8 Kasım 2019 Cuma

İÇİMDEKİ ÇOCUK

    Bu sene İstanbul Bienali sergilerine çeşitli sebeplerle -Pera Müzesi'ndeki hariç- katılamadım. Aslında bu hafta sonuna kadar tamamlama fırsatım var fakat benim gibi son günlere bırakanlar yüzünden sergi mekânlarının aşırı kalabalık olacağına eminim. Zannederim bu son 3 günü de değerlendiremeyeceğim. 
    Bienal bu hafta sonu bitiyor. Ancak paralelinde gerçekleşen "İçimdeki Çocuk" sergisinin süresi 
29 Aralık'a kadar uzatıldı. Abdülmecid Efendi Köşkü'ndeki bu sergiyi ziyaret ettim. Hafta içi kalabalık olmayacağını düşündüğüm saatlere denk getirmeye çalıştım ancak yanılmışım, çok kalabalıktı. Bu sene 
ne yazık ki bienale dair söyleyecek pek sözüm yok, isteyip de halâ gidemeyenler için bu hafta sonunun son şans olduğunu hatırlatabilirim yalnızca. İçimdeki Çocuk sergisine dair izlenimlerimi ise ziyaret tarihinin uzatılmasından dolayı aktarabilirim. 
    Nakkaştepe'deki tarihi köşk, son halife Abdülmecid Efendi'nin yazlık konutu. Bugün Koç Topluluğu Spor Kulübü tesisleri içinde yer alıyor. Belli zamanlarda sanatsal faaaliyetlerle ziyarete açılması hoş. Bu sene de tıpkı 2017'de olduğu gibi İstanbul Bienali paralelinde düzenlenen "İçimdeki Çocuk" sergisiyle gündemde. 

    İçimdeki Çocuk, ziyaretçilere Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç koleksiyonundan bir seçki sunuyor. Picasso'dan Ahmet Doğu İpek'e; Antoine de Saint-Exupery'den Taner Ceylan'a yerli-yabancı pek çok sanatçı bu sergide. Tarihi mekânla çağdaş sanatın zıtlıktan doğan uyumu yine etkileyici.

Dean Snyder - Final Freeze

Erwin Wurm - Disobedience

Daphne Wright - Kitchen Table
    
Nancy Fouts - Bird On Arrow

Yaşam Şaşmazer - Shell

Claudio Bravo - Autorretrato

Ronit Baranga - Wild Thing

    Sadece iç mekân değil, köşkün bahçesi de sergileme alanı olarak kullanılmış. 

    Kendime birkaç hatıra almanın dışında çok fazla fotoğraf çekmedim. Önünde yem verirken, poposunda ise artistik halde fotoğraf çektirmek için sıraya girilen zürafayı hiç fotoğraflamadım örneğin. Örnekleri Instagram'da bol bol görebilirsiniz. Bir sergiyi, bir müzeyi gezerken fotoğraf işini abartmam. Önem verdiğim konu eserleri incelemektir, tanımaktır. Üzülerek söylüyorum ki son zamanlarda bilhassa böyle popüler etkinliklere sadece Instagram fotosu çekmek ve orada olduğunun altını çizmek için gidenler çoğaldı. Deliler gibi fotoğraf çekerken gerçekten sergi için gelenlere fiziken ve ruhen öyle engel oluyorlar ki. Ayrıca fotoğrafını çektikleri eseri kim üretmiş ilgilenmiyorlar bile. İnsan merak etmez mi? Sanatçının ismine en azından bir göz atmaz mı? "İçimdeki Çocuk" için şöyle bir kitapçık bastırılmış. 


