4 Mart 2016 Cuma

DORTMUND NOTLARI...

    Bir önceki yazımda Köln'den bahsetmiştim. Şimdi sıra dört günlük küçük Almanya seyahatimizin Dortmund ayağında.
    Almanya'ya ziyaret fikri her zaman aklımızda olsa da, Dortmund daha önce hiç düşünmediğimiz bir şehirdi. Ta ki çocukluğundan beri orada yaşayan sevgili arkadaşım Ayşe ile tanışana kadar. Blogumla  ilk kez tanışanları Almanya seyahatine nasıl karar verdiğimiz konusunda şu ve şu linklere yönlendirip Dortmund izlenimlerine devam etmek isterim. Zira zaten takip edenler için bu ayrıntıları yinelemek fazlasıyla tekrara düşmek olacak.
    
    Dortmund'a Türkiye'den hava yoluyla ulaşmanın en kolay yollarından biri İstanbul'dan Düsseldorf'a ortalama 3 saatlik bir yolculukla ulaşıp kara yoluyla bu şehre devam etmek. Bir diğer aktarma noktası da Köln. Köln'e de hemen hemen aynı sürede uçabilir ve Dortmund'a devam edebilirsiniz. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi Düsseldorf biraz daha yakın. Bizim tercihimiz uçak saatleri ve bilet fiyatlarından dolayı Köln üzerinden ulaşmak oldu.
    Seyahatimizin ilk günü Köln şehrini gezdikten sonra akşam saatlerinde Dortmund'a ulaştık. İki şehir arasında tren ve otobüsle yolculuk yapmak mümkün. Üstelik kolay. Ancak arkadaşım sayesinde bizim için işler daha da kolaydı. Köln'den Dortmund'a otomobille yaklaşık 1 saatte ulaştık. Hafta içi sabah ve akşamüstü saatlerinde her büyük şehirde olduğu gibi bu süre iki katına çıkabiliyormuş.
    Dortmund'ta, şehir merkezine 15-20 dakika uzaklıktaki şirin yerleşim yeri Castrop Rauxel'de konakladık. Arkadaşımın evine çok yakın küçük, sevimli bir otel ayarlamıştık. Kendisinin ve ailesinin misafirperverliği sayesinde odamıza sadece geceleri uyumaya gidiyorduk. Yine onların vesile olmasıyla Almanya'nın sakin bir kasabasında kısa süre de olsa yaşama imkanı bulduğumuz için mutluyuz. Yapraklarını dökmüş koca ağaçlar mevsimine denk gelmiş olsak da baharda muhteşem bir şekilde yeşereceği belli olan doğası; alçak katlı, üçgen çatılı, bahçe içindeki evleri; tertemiz düzenli caddeleri; kakafoniden uzak tarzı ve kibar insanlarıyla çok sevdim Castrop Rauxel'i.
Ev dediğinin çatısı üçgen olur. Çocukken hep öyle çizmez miydik?
    
    Köln ve Amsterdam gezilerine birer gün ayırmamız nedeniyle Dortmund'da iki gün geçirebildik. Bunun bir günü pazartesiye denk geldiği için her zaman öncelikle tercih ettiğim müze ziyaretleri sekteye uğradı ancak Almanya'nın olmazsa olmazı, meşhur içecekleri biranın müzesinde vakit geçirebildik. Üstelik çok sevdik. 
Tematik müzeler güzeldir.
     
    Dortmund'un da içinde yer aldığı Kuzey Ren- Vestfalya eyaletinde 1900'lü yıllarda 30 adet bira fabrikası varmış. İşte bu fabrikalardan biri olan Hansa bira fabrikası bugün müzeye dönüştürülmüş durumda. Bu konuda bilhassa Dortmund önemli çünkü 50'li ve 60'lı yıllarda Avrupa'nın en büyüğü konumundaymış. Şehirde böyle bir müzenin varlığı kaçınılmaz olmuş yani.
    
    2 kat şeklinde düzenlenmiş müzede Ortaçağ'dan yadigar bira kupalarından, imtiyaz belgelerinden tutun; yapım makinelerinden, dağıtıcı otobüslere, kasalara, eski fotoğraflara, reklam afişlerine kadar her türlü obje sergilenmekte. Tabii biranın yapım aşamalarını, hatta arpa çeşitlerini dahi görmek mümkün. 


