kadar kıymetli olan kütüphanesinden bahsetmek için yazacaktım bu yazıyı ancak genel bir Cinema Pink reklamına döndü, farkındayım:) Olsun. Daha önce denemediyseniz bir göz atın bence. Bakalım benim gibi sevecek misiniz?
6 Ağustos 2016 Cumartesi
GEÇ GİREN YAYINLAR HAKKINDA...
Bir önceki postta RSS'ye geç düşen (ismini öğrenmişim ama nasıl?:))) yazılar konusunda isyan edip yardım istemiştim. İyi ki istemişim, problemin bana has olmadığını anlamış oldum böylece. Bu kadar yaygın bir durum olduğunu bilmiyordum.
Yardım isteğime gelen cevaplar için arkadaşlara teşekkür ediyorum. Hepsini okudum, kendimce yorumladım ve bu konuda şimdilik bir şey yapmamaya karar verdim. Zira işleri tamamen karıştırabilirim diye düşünüyorum. Bazı arkadaşlarımın, teknik işlerden anlayanların bile bu sorunu gideremediklerini söylemeleri de kararımda etkili oldu.
"Bloglarımızda yaklaşık birkaç ay kadar önce güvenlik gerekçesi ile artık yönlendirileceğine dair İngilizce bildiri yayınlanmıştı...hatta ben bu konuda google + bağlantımızda bu yönlendirmeye evet mi yoksa hayır mı yapmalıyız şeklinde bir mesaj yazmıştım..Ancak bloglarımız biz kabul etsek de etmesek de artık yönlendirilmiş durumda. Merkezi Amerika olarak biliyorum. Bu yüzden saat farkından dolayı yazılarımız gecikmeli olarak düşüyor kumanda paneline diye düşünüyorum. ?? Kendimce böyle olabilir dedim.. Yani demem o ki bu problemi yaşayan tek sen değilsin"
Eğer böyleyse yapabileceğimiz pek bir şey yok sanırım. O yüzden şimdilik bırakayım dağınık kalsın. Ben, her defasında kimseyi atlamamak için Bloglarım sayfasını en son bıraktığım yerden biraz aşağısına kadar kontrol ediyorum zaten. Öyle yapmaya devam edeceğim. Siz de arada beni yoklarsınız artık:)
(Ha bu arada çözümü bulan olursa, lütfen bizi de unutmasın:))
Yardım isteğime gelen cevaplar için arkadaşlara teşekkür ediyorum. Hepsini okudum, kendimce yorumladım ve bu konuda şimdilik bir şey yapmamaya karar verdim. Zira işleri tamamen karıştırabilirim diye düşünüyorum. Bazı arkadaşlarımın, teknik işlerden anlayanların bile bu sorunu gideremediklerini söylemeleri de kararımda etkili oldu.
Yine de benzer problemi yaşayanlar için ipucu olabilir diye Zeugma'nın
şu yazısını tavsiye ediyorum. Gerçi onunki daha komplike bir sorunmuş.
Fakat faydalanabileceğiniz bir-iki bilgi bulma ihtimali var.
İzler ve Yansımalar 'ın şu değerlendirmesi bana mantıklı geldi. Aynen aktarıyorum:"Bloglarımızda yaklaşık birkaç ay kadar önce güvenlik gerekçesi ile artık yönlendirileceğine dair İngilizce bildiri yayınlanmıştı...hatta ben bu konuda google + bağlantımızda bu yönlendirmeye evet mi yoksa hayır mı yapmalıyız şeklinde bir mesaj yazmıştım..Ancak bloglarımız biz kabul etsek de etmesek de artık yönlendirilmiş durumda. Merkezi Amerika olarak biliyorum. Bu yüzden saat farkından dolayı yazılarımız gecikmeli olarak düşüyor kumanda paneline diye düşünüyorum. ?? Kendimce böyle olabilir dedim.. Yani demem o ki bu problemi yaşayan tek sen değilsin"
Eğer böyleyse yapabileceğimiz pek bir şey yok sanırım. O yüzden şimdilik bırakayım dağınık kalsın. Ben, her defasında kimseyi atlamamak için Bloglarım sayfasını en son bıraktığım yerden biraz aşağısına kadar kontrol ediyorum zaten. Öyle yapmaya devam edeceğim. Siz de arada beni yoklarsınız artık:)
(Ha bu arada çözümü bulan olursa, lütfen bizi de unutmasın:))
Bu yazıyı 16.20'de yayınlıyorum. Bakalım ilgili panele kaçta düşecek?
