22 Eylül 2016 Perşembe

ESTONLAR ŞARKI SÖYLEYİNCE...

    Gezme tozma açısından oldukça verimsiz geçen bir yazın ardından 12 gün kaldığımız Tallinn şehrini birkaç yazıda anlatarak, izleyici arkadaşlarımı belki sıkıntıya belki de keyfe boğmak niyetindeyim efendim:) Oğlumuzu üniversiteye yerleştirdik, evimize döndük. Yaklaşık 2 hafta kaldığımız Tallinn'i -sürenin uzunluğunu dikkate alınca- bazen oranın yerlisi gibi, bazen de turist gibi gezerek epeyi bir deneyim elde ettik. Üniversite'den ve yurt binasından memnunuz. Bu konuda bilgi almak isteyenler olursa bana yazabilirler, seve seve yardımcı olurum. Instagram'dan yazan oldu örneğin, bildiklerimi, deneyimlerimi aktardım kendisine.
    Şimdi gelelim kuzeyin en güzel şehirlerinden biri olan Tallinn'e... Tallinn, Estonya'nın başkenti. "Estonya" deyince karşımdaki kişide ufak bir burun kıvırma olabiliyor, "Tallinn" deyince daha farklı karşılanıyor nedense. Oysa gittim, gördüm ve bizzat deneyimledim ki insanıyla, yaşam kalitesiyle, kent yapılanmasıyla, teknolojisi vb. birçok özelliğiyle asla küçümsenmeyecek bir ülke. Oğlumu emanet ettiğim Estonya'yı ben sevdim ve önümüzdeki 3 yıl içerisinde devamlı bahsetmem, tanıtmaya çalışmam nedeniyle fahri hemşehrilik teklif edilmezse çok bozulacağım:)

    Şaka bir yana... Önce biraz korktum. Konsolosluk'un bastırdığı kitapçıkta bile "Estonlar konuşur mu?" diye bir başlık vardı. 2 sene önce evimizde misafir ettiğimiz Tallinn'li öğrenci de tam bahsedildiği gibiydi. Kendilerinin az konuştuklarını, duyguları belli etme konusunda zayıf olduklarını düşünüyorlar ve bunu ısrarla vurguluyorlar. Aynı şeyi üniversitenin rehber öğretmeni de söylemişti mesela Orhun'a. Ancak bu bana kalırsa mütevazılıklarından, belki de biraz bu konuda kendilerini gereksiz yere küçümsemelerinden kaynaklanıyor. Tekrara düşmüş olmamak için okulda yaşadıklarımızı burada da anlatmayayım. Okumayan varsa ve bu yazıda buluşmuşsak, bir önceki yazıma göz atarlarsa ne demek istediğimi anlayacaklardır. Ben bu insanlara asla soğuk diyemem. Mecburiyetten dolayı hastanelerinin bekleme salonunda yaklaşık 1 saat vakit geçirdim ve doktorların, ambulans görevlilerinin yaşlılara, evsiz bir adama nasıl kibar ve anlayışlı davrandıklarını gördüm, saygım bir kez daha arttı. Kimse kusura bakmasın bizde yaşlı ve evsizlerin önünde diz çöküp şefkatle konuşan doktor ve hemşirelerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Ha biz onlar kadar tenha bir memleket olmadığımız için iş yükü çok ve sinirler geriliyor olabilir ama bazı mesleklerde de sabır gerekiyor işte. Çok sıcak olmayabilirler fakat gerektiğinde güleryüzlü ve yardımseverler. Yardım isteğinizi geri çevirmezler. Ukala değiller. Bana göre Estonları tanımlayan kelime "ölçülü". Evet ölçülüler. Taşkınlık yapanını görmedim. İçip sapıtanı görmedim ki (aslında genelde haftasonları Finlandiya'dan gelip alanlar için olsa da) şehirde hatırı sayılır derecede içki satışı yapılıyor. Sarhoşu bile kuzu kuzu yürüyüp gidiyor.

    Özellikle bahar ve yaz mevsimlerinde etkinliği bol bir şehir Tallinn. Öyle alışmışlar ki etkinlik hangi bölgede olacaksa kolayca hazırlıyorlar, her tarafı süsleyip püslüyorlar sonra kolayca toparlanıyorlar. Vaktimiz bol olduğu için eşimle etrafı tanımak amacıyla boş boş gezdiğimiz saatlerde, inşaat seyreden Türk insanı gibi etkinlikler için yapılan hazırlıkları seyrettiğimiz çok oldu:) Adamlar Işık Festivali anlamına gelen bir etkinlik için koskoca Kadriorg Park'ı mumlarla süsleyip bu hale getirdiler.
Beceremedim:(Fotoğrafın orijinal ve kaliteli hali Instagram'da.

