7 Haziran 2021 Pazartesi

BİR RESSAM, BİR RESİM (19)

     CLAUDE MONET (1840-1926) - MADAM MONET VE OĞLU 

    Geçtiğimiz cumartesi günü Orhun'la birlikte annemin evine gitmeden önce Bahçeşehir Parkı'nda yürüyüş yapmak istedik. Taksiden biraz erken indik ki yolumuzu yeşillikler içinden tamamlayalım. Bir yandan sohbet ediyoruz, bir yandan yürüyoruz. Mis gibi bir hava, çiçekler, ağaçlar, kediler, köpekler, kuşlar, cıvıl cıvıl insanlar... Büyük Gölet'i geçtik, daha küçük olanın ortasındaki köprüye yaklaştık. İnsan eliyle düzenlenmiş olsa da doğallığı yakalamış kır görüntüsü içindeki tahta köprü bana birden Monet'nin resimlerini hatırlattı. Mutlu mutlu seslendim: "Orhun bak! Monet resimleri gibi! Monet'nin Giverny'deki bahçesine benzemiyor mu? Köprüye çıkayım, tam şu açıdan benim fotoğrafımı çek!" :) Orhun annesinin tavırlarına alışkın. Fotoğraf çekme fikrine karşı çıkmadı. Hadi Monet'yi tanır ama "Giverny neresi? Ne bahçesi?" demedi. Nasıl olsa birazdan konuyu açardım, anlatırdım. Sohbete o da bir şeyler katardı, karşılıklı tatlı tatlı konuşurduk. Bu benim şanslı olduğum bir durum. Örneğin yeni bir şey öğrendiğimde de hemen ona söylerim, uzaktaysa mesaj atarım, önceden bilip bilmediğini merak ederim. Onun da aynı şekilde yeni bir şey öğrendiğinde, farklı bir durumla karşılaştığında ilk haberdar etmek istediği kişilerden biri benimdir. Oğlum için "en yakın arkadaşım" demem, çünkü bana kalırsa anne annedir, baba babadır, evlat evlat. Herkes en başta bir ebeveyne ihtiyaç duyar. Ancak şunu söyleyebilirim ki oğlum benim en iyi sohbet ettiğim insanlardan biridir. Küçüklüğünden beri böyle bu. İşte o gün o parkta Orhun'la Monet üzerine konuşurken aklıma tüm bunlar geldi. Çocukluğuna kadar indim, bıcır bıcır konuşmalarını hatırladım. Malûm zihin enteresan bir hâl, arka arkaya görüntüler içinde oğlumun küçücük suratını gözümün önüne sunarken, arkasına Monet'nin eşi ve oğlunun resmini ekleyiverdi. O an "Bir Ressam, Bir Resim serisinin sıradaki görseli bu olmalı" dedim. Monet'nin resminde de anne-oğul, güneşli bir yaz gününde gezintiye çıkmışlardı. Baba Monet o günden bir görüntüyü ölümsüzleştirmişti. Üstelik bu tabloyu 2012 yılının sonlarında Sakıp Sabancı Müzesi'nde açılan "Monet'nin Bahçesi" sergisinde görmüştüm.
    "Madam Monet ve Oğlu", "Gezinti" ya da "Şemsiyeli Kadın" gibi farklı isimlerle anılan 1875 tarihli tabloda sanatçının ilk eşi Camille'i ve oğlu Jean'ı görmekteyiz. Yer, bir süre yaşadıkları Argenteuil. Anne-oğul belli ki yürüyüşe çıkmışlar. Hava açık ancak biraz esintili. Camille'in yüzündeki şeffaf örtü, saçları, bulutlar, çimenler rüzgârın etkisiyle devinim halinde. Serbest tuşlarla (fırça darbeleriyle) oluşturulan hareket öyle etkili ki izleyicinin esintiyi yüzünde hissetmesi mümkün. Ve ışık... Açık-koyu renk tonlarıyla yaratılan ışık etkisi güneşin varlığını kanıtlamakta. Her an biz de Camille'in yeşil şemsiyesinin altına girebiliriz. Sanki onlar da bizi davet eder gibi bakmıyorlar mı? Gezinti