Seçtiğin markanın şişesini kaldırıyorsun ve televizyonda bir zamanlar o markaya ait olan reklamlar dönüyor.
    
    Oldukça ayrıntılı ve ilgi çekici müzenin görevlisi de pek tatlıydı. Yaşı hayli geçkin bu bey gençliğinde söz konusu fabrikada çalışmış, emekli olduktan sonra da müzede çalışmaya devam etmiş. 60'lı yıllarda bira dolu renkli kamyonla, tanıtım için Amerika'yı gezen ekipte o da varmış. Gezinin fotoğrafları da müzedeydi. O anlattı biz dinledik.
Görevli amcamız sol baştaki

    Şahsen biranın tadını bir türlü sevemesem de tarihi M.Ö 10000'lere dayanan 
nam-ı diğer arpa suyuna sırf bu yüzden saygım büyüktür:) Dortmund Brewery Museum insanlığın en eski içeceklerinden biri olan biranın şanına yakışır bir müzeydi.
Kapanmış bir bira fabrikasından yadigar vitraylar

    Dortmund bir zamanlar sadece birası ile değil, çelik ve kömürü ile de tanınan bir şehirmiş. Her ne kadar fabrikalar birer birer kapanıp yerlerini kültür ve sanat merkezleri alıyor olsa da, bana kalırsa sanayi şehri olmasının getirdiği hava hala hissediliyor Dortmund'ta. Fakat bu tam olarak şehrin soğuk ve gri olması demek değil. Farklı bir şeyden bahsediyorum. Mesela kıyaslayacak olursam, Köln'ün tarihi ve turistik havası, eğlencesi ve kozmopolitliği yok Dortmund'ta. Fakat Köln'e göre kesinlikle daha yeşil. Şehrin yarısı yeşil alandan oluşmaktaymış. Biz kışın ortasında ziyaret ettiğimiz için yemyeşil halini görememiş olsak da, izlenimlerimize göre Dortmund'un bahar aylarında nasıl canlanacağını tahmin etmek zor değildi.

Westfalenpark
    Kış demedik, soğuk demedik Castrop Rauxel'in önemli yeşil alanlarından biri olan Westfalenpark'ta yürüyüş yapmayı ve meşhur televizyon kulesi Florianturm'a çıkarak şehri kuşbakışı izlemeyi ihmal etmedik. 

    Westfalenpark bahar ve yaz aylarında oldukça hareketli olduğu belli olan büyük bir park. Girişteki haritada çocuklar için eğlence alanları, göletler, konser alanı ve restoranlar işaretlenmişti. Ayrıca parkı bir uçtan bir uca gezdirecek olan tren ve teleferik bile mevcut. Ancak bunlar o sırada çalışmıyorlardı tabii. Etrafıma baktım ve bahar aylarında nasıl cıvıl cıvıl olacağını tahmin etmeye çalıştım. 

    Parka 219.6 m. uzunluğundaki televizyon kulesi Florianturm'un tepesinden göz atmak da oldukça keyifliydi. Bir de deli gibi esen rüzgar olmasaydı şahane olacaktı. Ama mevsim kıştı, bunu bilerek gelmiştik.


    Güneşin kendini gösterdiği bir vakitte arkadaşım bizi yürüyüş yaptıkları, bisiklet sürdükleri bölgeye götürdü. Bir amacı da küçük bir Ortaçağ şatosu olan Schloss Bladenhorst'u göstermekti. 

    Bir süre önce kültür merkezi olarak kullanılmaktayken gezilebilen şato ne yazık ki özel mülkiyete geçtiği için kapalıydı. Dış mekandan romantik fotoğraflar almakla yetinebildik.

    Dortmund şehir merkezine gitmeyi ihmal etmedik tabii. Her Avrupa şehrinde görülen ana alışveriş caddesi ve tarihi katedral burada da eksik değil. 13.yy'a tarihlenen 
St. Reinoldi Katedrali şehrin koruyucu azizi St.Reinold'a adanmış.
    Giriş kapısında sergilenen, zamana daha fazla direnememenin izini derin bir çatlak şeklinde üzerinde taşıyan tarihi çan kim bilir ne olaylara tanık oldu; şehrin başına gelen iyi ve kötü olayları aceleci hareketlerle sallanarak kim bilir kaç kere haber verdi.