    Bu, parkın sadece küçük bir bölümü. Devamı da aynı bu şekildeydi. Bütün Tallinn çoluk çocuk Kadriorg Park'taydı o gece. 
Bu da parkın günışığındaki hali

    Biz de gittik tabii ve ilk defa o kadar kalabalık arasında bindik tramvaya. Bir tek o gün bizim metrobüslerin tadındaydı toplu taşıma araçları. Normal zamanda gayet çekilebilir bir insan topluluğu oluyor. Tuttuğumuz ev bir miktar merkez dışında olduğu için ve biz de çok gezdiğimiz için toplu taşıma araçlarını bol bol kullandık. Bunlar otobüs, elektrikli otobüs ve tramvaydı. Bizdeki İstanbul Kart benzeri bir kart aldık ve 3 gün aralarla tekrar doldurduk. Kartı okutuyorsun, kartın yoksa şoföre ödeme de yapabiliyorsun. Bu ikisini de yapmazsan kimse hesap sormuyor. Yolcunun ahlakına, vicdanına kalmış işler yani. Öğrencilere şehir içi ulaşım ücretsiz. 

    Yeri gelmişken belirteyim, bol bol yürüdüğümüz gibi şehre alışana kadar ilk günlerde taksi kullandığımız da oldu. Taksi ücretleri de çok uygun. Bizim aksimize şehirde uzun süre kalmayacak olanlar rahatlıkla taksi kullanabilirler. Havaalanından şehre taksiyle ulaşım 5-10 euro arasında. Fiyatlar taksi şirketine göre değişiyor. "Madem uygunu var neden fazla para vereyim?" derseniz bazı taksilerin üzerinde yazan tarifeye, o yoksa arabanın içine doğru eğilip taksimetreye göz atmanızı tavsiye ederim. 2.5 Euro'dan açılış yapan da var 5.5 Euro'dan da. Ya da direkt taksinin tipine bakın. Başka bazı ülkelerde de olduğu gibi lüks olanlar daha pahalı, eski modeller daha uygun. Mesela burada gri renkliler ucuz gibi algıladım ben:) Hava iyiyse ve gideceğiniz yer uzak değilse de yürüyün derim. Yollar yürümeye müsait, eski ya da yeni tüm binalar seyredilmeye layık ve şoförler kesin surette yayalara saygılı. Avrupa ülkelerinde yola adımını attığın an, gelen araba varsa durur ve sana yol verir. Bunu biliyoruz. Ancak İspanya, Almanya ve İtalya'da bazen böyle yapılmadığına şahit oldum. Tallinn'e gelince... Siz yine de temkinli olun tabii ama yayalara bu kadar saygılı ve kurallara uyan şoförlere başka hiçbir yerde rastlamadığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Biz Türkiye'den alışkınız tedirgin olmaya. İlk başta tereddütte kalıp belki şoförleri de rahatsız etmiş olabiliriz ama sonra epeyi alıştık bu duruma. Hatta öyle alıştık ki İstanbul'da ilk gün dışarı çıkınca korktum arabaları düşünmeden kendimi caddelere atarım diye.

    
    
    Yemyeşil bir şehir Tallinn. Çok sayıda park mevcut. Kendi semtimin gri havasından sonra o parklarda vakit geçirmek, tüm yaz ziyadesiyle daralmış ruhumu rahatlatmak bana nasıl iyi geldi anlatamam.