sırasında bir an varlığımızı hissetmiş ve bize dönmüş gibiler. Belli ki yol eğimli. Biz onlara göre biraz daha aşağıdayız. Sık rastlanmayan bir bakış açısı bu. Ve kesin ki Madam Monet'yi çok daha heybetli gösteriyor. Acaba bu, sanatçının eşine olan sevgisinin yansıması mı? Claude'un Camille'e olan aşkının ailesiyle arasını açtığını biliyoruz. Ve ne yazık ki Camille'in ikinci çocuğunun doğumunun ardından erken yaşta öldüğünü de biliyoruz. Monet, ilerleyen yıllarda bu yazıya konu olan resmin iki farklı versiyonunu yapıyor. Bu kez model olarak üvey kızını kullanıyor ancak Camille'in hatırasının etkisiyle figürün yüzünü tamamlayamıyor, belirsiz bırakıyor. 
    Madam Monet ve Oğlu tablosunda görülen anlık izlenimin ele alınması ve yansıtılması durumu Empresyonizm'in özelliklerinden biri. Ve Monet, empresyonizmin isim babası, en tanınan ressamı. 1874 yılında Paris'te düzenlenen bir sergide "İzlenim (Empresyon)" adını verdiği bir gün doğumu resmi sergiliyor. Sanat eleştirmeni Louis Leroy bunun üzerine alaycı bir tavırla "Empresyonistlerin Sergisi" başlıklı bir yazı kaleme aldığında sergiye katılan ressamlar bu isimden hoşlanıyorlar ve böylece Empresyonizm, yani İzlenimcilik bir akımın ismi oluyor. Empresyonist sanatçılar akademik öğrenimin dışında davrananlar, doğaya açılanlar. Günün farklı saatlerinde yansıyan ışığın değiştirici etkisiyle şekillenen anlık izlenimleri tuvale yansıtanlar. Anlık izlenimi kaçırmamak için hızlı çalışanlar. Gün ışığıyla yarışanlar. Bu nedenle serbest tuşlar kullananlar. Bir yerin resmini sabah, öğle, akşam saatlerinde ya da farklı mevsimlerde tekrar tekrar yapıp anlık değişimleri gösterenler. Bunları gerçekleştirirken ışık üzerine yapılan bilimsel çalışmalardan faydalananlar, eserlerini saf prizma renkleriyle boyayanlar. Sınır çizgilerini kullanmayanlar. Işığın parlaklığını verebilmek için, sanayi devriminin sonucunda ortaya çıkmış olan sentetik boyayı kullananlar. Güncel resim yapmak isteyenler. Bu yüzden açık hava gezintilerini, büyük caddeleri, tren istasyonlarını, kırsalda ya da kentte yaşamdan manzaraları sunanlar. Işık ve rengi her şeyin üzerinde tutanlar. Monet tüm bunlara sonuna kadar bağlı kalan isim. Renk renk çiçeklerin, suyun, ışığın, anda yakalanan zihinlerde kalıcı olanın ressamı. Ve Giverny... Onu çağıran doğanın çağrısına uyup yerleştiği, 36 yıl boyunca yaşadığı, ürettiği, ilmek ilmek işleyerek bir cennet bahçesi haline getirdiği evinin bulunduğu, Seine nehri kıyısındaki Fransız köyü. Sanatçının evi bugün bir müze. Empresyonizm Müzesi'yle birlikte bu küçücük köyde sanatsever turistleri ağırlıyor. Tüm bunlar... Yıllar önce Boğaz kıyısındaki o güzelim müzede gördüğüm tablo, anneannemize giderken yaptığımız yürüyüş, sohbet, hatıralar, gölet, çiçekler, Monet, Camille, Jean... Her gün yeniden doğan günün ışıkları gibi, sanatçının fırçasından dökülen renkler gibi doluyorlar zihnime, anlar uç uca ekleniyor birbirine, her birini duyumsuyorum, yazıyorum...