Ek: 7 saat 20 dk. sonra yayınlandı.
Ek: 7 saat 20 dk. sonra yayınlandı.
4 Ağustos 2016 Perşembe
TEKNİK YARDIM LÜTFEN!!!
Teknik bir sorun ve soru ile karşınızdayım arkadaşlar. Blogumda bir süredir devam eden bir problem var. Yeni bir yazı girdiğimde o yazı sayfamda çıkıyor tabii ki ama aşağıdaki fotoğrafta yer alan "bloglarım" sayfasında hemen çıkmıyor.
Birkaç hafta önce yeni yazı girdiğimde hemen bu sayfada "az önce paylaşıldı" ibaresiyle yayınlanırdı. Fark ettiyseniz teknik terimleri bilmediğim için derdimi anlatabilmek maksadıyla lafı uzatıyorum:) Kısacası yazılarımı geç görüyorsunuz:)
Yeni yazım tahminimce 7-8 saat sonra "bloglarım" sayfasında çıkıyor ve o zamana kadar takip ettiği blogları gözden geçirmiş olan kişi benimkini atlamış oluyor.
Niye böyle oldu hiçbir fikrim yok. Fikri olan varsa ve bana yardımcı olursa çok sevinirim.
Birkaç hafta önce yeni yazı girdiğimde hemen bu sayfada "az önce paylaşıldı" ibaresiyle yayınlanırdı. Fark ettiyseniz teknik terimleri bilmediğim için derdimi anlatabilmek maksadıyla lafı uzatıyorum:) Kısacası yazılarımı geç görüyorsunuz:)
Yeni yazım tahminimce 7-8 saat sonra "bloglarım" sayfasında çıkıyor ve o zamana kadar takip ettiği blogları gözden geçirmiş olan kişi benimkini atlamış oluyor.
Niye böyle oldu hiçbir fikrim yok. Fikri olan varsa ve bana yardımcı olursa çok sevinirim.
2 Ağustos 2016 Salı
ÜSTÜME ÜSTÜME GELENLER...
Astrolojiyle aranız nasıldır bilemem, ben yaklaşık iki yıldır fena halde doğru buluyorum. Yaklaşık iki yıldır Satürn'ün Yay burcunda olduğunu ve bu grubun anasını ağlattığını biliyorum. Bilmeyi bırak, tipik bir Yay olarak iliklerime kadar hissediyorum. Oğlum da Yay. Cidden en sıkıntılı, en bilinmez, en zorlayıcı zamanlarımızı yaşıyoruz ana-oğul. O 18'inde hayata atılmak üzere olan bir genç, ben onun büyüdüğünü kabullenmenin ve 40'ı aşmanın bunalımlarındaki bir yetişkin:) Hayatı sorgula, çevreni sorgula, dünyayı sorgula... Sorgulaya sorgulaya bitiremedik. Olaylar olaylar... Dönüm noktası sayılacak yaşayışlar... Kelimenin tam anlamıyla şiştim! Satürn böyle yaparmış. Evrenin öğretmeniymiş. Sorgulamayı arttırır, seni zorlayabildiği kadar zorlar, önüne engeller koyar ve yaşadıklarından ders çıkarmanı istermiş. Çıkardın çıkardın, çıkaramadın yandın. 2017 yılının sonuna kadar pek rahat yokmuş Yaylara:(
Satürn yaklaşık 3,5 sene kalırmış bir burçta. Olumsuz haber vermek istemezdim ama bizden sonra sıra Oğlak burcunda.
Satürn'ün zorlayıcı etkisi yetmezmiş gibi "bugünden itibaren 26 Eylül'e kadar Mars da Yay burcunda ilerleyecek" demezler mi? Mars sert bir gezegen. Savaş, öfke, kavga vs. 26 Eylül'e kadar sinirlerime hakim olmaya çalışacağım anlaşılan:(
Sevgili Satürn, Sevgili Mars... Sizi seviyorum. Ne olur bizi çok zorlamayın:)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)