    
    Geçmişi eskilere dayanan her kent gibi ( bir parantez açayım ve ülkede ilk yerleşimin 11.000 yıl önce görüldüğünü; Estonlardan M.Ö 320 yılında ilk bahseden kişinin Yunan coğrafyacı Pytheas olduğunu belirteyim) burada da Old Town denen ve Ortaçağ görünümünü koruyan tarihi bir merkez mevcut. Old Town bölgesi daracık sokaklardan oluşmuyor bu kez. Surlar içindeki tarihi merkezin geniş sokaklarında rahatlıkla geziyor ve önünden geçtiğin ya da içerisine girdiğin her binada, bu topraklarda hakimiyet kurmuş Danimarka, Almanya, Polonya, Rusya gibi ülkelerin izlerini sürüyorsun.
    Evet tüm bu ülkeler uzun bir zaman skalası içerisinde kendilerine düşen noktada işgal etmişler Estonya'yı. 2.Dünya Savaşı sırasında Naziler de cabası. Rusya'dan çok çekmişler özellikle ve hala bir miktar çekinceleri var bu ülkeden. Halihazırda nüfusun %25'ini oluşturan Ruslar'ı pek sevdikleri söylenemez. Görünen bir durum yok fakat özel konuşmalarda bunun böyle olduğunu anlıyorsun rahatlıkla. Sosyo-ekonomik ve kültürel olarak da çok fark var aralarında. Ruslar daha çok hizmet sektörü gibi işlerle uğraşıyorlar ve sokaklarda rastladığımız kafası güzel arkadaşlar, biraz hırpani kılıklılar, İngilizcesi az olanlar genelde bu milletten. Estonlar bunun tam tersi. Rusya'dan kopmaları çok yeni. Birinci Dünya Savaşı'nın sonlarında bağımsızlıklarını kazanmalarına rağmen ikinci savaşı başladığında tekrar Ruslar tarafından işgal ediliyorlar, arada bir süre Nazi'lerin zulmüne uğruyorlar, savaşın bitiminden 80'lerin sonuna kadar tekrar Ruslar... 80'lerin sonunda Rusya'da rejimin zayıflamasıyla Estonya'da bağımsızlık hareketleri başlıyor. Yalnız bu hareketler tam da kendilerine yakışır bir şekilde "şarkı söyleyerek" gerçekleşiyor. Evet şarkı söyleyerek... Binlerce kişi meydanlarda toplanarak Estonya Cumhuriyeti'nin tekrar kurulması için şarkılar söylüyorlar. Bu naif, şiddetten uzak çabaları sonuçsuz kalmıyor neyse ki ve 1991 yılında kazanıyorlar bağımsızlıklarını. Şarkı Devrimi'nin devamı olarak bugün Tallinn'de her sene Şarkı ve Dans Festivali düzenleniyor. Bu festival UNESCO'nun 
Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'de yer alan hoş bir etkinlik.

    Tallinn'de geçmişin izleri ne kadar belirginse modernizm de bir o kadar belirgin. Şehrin modern kısımlarındaki yeni binaların mimari görünümleri tam da kuzey ülkelerinin tasarım yeteneğine uygun cinsten. Günümüz yapılarından çok beğendiklerim oldu ancak bunları layığıyla fotoğraflayamadım, bir başka sefere bu işi özellikle yapacağım. Bu aşamada şehrin modern yüzüne örnek olarak Rotermanni bölgesini verebilirim. Tallinn'e seyahat etmeyi düşünenlere ünlü markaların ve hoş kafelerin bulunduğu Rotermanni'ye bir göz atmalarını öneririm.

    

    Şehirde uzun bir süre geçireceğimiz için otelde konaklamayı tercih etmedik. Airbnb'den ev kiraladık. Tatil günlerinde Orhun da bizimle kalsın istedik. Ev sahibimiz Hendrik, master öğrencisi bir gençti. Estonların uyanığıyla tanışmış olduk. Kiralamadan önce evin üniversiteye uzaklığını öğrenmek için mesaj yolladım kendisine. Ondan sonra kibarca peşimizi bırakmadı. Doktor işlerimiz olduğu için yolculuktan bir gün öncesine kadar olayı netleştiremiyecektik. Geliyor musunuz? Ayırayım mı? diye sorması bitmeyince anlattım durumu. Dedim "Hendrik bak doktor randevumuz var, ameliyat atlattık, seni de bağlamayalım":) "Tamamdır, doktordan çıkınca haber verin" dedi. Neyse her şey olumlu gitti de "geliyoruz" dedim, sevindi genç. Airbnb puanı epeyi yüksek bir arkadaş olduğu için boş vermedik biz de, merkeze biraz uzak ama hadi bunu tutalım dedik. Ev annesininmiş. Kendileri de iki üst katta oturuyorlardı. 
Sokağımız

     Sessiz sakin bir sokakta, kullanışlı bir daireydi. Elalemin evinde kalınca bir geriliyorsun tabii. Nasıl çiçek gibi baktım anlatamam. Ekstra temizlik malzemesi alıp daha da temiz bıraktım evi:) Türklerin arkasından kötü konuşsunlar istemezdim doğrusu:) Dönecekken anahtarı verince kontrol ediyor tabii ev sahibi. Derlemişim toplamışım, mum etmişim. Çocuk bir girdi içeri "Oooo!" yaptı, mutlu oldu. Bize "temiz arkadaşlar" falan:) Artık millet nasıl bırakıyorsa daireleri.  Airbnb sitesinde de bize teşekkür etmiş "evime çok iyi baktılar, çok hoş insanlar" vs. yazmış. Dedik "o sizin hoşluğunuz". Özelden de mesaj atmış "yine gelirseniz arayın size daha uygun fiyat veririm" diye. Estonların uyanığı dedim ya:)
(Çocuğa bir de İstanbul baskılı defter götürmüştük hediye olarak. Türküz oğlum biz!:) )
Yaşasın internet! Yaşasın memleketten uzak kalmamak:)