12 yorum:

  1. Sevgili Sezer,

    Empresyonistleri, özellikle Monet'yi çok severim. Geçenlerde bir ayıklayayım dedim, baktım ki, yıllarca aldığım ajandaları, takvimleri gidip gelip empresyonistlerin, Monet'nin eserlerinden seçmişim. :)
    Yıllar önce Giverny'deki evini ve Orangerie Müzesi'indeki Nilüferler'ini görmek şansına erişmiştim, benim için unutulmaz mutluluklardandır.
    Bu resmin hikayesini öğrenmek, ayrıca keyif verici oldu.

    Söylemeden geçemeyeceğim, içinize işlemiş sanatçı bakış açınızla, oğlunuzla geçirdiğiniz özel zamanın sizde bu resmi çağrıştırmasını çok hoş duygularla okudum. İnsanın çocuklarıyla sohbet edebilmesinin, onlarla duygularını paylaşabilmenin ne kadar değerli olduğunu bilirim.
    Sevgilerimi gönderiyorum. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Giverny'deki evi, bahçeyi görmüş olmak ne hoş. Bir de böyle Monet hayranıyken:)
      Evlatlarla nice sohbetlerimiz olsun. Çok çok teşekkür ediyorum. Kocaman sevgiler benden.

      Sil
  2. Muhteşem bir anlatım. Bende “baskın kadın figürü” çağrışımı yaptı..
    Ah sevgili Sezer, bir şey rica edeceğim!
    Bu haftasonu tam 15 ayın sonunda ilk defa resim galerisine gidebildim (tam bir felaketti çünkü eşim de geldi ve kendisi uzun yıllar resim sanatıyla da içli dışlı olduğu için dikkat süresi aşırı kısa, 2sn falan durup geçiyor tabloların önünden ama ben 10dk’da göremiyorum onun gördüklerini çünkü eğitimsiz sıradan göz.. koştur koştur hiç zevk alamadım). Kızım bu sıra aşırı bir Franz Marc hayranı, asıl niyet ona gerçeklerini göstermekti tabii. Neyse uzun lafın kısası, Gabriele Münter’in “Kandinsky and Erma Bossi at the table” tablosunu yorumlamanı rica edeceğim, bu tabloda bir şey var beni çeken, beden duruşu vs. bir uzman gözünden dinlemek isterim. Tabii zamanın olursa çok sevinirim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah ne iyi yapmışsınız, imrendim:) Eşinin aksine ben tabloların önünden uzun süre ayrılmam. Rahat zamanda gezmek keyif verir. Anlamak değil de hissetmek, içinde kaybolmak isterim. Şarkı dinler gibi, fim izler gibi. Franz Marc hayranı kızını öperim güzel yanakların:) Geçenlerde notlarımı karıştırırken Franz Marc çıkmıştı karşıma, bahsedecektim ama o an ne oldu unuttum, farklı bir resmi seçtim. Spontane gelişiyor bende:) Ama dediğin bahsettiğin resmi kesinlikle dikkate alcağım. Çok teşekkür ediyorum Ceren, çok naziksin. Sevgiler benden...

      Sil
  3. Ben resmi.gorur gormez bir anda Madam Bovary geldi aklkma...

    YanıtlaSil
  4. Ah, en sevdiğim ressamlardan :) Şimdi fark ettim ki ben de aynı yerin farklı ışıklarda fotoğrafını çekmeyi çok severim, belki de ondan seviyorum.

    Ressama ve resime gelme hikâyesine de ayrı bayıldım. Bence de çocuklarla arkadaş olmak değil onlarla güzel bir ana çocuk (bizim durumumuzda ana oğul :) ilişkisinde bulunmak önemli. Ben de çok severim öğrendiklerimi onlarla paylaşmayı, onlardan da öyle çok şey öğreniyorum ki bu arada.

    Ve bu resimde rüzgârı hissetmemek mümkün değil, çok güzel.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen de izlenimcisin demek:) Monet çok seviliyormuş bu arada, onu anladım.
      Evlatlarınla nice güzel zamanlarınız olsun Handan. Çok teşekkür ediyorum.

      Sil
  5. Bir mavi sever olarak kısmen Monet'ciyim diyebilirim. Bir kitabın sayfası tadıyla okudum yine. Orhun'la sohbet yazı bütününde çok dozundaydı ve kesinlikle renk kattı. Şimdi dersini çalışan bir öğrenci olarak, bir kez daha okuyacağım:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Monet seviliyor:)
      Çok çok teşekkür ediyorum, fikirlerin ve desteğin kıymetli. Sevgiler benden...

      Sil
  6. orhunla sohbetler ve anılar bölümü çok hoştu, duyguluydu :) şu giverny deki bahçeye de gitmeli bi gün :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ediyorum Deep. Giverny? Neden olmasın değil mi? :)
      Sevgiler benden sana...

      Sil

Yorumu olan?