    Ve Ortaçağ'da bile bir ticaret yolu konumunda olan, bugün şehrin ana alışveriş caddesi durumundaki Westenhellweg... Birçok ünlü markanın tarihi binalara konuşlandığı klasik bir Avrupa şehri caddesi burası. Dolayısıyla hamburgerci bile böyle şık bir mekanda yer alabilmiş.


    Dortmund deyince çoğu insanın aklına ilk olarak Borussia Dortmund futbol kulübü gelmekte. Arama motorlarına şehrin adını yazdığımızda ekrana dökülen bilgi ve fotoğrafların öncelikle ve çoklukla BVB'ye ait olduğunu düşünürsek, futbol kulübünün orada yaşayanlar için ne kadar önemli olduğunu tahmin etmek zor değil. Maçların yapıldığı Signal Iduna Park, Almanya'nın en büyük stadyumu. Eşime "Stadyum ziyarete açıktır, gidelim mi?" dediğimde "Yoo, fark etmez" dediği için ve ben de üzerinde durmadığım için şu an pişmanlık duymaktayım. Kendisi gibi bir futbol meraklısı nasıl oldu da hevessiz davrandı ve nasıl oldu da ben ona uydum? Oysa ki meşhur futbol stadyumlarını gezmek çok keyifli. Eindhoven'da Orhun'la birlikte PSV'nin stadını gezmiştik ve (meraklısı için yazısı burada) çok memnun kalmıştık. Ki o nispeten ufak bir stadyumdu. Burada sözü geçen Almanya'nın en büyüğü. Demek ki ofsaytı iyi bilmekle olmuyor bu işler:) (Ofsaytı ben de bilirim bu arada:)) Şahsen futbolu seviyorum ve ilgilendiğim bir konuyu her yönüyle merak ederim. Artık o taraflara giden olursa benim için de gezsin Signal Iduna'yı. Aslında ben de ısrarcı olabilirdim ama karşındaki "Yooo" deyince bir kilitleniyorsun:) "Bilmem" falan deseydi ikna ederdim ve eminim kendisini sürüklediğim her yerde olduğu gibi memnun kalacaktı:)
Görsel: www.bvb.de/
    İşte böyle... Güzel bir dostluğun gölgesinde ve hafızalarımızda her zaman yer edecek unutulmaz sıcaklığında geçti Dortmund'ta zaman. Arkadaşım ve ailesi Dortmund'taki son gecemizde hoş sohbetleriyle bizi ağırlarken şarkılarla türkülerle uğurladılar ülkemize. Evin yakışıklı oğlu Cem'in o geceye ait bir videosu Instagram hesabımda. Buraya eklemeyi beceremedim. Oysa ki keyifli bir bonus niyetine kullanarak noktalayacaktım bu yazıyı:) Merak edenleri IG hesabıma beklerim.
    Bir sonraki yazıda, birkaç saate sığan ancak dolu dolu geçen Amsterdam ziyaretinde görüşmek üzere...

    









17 yorum:

  1. ŞAtoya bayıldım. Kendimi bir gün onu fotoğraflarken hayal ettim. Sevgilerimle. :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ah, umarım fotoğraflarsınız. Bir bahar günü mesela.
      Sevgiler benden...

      Sil
  2. O şatoyu gezmek şahane olurdu Sezercim. Keşke hala gezilebiliyor olsaymış...

    Sen nasıl oldu da böyle bir hata yaptın hakikaten... Bazen insanın basireti bağlanıyor galiba. Neyse başka bahara gezersin artık stadyumu da...

    Ayşeyi çok özledim yaaa :/ Yeniden yazmaya başlasa keşke...
    Konuşursan mutlaka özlediğimi ilet olur mu ;)
    Seni de kocaman öpüyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Şatonun ziyarete kapalı olduğunu görünce üzüldüm tabii. Bahçe kapısından uzanıp bakabildim sadece:)
      Her seyahatte mutlaka akılda bir şeyler kalıyor bilirsin Şebnemcim. Ne yapalım artık.
      Bence de Ayşe dönmeli:) Özlediğini iletirim, bence buradan da okuyacaktır. Çok tatlısın, çok öpüyorum seni.