    Tallinn'de ilk birkaç günümüz Orhun'un rahatsızlığıyla, yurt odasını yerleştirme ve resmi işlerle geçti. Her şey düzene girdikten sonra başladık gezmeye. Her yeri tamamlamasak da güzel gezdik. Zaman problemi olmadığı için sallana sallana şehri keşfetmek harikaydı. Müzelere girdik, parklarda oturduk, çok hoş kafelerde yemekler yedik, ballı bira ve kahveler içtik. Bunların hepsini daha sonra anlatacağım. Küçük bir şehir ama gezilecek görülecek çok fazla şeyi var. Bir de festivallere denk gelirsen yaşadın. Genellikle ülkemizden Baltık turlarıyla gidildiği zaman uğranılan bir şehir burası. Zannediyorum 1 gece kalıp Finlandiya'ya geçiliyor. 
Kumu Art Museum

   Bana kalırsa Tallinn için 1 gece az. Orada olduğumuz ilk hafta içerisinde Türk turiste rastlamadık. İkinci hafta bizim bayram tatilimize denk geldiği için Türkler bastı şehri. Onlar da dediğim gibi Old Town civarı takılıp ertesi günü Finlandiya'ya geçecek turistlerdi. Bence ayrıca gidip görün derim Tallinn'i. İsterseniz Finlandiya'ya geçip oradan dönebilirsiniz Türkiye'ye. Helsinki feribotla 1,5 saatlik bir mesafede. İsterseniz Riga'dan, Stockholm'den ya da St.Petersburg'tan da dönebilirsiniz. Estonya'yı çevreleyen ülkeler bunlar. Umarım biz bu 3 sene içerisinde hepsini tek tek gerçekleştiririz.



    
    Şimdi oğlumla bir Eston icadı olan Skype aracılığıyla konuşuyoruz:) Evet tam bir reklam gibi oldu ama öyle. Skype'la gurur duyuyorlar. İkinci Dünya Savaşı sırasında Rusya'nın bilişim merkezi olduğu söylenen Estonya teknolojide oldukça ileri. Her yerde ücretsiz internet erişimi var ve takdir edersiniz ki bir turist için şahane bir şey bu. Yalnız ne ilginçtir kendileri bizim gibi devamlı internete bağlanmış olarak ellerinde telefonla gezmiyorlar. Otobüslerde çok az sayıda genç telefonuyla ilgileniyordu. 
Genç demişken... O kadar yaşlı insanlar hayatın içindeler ki... 80 yaşından az olmadığına emin olduğum yaşlı kadınlar -evet genelde kadınlar- alışverişte, gezmede. 65 civarı kadın şoförler tramvay kullanıyorlar, müzelerde yine bu yaş civarı teyzeler çalışıyor. Bir de toplu taşıma araçlarında oturmuyorlar ki şaştım kaldım. Genç, yaşlı geneli oturmuyor zaten. E benim de canıma minnet. Onların yerine oturdum bol bol:) 

    Orada olduğumuz süre boyunca şansımıza hava çok güzeldi. Malum kuzey ülkesi, artık serinlemeye başlamış. Güneşiyle karşıladı bizi Tallinn, çok iyi misafir etti. 
Şimdilik burada kesmeli. Girizgah olacaktı uzadı yine. Yemesi, içmesi, müzesi, ulaşımı, hediyelikleri vb. turistik ne varsa gelecek yazılarda efendim...



İlgili yazılar: Tallinn'den Merhaba!











10 Eylül 2016 Cumartesi

TALLİNN'DEN MERHABA!

    Estonya'nın başkenti Tallinn'den bu merhaba!
   Geçtiğimiz hafta sonu Orhun'u okuluna yerleştirmek için geldik. Hazır bayram tatili de varken bir süre daha buralardayız. Orhun buraya gelir gelmez, hatta daha yolda kendini iyi hissetmediği için ilk ziyaretimiz önce okula, sonra hastaneye oldu. Üşütmüş. Toparlamaya çalışıyor. Bu dönemde burada olmamız iyi oldu yani. Yaklaşık iki hafta burada kalacağımız için Airbnb'den ev kiraladık. Ev sahibimiz de Tallinn Üniversitesi'nde öğrenci. Şehre uyum sağlamaya başladık. İlk günler Orhun'un okul işleri ve rahatsızlığıyla geçtiği için turistik gezilere yeni yeni zaman ayırıyoruz. 