    Serginin konusuna uygun olarak bir çocuğun elinden çıkmış gibi çizilen primitif çizgiler her bir eseri tanımlıyor. Gezerken bu kitapçığa bakarak karşındaki eserin kime ait olduğunu anlamak bence çok keyifli. Ve aslına bakarsanız beyin jimnastiği için de mükemmel. Fakat ziyaretçiler kitapçıkla birlikte ilerliyorlar mı? Hayır. Kitabı rehber alan bir genç kız gördüm sadece. Neyse. Belki evde bakacaklardır diye düşünerek iyimserliğimi korumak istiyorum. 
    Sergiye ilgi güzel. Özellikle şu günlerde içeriye girebilmek için hafta içi dahi en az 1.5-2 saat kuyrukta beklemek gerekiyor. Ziyaretçiler daimi sanatseverler, Instagram fotoğrafı çekmek için gelenler ve son halifenin köşkünü görmek için gelenler olarak 3'e ayrılıyor. 2 saat kuyrukta beklerken haliyle gözlem yapıyorsun. Bahçedeki küçük dereye yerleştirilen ayak heykelleri için (David Breuer-Weil/Visitors) "Herifin ayağı nasırlı" diyenleri duymak zorunda kalıyorsun mesela. Günümüzde belki geçerliliği tehlikede fakat nerede nasıl davranılması gerektiği konusunda takıntılıyım. Böyle davranışlardan hoşlanmıyorum. Yine de, her şeye rağmen bu tip mekânların, sergilerin, etkinliklerin ücretsiz olarak herkese açık olmasını önemsiyorum. Belki küçük adımlarla da olsa ilerleyeceğiz, sanat bizi iyileştirecek, zevkimizi, fikrimizi inceltecek. Kimimiz eğitimli olsak da kabayız, kimimiz yetişirken imkân bulamadığımızdan bilemiyoruz bazı şeyleri. O gün sıra beklerken, ister istemez arkamdaki iki genç kadının konuşmalarına tanık oldum. Sergi hakkında, bahçedeki eserler, köşk vs. hakkında kendilerince konuştular. Bir tanesi az önce bahsettiğim bahçedeki heykeller için "Yanlış yerleştirilmiş. Çok ışık vuruyor fotoğrafı çekilemiyor" dedi. Bir heykelin yerleştirilmesinde öncelik fotoğraflamadaymış gibi. Zaten devamlı fotoğrafları Instagram'a koyacağından bahsediyordu, hattâ bunun için özel giyinmiş. İçimden la havle çektim. Fakat "Bahçe bakımsız" vb.yorumlarda bulunduktan sonra, bir noktada bu genç kadın, "Yine de Allah razı olsun, ücretsiz yapıyorlar da gezip görebiliyoruz" deyince bende yelkenler suya indi. Hakikaten belli ki kültür-sanat etkinlikleri için bütçe ayırmakta zorlanıyorlardı. Konuşmalarından anlaşılıyordu. Çok sonra kendime kızdım, çaktırmadan sohbet açıp konuşabilirdin, bilgini paylaşabilirdin dedim. Sanat tarihi okuyup, öğretmenlik de yapmış biri olarak, ukalâlık etmeden bunu yapabilirdim. Biliyorsan fakat gerektiğinde paylaşmıyorsan bilmenin ne faydası var? Herkesle konuşulmaz. "Ben bilirim" havasında olup gelecek bilgiye kapalı olanlar var. O yüzden dikkatli olurum. Fakat o genç kadınla sohbet edilebilirdi. 2 saat boyunca kendilerini epeyi tanıdım:) İşte tam bu noktada bir ülkenin varlıklı ailelerinin tavırları devreye giriyor. Koç Ailesi ülkemizde kültür-sanat-eğitim alanında faydalı olan ailelerin en başında geliyor. Toplumun her kesimine ulaşan çalışmaları var. Bünyelerindeki müzeler, galeriler, salonlar, araştırma enstitüleri saymakla bitmez. Festivallere, restorasyonlara sponsorlukları saymakla bitmez. Yurt dışında da bizi şahane temsil ederler. Son haberlerden biri New York Metropolitan Müzesi'nde İslami Eserler bölümündeki iki galeriye sponsor olmaları ve isim vermeleri. Kültürel değerlere yaptıkları katkılarla dünyada ve ülkemizde yaptıklarının karşılığını alıyorlar, takdir ediliyorlar. Sosyal ve ekonomik anlamda yeterli imkânı bulamayan birisi bir gün çıkıp "Allah razı olsun" diyebiliyor. 
    İçimdeki Çocuk sergisinden izlenimlerim bunlar. Aralık sonuna kadar uzatılmış olması, merak edenler açısından güzel. Yalnız ismine bakıp küçücük çocuklarını götürecek olanların tekrar düşünmesini tavsiye ederim. Muhtemelen onları da eğlendirir diyerek çocuklarıyla gelen çoktu. Burada çok küçük çocuklardan bahsediyorum. Belli bir yaşa gelince elbetteki çocuklar da sergilere gidecekler. Ancak 1.5-2 yaşındaki çocukların saatlerce sıra beklemeleri, bu sırada sıkılıp gürültü yapmaları ve sergiden hiçbir şey anlamamaları bana mantıklı gelmiyor. (Bahçe bebek arabası doluydu, öyle söyleyeyim). İçeride şöyle eserler olduğunu ve korkan çocuklarla karşılaştığımı belirteyim de yine siz bilirsiniz:)
   Patricia Piccinini eserlerini severim ama 2 yaşındaki çocuğunuz ne düşünür bilemem. Herkes yaşına uygun faaliyetlerde mi bulunsa acaba? Ya bak yine aklıma +18 yaş sınırı olduğu halde ailesiyle sinemaya giden, hattâ bazen yanında ailesi olmadan içeriye sokulan çocuklar geldi. Neyse. Tuhaf zamanlardayız deyip susuyorum.
    Son söz Abdülmecid Efendi hakkında olsun. 2017 yılındaki sergiyi anlatırken, Abdülmecid Efendi'nin yaptığı, köşkün içini gösteren şu resmi paylaşıp şöyle yazmışım:
   
