11 Ocak 2022 Salı

BİR RESSAM, BİR RESİM (35)

    MİHRİ MÜŞFİK (1886 - 1950) - OTO-PORTRE

    Aklımdan çok ressam geçti ancak bu hafta bir türlü vakit bulup da yeni bir yazı yazamadım. Madem öyle, serinin 35.bölümünü çok sevdiğim Mihri Müşfik'e ayırarak, ona ait eski bir yazımı sonuna bir parça ekleme yaparak tekrar paylaşmak istiyorum. Daha önce bahsetmiş olduğum kadın ressamlarımızın akademik eğitim almalarının yolunu açan önemli bir isim Mihri Müşfik. Zaten bu seri onsuz eksik kalacaktı. Kısacası, vakit bu vakittir!
   Askeri Tıbbiye'nin ünlü hocalarından Dr. Mehmet Rasim Paşa'nın kızı olan Mihri Hanım,1886 yılında İstanbul'da doğar. Batılılaşma hareketleriyle oluşan alafranga yaşamın sürdüğü konaklardan birinin kızı olarak özel hocalardan yabancı dil, resim, edebiyat ve müzik dersleri alır. Ev içindeki alafranga ortamın ve kendi cesur yaradılışının uzantısı olarak Meşrutiyet döneminin özgür, Batılı kadın tipinin temsilcilerinden biri olur. Öyle ki henüz genç kızlık döneminde belki resim eğitimi için, belki de bir gönül ilişkisinden dolayı Roma'ya gider. Roma'dan sonra Paris'e geçen Mihri Hanım, resim eğitimini bu şehirde de sürdürür. Paris'te Montparnasse Bulvarı'nda kiraladığı evini atölye gibi kullanır ve portreler yaparak geçimini sağlar. Geçinmenin bir yolu da evinin odalarını kiraya vermektir. İşte bu sırada kiracısı olan Siyasi Bilimler öğrencisi Müşfik Selami ile evlenir ve "Mihri Müşfik Hanım" olur. Eşiyle birlikte Paris'te sürdürdüğü bohem yaşantı daha sonra Türkiye'de de devam eder. Paris'te tanıştığı maliye Nazırı Cavit Bey'in önerisiyle 1913 yılında İstanbul Darü'l-Muallimatı'na resim öğretmeni olarak atanan Mihri Müşfik, bir yıl sonra devrin eğitim bakanının huzuruna çıkarak kızların da yüksek öğrenim düzeyinde sanat eğitimi alabilmesi gerektiğini belirtir. Böylece 1914 yılı sonbaharında onun önerisiyle İnas Sanayi-i Nefise Mektebi (Kadın Güzel Sanatlar Okulu) açılır. Osman Hamdi Bey tarafından kurulan Sanayi-i Nefise Mektebi, yani bugünün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, bu girişime kadar sadece erkek öğrencileri kabul etmiştir. Bu deli dolu, yerinde duramayan genç kadın, Meşrutiyet döneminin özgürlükçü ortamını çok iyi değerlendirerek, Türk kadınının eğitimi açısından önemi büyük olan bir işe imzasını atmıştır. İnas Sanayi-i Nefise'nin ilk müdürlerinden biri olan Mihri Müşfik, aynı zamanda akademide hocalık da yaparak, daha sonra ressamlığı meslek edinecek olan kadın sanatçılarımızın eğitimine katkıda bulunmuştur. 1919 yılında İtalya'ya gidişine kadar özgür düşünce tarzıyla, pratik zekasıyla İnas Akademisi'nde bambaşka bir hava estirir.