    Burası yemyeşil bir şehir. Tarih ve modernizm bir arada. İnsanlar gayet kibar ve ölçülü. Kendilerini  ısrarla "az konuşan, duygularını belli etmeyen kişiler" olarak nitelendiriyorlar ve hatta konsolosluktan aldığımız kitapçıkta "Estonlar konuşur mu?" diye bir başlık bile vardı ama bence hiç de abarttıkları gibi bir durum yok ortada. 
Ne gerekiyorsa öyle davranıyorlar işte. Asık suratlı değiller. Yardıma hazırlar. 
Hatta şöyle bir durum yaşadık: Orhun ilk gün izin almak için okula gitti. Biz dışarıda bekliyorduk. Okula kafeterya tarafından girmişti. Hocaları yemek yiyorlarmış. Orhun'u görünce ismiyle seslenmişler. Görüntülü görüşme yapıldığı için tanımışlar. Yıllarca okuduğu lisenin müdürü, az mevcutlu okulda, ismini ancak mezun olana yakın ezberlediği için bu durum bize alışılmadık geldi:) Üstüne bir de çocuğun hasta olduğunu öğrenince kadın hocalardan biri taksi çağırmış, dışarıya bizim yanımıza kadar geldi ve hastanenin adresini verdi. Yani şimdi nasıl soğuk diyebilirim ben bu insanlara? Ben şu sıra Estonlar'dan daha suratsız duruyorum açıkçası:) Sağlık sorunlarıydı, okul stresiydi derken tüm yaz öyle sıkıldım ki yeni yeni kendime geliyorum. Burada benimle konuşmuşlar konuşmamışlar pek derdim değil yani bu ara. Hey heylerim tepemde. Orhun'a iyi olsunlar yeter. Sınıf olarak da gayet iyiler zaten. Sabah ders başlamadan önce 10-15 dakika herkes birbiriyle sohbet etmek zorundaymış. Ödevleri olduğunda "haydi beraber yapalım" düşüncesindeler. 
Sevdim ben bu insanları. 

    Geçici evimizde yazıyorum bu yazıyı. Burada her yerde ama her yerde internet var ve ücretsiz. Teknolojik açıdan epeyi ileri durumdalar. Türkiye'ye dönünce sık sık Orhun'la karşılıklı kullanacağımız Skype, Estonya'nın buluşu. 

    Havalar şu an güzel, güneşli. Kışın çok soğuk olacak ama. Bizimki bayılıyor soğuk ülkelere. Umarım umduğu gibi olur, "bak soğuktur ama oralar" diye defalarca hatırlattım:) Allah'tan yurt ve okul binası birbirine çok yakın.
    Şimdilik durumlar böyle. Eston Eston takılıyoruz bu ara. Fırsat bulursam yine yazacağım. Olmazsa dönüşte güzel bir gezi yazısı hazırlarım artık. 
   Daha fazla fotoğraf isteyenleri de Instagram'a beklerim.








1 Eylül 2016 Perşembe

ZOR GEÇEN YAZIN ARDINDAN...