       
    "İyi eğitim almış bir Osmanlı aydınıdır. Ressamdır ve Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin destekçisidir. Eserlerinde Batılılaşma dönemindeki Osmanlı soylu yaşantısının izleri görülür. Bir zamanlar sanatsal sohbetlerin yapıldığı yazlık evinde uluslararası bir serginin düzenleniyor oluşu kanımca hoş bir harekettir. Sanat her zaman... Sanat her yerde... Sanat herkes içindir." 




14 yorum:

  1. Gezmiş gibi oldum.Aslında gidip geliyoruz bu şehire ama bir türlü gezmeye zaman kalmıyor
    Belgesel tadında okudum teşekkürler editör

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok çok teşekkür ediyorum. Umarım İstanbul'u gezmek için rahat zamanlarınız olur. Sevgiler...

      Sil
  2. Burnumun ucunda ama hâlâ gidemedim.

    YanıtlaSil
  3. Dediğin gibi instagramdan meşhur kareleri çok gördük. farklı bir açıdan
    senine gezmek,okumak keyifliydi. ellerine sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, beğenmene sevindim:) Sevgiler...

      Sil
  4. Tarihin uzatılması güzel olmuş :)) Ben sergiyi çok beğenmiştim, o kitapçığı da gezerken kurcaladık ama her esere bakmadık itiraf edeyim :)) Büyükada'daki sergileri de gezme imkanım oldu ama onların pek bana hitap etmediğini söyleyebilirim. Anadolu Kulübü, Mizzi Köşkü'nü vs gördük en azından diye kendimizi avutmuştuk.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Büyükada'ya gitmeyi düşündüğüm sıra deprem oldu. Tekrarlarsa diye çıkamadım bir süre:) Sinemalar eski binalarda diye Filmkekimi'ne de katılamadım:)
      Normalde açık olmayan yerleri Bienal sırasında görmek keyifli oluyor gerçekten.

      Sil
  5. Ben de sergiyi ilk instagramda gördüm:) Bilinçsizce,sadece orada bulunmak adına müze ya da sergi gezmek hoş olmuyor tabii ki.Günümüz gerçeklerinden biri, ne yazık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle böyle, gide gele bilinçlenilir umarım :)

      Sil
  6. O zürafayı çokça gördüm evet :) Hatta acaba orada fotoğraf çektirmeyeni dövüyorlar mı bile diye düşündüm :)

    Öpüyorum seni, sen hep gez, hep anlat bize ♥

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dövüyorlar gerçekten:) İçeriye girmek için, üst kata çıkmak için beklerken zürafayla fotoğraf çektirenleri izliyorsun bol bol. Üzgünüm ama enteresanlar:)
      Çook teşekkürler Şebnemcim. Sevgiler...

      Sil
  7. istanbul'da yaşamanın en büyük avantajı. kıskandım yine :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İstanbul'da kalabalıktan, trafikten, vahşileşen insanlardan o kadar çekiyoruz ki bu tip etkinliklerle nefes almaya çalışıyoruz. Birazcık artımız da olsun :) Sevgiler Burcu...

      Sil

Yorumu olan?