      Sil
  3. Ne güzel, detaylı bir anlatım. Fotoğraflarla yazı bütünleşmiş. Park dikkatimi çekti. Soğuk ve kuru bir havada çimler gene de yemyeşil.Yaprağını dökmüş kupkuru ağaçların arasında ne güzel duruyorlar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Beğendiğinize çok sevindim. Detay katmazsam, aklımdakileri söylemezsem olmuyor:)
      Çok teşekkürler Makbule.

      Sil
  4. O muazzam kapının altındaki Burger yazısı o kadar ucuz durmuş ki adeta zamanımızın sanattan uzak zevkinin bir fotoğrafı gibi. Ne kötü bir çağda yaşıyoruz.

    Fotoğraflardaki mekanlar hayranlık uyandırıcı, emeğinize sağlık.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bari bir tane Burger King yazsaymış değil mi? Sırf şu fotoğrafta görülen beş yazı var. Kimi flama, kimi ışıklı pano. İlginç.
      Çok teşekkür ediyorum yorumunuz için, beğendiğinize sevindim.

      Sil
  5. Şu tarihi binaları kapan bu fast food zincirlerini hiç yakıştıramıyorum. Starbucks da yapıyor aynısını.
    Dortmund aklımda olan bir yer değil, sen yazınca farkına vardım ki çok bir şey de bilmiyorum hakkında. Futbol takımı hariç:) Müze çok cazip geldi, seviyorum böyle müzeleri.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Merkezde yine fabrikadan bozma kültür merkezi var. Tepesindeki U harfi Dortmund Unıon'dan geliyor. Şehrin simgelerinden biri. Hamburg'la çok yakın değiller ama gidersen muhakkak oraya uğramalısın. Bir de arkadaşların söylediği ama göremediğimiz bir bahçe-çiçek dünyası gibi bir şey varmış, çok büyükmüş. Tam senlik gibi geldi bana Semi:)

      Sil
  6. Çok güzel bir anlatim olmus. Avusturya da da birkaç büyük sehir disinda minik minik kasaba sehirler var. Hayatin yavas aktigi izlenimine kapiliyor insan.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ve arada sırada da olsa, minik kasaba ve şehirleri ziyaret büyük şehir kalabalığıyla bunalmış bizlere ne iyi geliyor. Çok teşekkür ediyorum.

      Sil
  7. Merhaba,

    Bol fotoğraflı gezdirmeli paylaşımları çok seviyorum. Fotoğraflarınız güzel, anlatımınız güzel; sonuç "Bitmesin, biraz daha gezelim." oldu ama maalesef bir yerde bitti :) Bu arada ikinci fotoğraftaki henüz yapraklarına kavuşamamış ağacı da pek sevdim; doğa uyanınca kim bilir ne güzel olacaktır...

    Renkli günler!

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet, bu yazı tahminimden kısa oldu. O zaman sizi daha önceki uzun gezi yazılarıma bekliyorum:) Teşekkür ediyorum yorumunuz için. Size de renkli günler...

      Sil
    2. Onların da bunun kadar güzel olduklarını tahmin ediyorum :) En kısa zamanda tekrar uğrayacağım.

      Sil
  8. Sezer'cim..ne iyi ettiniz Almanya'ya gitmekle..sayende, çocukluğumun masal kentlerine bir kez daha gittim..nasıl zarif insanlar değil mi!. o sukuneti, dinginliği, tarihe ve insana verdikleri değeri görünce..'neden bizim caanım ülkemiz de böyle olmaz!' diyor insan. Müzelerine, tarihi yapılarına, hemen her konuda itina ile gelecek kuşaklara aktardıkları devasa arşivlerine hayran kalmamak mümkün değil.. Güzel fotoğrafların ve akıcı anlatımınla, kafamı boşlatmama sebep olduğun için, sana çok teşekkür ediyorum Sezer'cim..Zira sıkıcı gündemden dolayı..artık tv. u dahi açasım gelmiyor!. Sevgilerle, sana ve ailene iyi haftasonları dilerim..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Güzel sözlerin için ben çok teşekkür ediyorum Esincim. Almanya'yı çok iyi bilen biri olarak yazılarımı beğenmen çok mutlu etti beni. Gündeme gelince... Hiçbirimizin keyfi yok:(
      Sevgiler, öpücükler benden sana.

      Sil

Yorumu olan?