   
    Bir süredir blog alemine uğrayamıyorum. Yaklaşık bir saat önce kararlı bir dönüş yapıp her takip ettiğim kişiyi tek tek okumaya başlayınca birkaç söz söyleme isteğimin önüne geçemedim. Ve dolayısıyla buradayım:) Bakmayın güldüğüme... Aslında çok şükür ki gülüyorum demek lazım... Keyfimin yerine gelmeye başlamış olması güzel bir şey. Çünkü Orhun ameliyat oldu. Aniden karar verdik. Çok şükür atlattı, üzerinden birkaç gün geçti, şu anda dinleniyor. Daha önce üstü kapalı olarak bahsetmiştim rahatsızlığından. Şimdi de uzun uzun anlatmak, iç karartmak niyetinde değilim fakat ufacık bahsetmek istiyorum. 3 yıl önce daha basit olduğunu düşündüğümüz bir operasyon sırasında -ki epidural anestezi ile yapılmıştı- takılan sonda, idrar yollarında doku bozukluğuna ve dolayısıyla darlığa neden olmuştu. Tamamen hemşirenin yeteneksizliğinden ve sonda takılmasını istememem karşısında "ama mesanesi patlarsa görürsünüz" diyerek yönlendiren doktorun vurdumduymazlığından kaynaklanan facia bir olaydı. Sonrasında kanama şikayetinde bulunduğumuz aynı doktor "sondadan sonra olur öyle" diyerek 2 kere antibiyotik vererek yolladı bizi. Bunların olup bittiği hastane özel bir hastane üstelik. Kendilerini "butik" olarak tarif eden, ilgilerinden çok memnun kalacağımız söylenen ufak bir hastane. Kanama bitse de oğlum zaman içerisinde yavaş yavaş idrarını yapamamaya başladı ve aynı zamanda müthiş acı çekmeye... Birkaç ay sonra gittiğimiz bir başka ürolog da aynı şekilde "sondadan sonra olabilir" dediği için ısrarla geçmesini bekledik. Bu arada danıştığımız bir dahiliyecinin de idrar tahlili yaptırıp "bakın idrarda mikro bilmemneler var, onlar kanama yapıyor" dediğini ve "ya üretra darlığı ise?" dediğimde "içinizi karatmayın" şeklinde cevap verdiğini belirtmek isterim.  Velhasılıkelam durum iyileşmeyip daha da kötüleşince kendim araştırdım ve üretra darlığından emin oldum. Bu sefer iyi bir ürolog arayışına girdik. Şimdiki doktorumuzu bulduk. Tahmin ettiğim gibi hatalı takılan sonda ile oluşan üretra darlığı olduğunu söyledi doktorumuz. Ufak bir operasyonla darlığı açtı ancak tekrar edebileceğini söyledi. Nitekim aylar sonra tekrar etti. Aynı operasyonu bir daha yaptı. Aylar sonra darlık tekrar baş gösterdi. Artık bu aşamada devamlı tekrar edeceği belli olmuş oldu ve bunun kesin çözümünün açık ameliyat olduğunu söyledi doktorumuz. Psikolojik olarak ameliyata hiç hazır değildik ve üstelik üniversite sınavı vardı önümüzde. Düşe kalka bu tarihe kadar geldik. Açıkçası ben bir sonraki yaza kadar ameliyat taraftarı değildim. Ancak geçtiğimiz haftalarda şikayeti iyice arttı ve doktorumuz "üniversiteye başlayana kadar halledelim" diye ısrar etti. Apar topar karar verdik. İdrar yolunun hasarlı olan kısmı iptal edilip yine oradaki doku ile takviye yapıldı. Bu ameliyatı yapan doktor sayısı az. Bizim doktorumuz ayarladı ameliyat yapacak olan arkadaşını ve sağ olsun kendisi de girdi. Yani çok şükür atlattık. Evde dinlenme dönemindeyiz, bir takım sıkıntılarımız var tabii ama geçecek inşallah. Birkaç gün sonra kontrol yapılacak ve ondan sonra Allah'ın izniyle rahatız. Üniversiteye yolcu edeceğiz oğlumuzu. Sıkıntılarımız içerisinde güzel şeyler de oldu. Geçtiğimiz mayıs ayında başvurduğu Tallinn Üniversitesi'ne kabul edildi. Epeyi bir evrak trafiği, yazışma, sınav vs. atlattı ama değdi. Sinema ve Cross Media okuyacak. Senelerdir istediği ve planlarını ona göre yaptığı bir alandı. Yurt dışında okumak için denklik vs. olayları nedeniyle burada da sınava girmesi gerekiyordu. Estonya olmaz ise Almanya'yı tercih edecektik. Ve Almanya burada bir üniversiteyi kazanmış olma şartı arıyor. Burada da İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Film Tasarımı ve Yönetmenliği'ni kazandı. Instagram'da bir fotoğraf paylaşıp "mazur görün, insan gerçekten söylemeden duramıyormuş" yazmıştım. Hakikaten anne, baba olarak gurur duymamak elde değilmiş:) Ama ama ama... Okulun umurumda olmadığı çok zaman oldu özellikle bu son 3 yılda. Her şeyden önemlisi sağlık. Çocuklarımız sağ, sağlıklı ve mutlu olsunlar gerisi gerçekten fasa fiso...
    Tüm bunları niye anlattım? Hem bir iç dökme oldu bu... "Gezdiğimi, gördüğümü, öğrendiğimi yazarım; arada eğitimini aldığım sanat tarihi ile ilgili yazılar paylaşırım" diyerek açtığım blogum ne zaman bu kadar kişiselleşti hiç bilmiyorum bu arada:) Hem de Orhun'un yaşadığı sıkıntıyı anlatmak istedim ki benzer bir sorun yaşayan olursa yardımcı olayım. Bu yüzden mail atmak, bilgi almak isteyen olursa seve seve yardımcı olurum. Hatalı davranarak ve olayı küçümseyerek bize acılar yaşatan o hastaneyi dava ettiğimizi söylemeyi unuttum. Geçen kış açabildik davayı. Henüz yeni sayılır yani. Kesinlikle konunun üzerine gideceğim. 3 yıldır "neden o hastaneyi seçtim? Oğlum benim yüzümden acı çekiyor" düşüncesiyle yaşadığım zamanları unutmam mümkün değil. Biliyorum böyle olacağını tahmin edemezdik ama mantık yürütmek bazen işe yaramıyor, sanırım hiçbir zaman kurtulamayacağım zaten bu vicdan azabından.
    Normalde sıkıntılarını yansıtan, konuşan biri değilim. Yapım gereği kimsenin yanında ağlamam mesela, hep güçlü durmaya çalışırım. Hayat zaten zor, güzel şeyler paylaşmaktan yanayım. Nadir dökülme anlarımdan biridir bu. İnşallah bundan sonraki yazılarım daha keyifli olacak. Dilerim herkes mutlu olsun... Ben de mutlu olayım...