    Yaşamını Türkiye, Roma, Paris ve Amerika'da geçiren sanatçımızın hangi tarihlerde bu ülkelerde olduğu çok net olmamakla birlikte, 1919 yılında İtalya'da bulunduğu kesindir. Bu kaçar gibi gidişin ardında İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleriyle yakın dostluğunun olduğu söylenmektedir. Bir yıl sonra geri gelen Mihri Hanım, Akademi'de hocalık yapmaya devam eder. 1922 yılında tekrar İtalya'ya gider. Bu tarihlerden sonraki yaşamı hakkında pek az bilgi mevcuttur. Kesin olan bilgiler, bu sırada eşi Müşfik Selami ile yollarını ayırdığı, İtalyan şair Gabriele d'Annunzio ile beraber olduğu ve onun aracılığıyla Papa'nın bir portresini yapmış olduğudur. Bir ara tekrar Türkiye'ye gelerek Atatürk'ün tam boy portresini yaptığı da bilinmektedir. Yaşamının çoğunu yurt dışında geçiren sanatçının ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. II.Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika'da yoksulluk içinde hayata veda eder ve kimsesizler mezarlığına gömülür. Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e geçiş aşamasında ülkemizde özgür kadın tipinin temsilcilerinden biri olan, sanat eğitimi görmek isteyen Türk kızları için akademik eğitim olanağı sağlayan Mihri Müşfik Hanım'ın yurt dışında yokluk içinde hayata veda etmiş olması üzücüdür. Fırtınalı hayatı içerisinde resim sanatı her zaman önemini korumuştur. Ancak onca çalışmasına rağmen eline hiçbir şeyin geçmediğinden yakınan sanatçı, bir tanıdığına yazdığı mektubunda "Senelerce çalıştım. Ne başardım? Hiç. Sağlığımdan oldum. Parasızım" diyerek sıkıntılarını belli eder. Ona göre ressamlık fedakarlık isteyen zor bir meslektir. 
    İlk resim eğitimini Fausto Zonaro'dan alan Mihri Hanım, güçlü desen anlayışına dayalı, titiz bir gözlem sonucu oluşturulmuş eserler üretmiştir. Çalışmaları arasında daha fazla yer tutan portrelerinde modelinin fiziksel özelliklerinin yanı sıra, iç dünyasını da başarıyla yansıttığı görülür. Bu yazının görselini oluşturan resim, 
1920 tarihli bir oto-portredir. Bir aile dostlarına "Sevgili Vecih'ciğime İstanbul Hatırası" cümlesiyle imzalanmıştır. Sanatçı kendisini açık ve güneşli bir mekânda betimlemiştir. Arka planda ağaç grupları olduğu düşünülen görünüm, yatay ve dikey düz fırça sürüşleriyle belirlenmiştir. Başlığın formu arka plan içinde erimiş ve ince ferace altındaki yüzün üst kısmı gölgeler içinde kalmışsa da figürün genç ve güzel bir kadın olduğu görünmektedir. Evet yüzünde peçe vardır ancak kendine güvenen ve alafranga yaşam tarzını benimsemiş bir kadın olduğu bellidir. Bu özellik Mihri Hanım'ın diğer kadın portrelerinde de göze çarpar. Kağıt üzerine sulu boya tekniğiyle yapılmış olan bu resim, oldukça küçük boyutlu olmasına rağmen ayrıntıların belirginliğiyle dikkat çeker. Özellikle figürün yüzü -ince bir tül altında olduğu hâlde- açıkça seçilir. Koyu renkli giysiyle zeminin boyanmadan bırakılmış hâli kontrast yaratarak denge oluşturur. Resmin genelinde ağırbaşlı renkler kullanılmıştır. Sanatçı, resmin sol tarafında boş bırakılmış yeri imzasıyla doldurmuştur. Aslında onun en önemli imzası, sanat okumak isteyen kadınlara akademinin yolunu açmasındaki gayretleridir. 