12 Ağustos 2016 Cuma

DÜNYANIN TEK SAHİBİ İNSAN MIDIR?

   
    Gezi yazılarını blogundan, gezi fotoğraflarını ise Instagram'dan severek takip ettiğim; üstelik Venedik seyahatimizde tesadüfen aynı uçakta yolculuk ettiğimiz için tanıştığım sevgili İmge'nin herkesin okumasını temenni ettiğim bir yazısını paylaşmak istiyorum. Kaş'ta şahit olduğu bir olayı anlatıyor. Akdeniz'in, bilhassa söz konusu bölgenin asıl sahibi caretta carettalar, düşüncesiz insanlar ve iş bilmez yetkililerle ilgili bir konu. Beni çok üzdü açıkçası. Bir göz atmanızı tavsiye ederim. 
    Link burada: Kaş'ta Caretta Caretta'ları İnsandan Koruyalım










10 Ağustos 2016 Çarşamba

SİNEMA, KİTAPLAR, KEYİF ÜZERİNE...

    Dışarıda, yani sinema salonlarında film izlemeyi çok seviyorum. Evde izlediğimde salonda olduğu kadar dikkatimi veremiyorum filme. Favori sinema salonum 
Cinema Pink Migros... Tüm Cinema Pink salonları çok şık ve benzer özellikte ama ben semtimizdeki (Beylikdüzü) şubesine bayılıyorum. En sevdiğim özelliği kocamaaan bir kütüphaneye sahip olması. 
Konu mankeni görevi yüklediğim yeğenim Nisan:)
    Bakın bu fotoğrafta kütüphanenin yarısı görülüyor. Genelde ailecek film izlemeyi seviyoruz ama eğer yalnız gittiysem biraz erken gidip kitaplara göz atmaktan, hatta birbirinden renkli koltuklarda oturup birkaç sayfa okumaktan çok hoşlanıyorum. 

    Kitapseverler için tam bir cennet burası. Kütüphanede benim hesabıma göre 2000'den az kitap olamaz. Belki de çok daha fazlası var. Kitapların çoğu eski, okunmuş. Sahaf özelliğinde. Tabii çok hoş bir durum bu ve sinemada kitapları görmekten keyif alıyorum ancak bu kadar çok kitabın mesela ihtiyacı olan bir köy okulunda yer alması daha mı iyi olurdu diye düşünmüyor değilim. Konsept şahane ve olması gereken, modern bir şehre yakışan bu aslında fakat bizde ne yazık ki ihtiyaç hisseden çok fazla okul var. Keşke olmasaydı. Böyle ikilemde kaldım işte.

    Favori sinemamın koridorları çok sürprizli ve şık. Geçenlerde şehir dışından gelen bir arkadaşımla birlikte gittik, onun isteğiyle uzun koridorlarda fotoğraf çekmekten filmin ilk dakikalarını kaçırdık:) 

    Buraya birkaç fotoğraf ekledim ama beni İtalya'da bir mekanda hissettiren Rönesans tarzı duvar resmini görüntülemeyi unutmuşum. Kütüphaneden sonra en beğendiğim kısım orası.

    Filmlerin gösterildiği salonların konforu da müthiş. Yumuşacık, kocaman deri koltuklara -özellikle Orhun'la ben- oturmuyoruz adeta yayılıyoruz:) Koltukların arası oldukça geniş olduğu için komşu seyircilerle muhattap olmak pek olası değil ki bence bu çok önemli.

    Günlük sıkıntılardan kaçmak için sığındığımız mekanlardan biri sinema salonları. 
O yüzden şık ve rahat olmaları gayet doğal. Hepsi benim anlattığım salonlar gibi değil tabii. Şıkış tepiş kalabalıkla girilen, dip dibe oturulan salonlar da var. IMAX izleyeceğimiz zaman mecburen onları tercih ediyoruz ama normal, keyifli bir seyir için tercihim yukarıda bahsettiğim sinema. Aslında kitapseverler için ne kadar kıymetli olan kütüphanesinden bahsetmek için yazacaktım bu yazıyı ancak genel bir Cinema Pink reklamına döndü, farkındayım:) Olsun. Daha önce denemediyseniz bir göz atın bence. Bakalım benim gibi sevecek misiniz?





6 Ağustos 2016 Cumartesi

GEÇ GİREN YAYINLAR HAKKINDA...

    Bir önceki postta RSS'ye geç düşen (ismini öğrenmişim ama nasıl?:))) yazılar konusunda isyan edip yardım istemiştim. İyi ki istemişim, problemin bana has olmadığını anlamış oldum böylece. Bu kadar yaygın bir durum olduğunu bilmiyordum. 
    Yardım isteğime gelen cevaplar için arkadaşlara teşekkür ediyorum. Hepsini okudum, kendimce yorumladım ve bu konuda şimdilik bir şey yapmamaya karar verdim. Zira işleri tamamen karıştırabilirim diye düşünüyorum. Bazı arkadaşlarımın, teknik işlerden anlayanların bile bu sorunu gideremediklerini söylemeleri de kararımda etkili oldu.
    Yine de benzer problemi yaşayanlar için ipucu olabilir diye Zeugma'nın 
şu yazısını tavsiye ediyorum. Gerçi onunki daha komplike bir sorunmuş. 
Fakat faydalanabileceğiniz bir-iki bilgi bulma ihtimali var.
    İzler ve Yansımalar 'ın şu değerlendirmesi bana mantıklı geldi. Aynen aktarıyorum:
   "Bloglarımızda yaklaşık birkaç ay kadar önce güvenlik gerekçesi ile artık yönlendirileceğine dair İngilizce bildiri yayınlanmıştı...hatta ben bu konuda google + bağlantımızda bu yönlendirmeye evet mi yoksa hayır mı yapmalıyız şeklinde bir mesaj yazmıştım..Ancak bloglarımız biz kabul etsek de etmesek de artık yönlendirilmiş durumda. Merkezi Amerika olarak biliyorum. Bu yüzden saat farkından dolayı yazılarımız gecikmeli olarak düşüyor kumanda paneline diye düşünüyorum. ?? Kendimce böyle olabilir dedim.. Yani demem o ki bu problemi yaşayan tek sen değilsin"

    Eğer böyleyse yapabileceğimiz pek bir şey yok sanırım. O yüzden şimdilik bırakayım dağınık kalsın. Ben, her defasında kimseyi atlamamak için Bloglarım sayfasını en son bıraktığım yerden biraz aşağısına kadar kontrol ediyorum zaten. Öyle yapmaya devam edeceğim. Siz de arada beni yoklarsınız artık:) 
   (Ha bu arada çözümü bulan olursa, lütfen bizi de unutmasın:))






Bu yazıyı 16.20'de yayınlıyorum. Bakalım ilgili panele kaçta düşecek?

Ek: 7 saat 20 dk. sonra yayınlandı.










4 Ağustos 2016 Perşembe

TEKNİK YARDIM LÜTFEN!!!

    Teknik bir sorun ve soru ile karşınızdayım arkadaşlar. Blogumda bir süredir devam eden bir problem var. Yeni bir yazı girdiğimde o yazı sayfamda çıkıyor tabii ki ama aşağıdaki fotoğrafta yer alan "bloglarım" sayfasında hemen çıkmıyor. 
    Birkaç hafta önce yeni yazı girdiğimde hemen bu sayfada "az önce paylaşıldı" ibaresiyle yayınlanırdı. Fark ettiyseniz teknik terimleri bilmediğim için derdimi anlatabilmek maksadıyla lafı uzatıyorum:) Kısacası yazılarımı geç görüyorsunuz:) 
Yeni yazım tahminimce 7-8 saat sonra "bloglarım" sayfasında çıkıyor ve o zamana kadar takip ettiği blogları gözden geçirmiş olan kişi benimkini atlamış oluyor. 
Niye böyle oldu hiçbir fikrim yok. Fikri olan varsa ve bana yardımcı olursa çok sevinirim.