  



13 yorum:

  1. başarılı ve güzel şeylere vesile olan sanatçılardanmış, ne kadar güzel bir paylaşım olmuş

    YanıtlaSil
  2. Müşfik'i tanıyorsam Murat Bardakçı sayesindedir. "Bir zamanlar" çok güzel program yaparken kendisinden bahsederdi. O günlerde araştırmıştım. Hayatı film :) Yanlış hatırlamıyorsam eğer Amerika'da iken baya şatafatlı günleri de olmuş. Rolls-Royce detayı hatırlıyorum :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rolls-Royce olayını hatırlamıyorum, kaçırmışım ama doğrudur. Dolu dolu bir hayattan bu kadar az bahsetmek yeterli olmuyor tabii. Katkı için çok teşekkürler Zihin. Yalnız dediğin gibi Murat Bardakçı "Bir zamanlar" güzel program yapardı sahiden:) Değişik bir adam:)

      Sil
  3. Yazıyı okumadan önce oto portreye baktığımda nedensiz bir hüzün doldu içime. Nedensiz diyorum çünkü aslında sağlıklı görünümlü, gülümseyen bir kadın portresi ama bir değişik işliyor insanın içine. Özellikle Mihri Hanımın son günlerinde yaşadıklarını okuduktan sonra bir nedene de büründü.
    Çok teşekkürler bu güzel paylaşım için.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hisleriniz kuvvetli demek ki. Bizden önce yaşamış, hiç tanışamadığımız birine duyulan yakınlık. Etkilendim doğrusu, ben çok teşekkür ederim.
      Sevgilerimle...

      Sil
  4. Film gibi hayatı olmuş. Sonuna hüzünlensem de bir daha yaşasa yine aynı şeyleri yapardı diye düşündüm, bazı ruhlar ele avuca sığmaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne doğru ifade ettin. Bazı ruhlar ele avuca sığmıyor. Bence hayatı güzelleştirenler de onlar aslında.
      Sevgiler Handancım...

      Sil
  5. resim sahiden ne kadar güzelmiş, herhangi bir sergide gördüğümü hatırlamıyom, ne hayatı varmış ama yaa, yani hem zengin aileden yani şanslı ama sonra herhalde yanlış kararlar verdi, fena olmuş sonu, am girişimci de yani :) bu teyze ile ilgili bir kitap var mı acaba :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2019'da Salt Galata'da Mihri Hanım'ın sergisi vardı. Orada sergilendi bu resim. Ben gezmiştim sergiyi, yazmadım mı acaba? Çok kapsamlı bir sergiydi, güzeldi.
      Özellikle ona ait bir kitap okumadım. Emre Caner'in bir çalışması var, onu da okumadım doğrusu.

      Sil
  6. Merhabalar.
    Vesikalık fotoğraf gibi değil de tam profil ve bir de dik olsaydı, herhalde Leonarda Vinci'nin Lisa'sı gibi olurmuş. Öyle yapmış olsaydı, o zaman da Lisa'yı kopyalamış derlerdi. Bence çalışma çok güzel olmuş. Mihri Müşfik'e Allah rahmetiyle muamele eylesin. Size de verdiğiniz yazılı bilgi ve resmin paylaşılması için gösterdiğiniz gayrete teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  7. Size yine de Mona Lisa'yı hatırlatmış:) Bence de güzel bir resim. Basitçe boyanmış gibi bir havası olsa da kişiyi çok iyi yansıtan bir ustalık.
    Ben teşekkür ediyorum Recep Bey. İyi dileklerimle...

    YanıtlaSil
  8. Çok sevdiğim bu resmi bir sergide gördüğümü hatırlıyorum, sanki Pera Müzesindeydi, Kadın Ressamlar başlıklı bir sergiydi gibi kalmış aklımda, belki de Salt'daki sergideydi. :)
    19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başı tüm dünya için, belki de özellikle sanatçılar için çok hızlı değişimlerin olduğu zamanlar. Hayatlar olaylı, yoğun yaşamlar, değişimler, savaşlar... Hepsinin sonunda bir yere savrulup tükenen hayatlar da olabiliyor.
    Meğer Hale Asaf, Mihri Müşfik'in yeğeniymiş. Dirençli kadın sanatçılar. :)

    YanıtlaSil

Yorumu olan?