23 Eylül 2013 Pazartesi

DİANA



    Hafta sonları genelde ailecek bir takım faaliyetlerde bulunulur. Geçtiğimiz cumartesi günü eşim ve oğlum beni ektiler. Kendi planları vardı. "Peki! Ne yapalım, olur öyle arada" dedim ve kendi kendime sinemaya gittim:) Tek başıma sinemaya gitmeyi severim aslında. Arada yaparım. "Diana" girmiş vizyona, seanslara bakıp fırladım evden. Evime uzak bir salona gitmek zorunda kaldım, çünkü Beylikdüzü'nde bir tek o salonda oynuyordu. Ve genelde benim görmek istediğim filmler hep o salonda gösterimdedir. Hiç hoş değil. Neyse...
    Diana, 1997'de 36 yaşında ölen Leydi Di'nin hayatının son 2 yılını ve Pakistanlı kalp cerrahı Hasnat Kahn'a olan aşkını anlatan biyografik bir film. Özellikle seyretmek istedim çünkü Prenses Diana'nın hayat hikayesi çok hüzünlendirir beni. Paparazilerden kaçarken trafik kazasında hayatını kaybetmiş olmasından ayrıca etkilenmişimdir. 
   Filme gelecek olursak... Diana'yı Naomi Watts canlandırmış. Yapay durmamış bence. Filmde Diana-Hasnat aşkının yanı sıra, prensesin kara mayınlarının temizliği konusundaki çabası da vurgulanmış. Ve tabii Diana ile paparazziler arasındaki ilişki bol bol irdelenmiş. Prenses'in yaşamının son 2 yılında medyada yer aldığı görüntüler birebir kıyafetlerle, tavırlarla canlandırılmış. 
   

   Ama en çok "aşk" yer almış filmde. Eşi Prens Charles'tan ayrılmak üzere olan, ayrı bir hayat yaşayan Diana sıradan bir vatandaş olan Dr.Khan'a aşık olur. Diana'nın sosyal sorumluluk çalışmaları sırasında tanışırlar. Birbirlerini severler, 2 yıl beraber olurlar ancak dünyaları farklıdır. Khan sadece mesleğiyle uğraşmak istemektedir. Diana'nın her adımının takip ediliyor olmasını kabul edemez. Kültür farkı ve                      din farkı da girer işin içine. Diana, evlenmelerine izin verilmesi için Pakistan'a, Hasnat'ın ailesini ziyarete bile gider ancak aileyi ikna edemez. Özellikle Hasnat'ın annesi Diana'yı sevmiş olsa da İngilizler'den nefret ettiğini ve Hıristiyan gelin istemediğini açıkça belli eder. Hasnat, ailesini ve mesleğini seçer. İşte bu aşamada Diana'nın "hiçbir aile beni istemedi" demesi hüzünlendirir beni. Diana'nın annesi ve babası ayrılmıştır, parçalanmış aile yaşantısı üzmüştür onu her zaman; gelinleri olduğu kraliyet ailesi de tam anlamıyla benimsememiştir onu ve en son Pakistanlı Khan ailesi de aralarına almazlar Diana'yı:( Diana Hasnat'tan sonra bunalıma girer, hemen Mısırlı işadamı Dodi El Fayed ile beraber olur. Aklı Hasnat'tadır. Onu aramaya devam eder ancak Hasnat çok istese de Diana'yı aramaz. Ta ki Diana'nın hayatını kaybettiği güne kadar... O gün telefon eder ancak Diana'ya yetişemez, Diana onu ölüme götürecek yolculuğa çıkmıştır bile. Dodi El Fayed ve Leydi Diana, paparazzilerden kaçarken ölüme yakalanırlar. Filmimiz, Hasnat'ın Diana'nın evinin önündeki anma köşesine Mevlana'nın bir sözünü bırakmasıyla biter ki ben bu sözün ne olduğunu unuturum her zamanki gibi. (Filmde, Mevlana'nın aşk hakkındaki sözleri ve Kuran hakkında konuşmalar bizlere hiç yabancı değil. Hasnat gayet ılımlı bir Müslüman olarak gösterilmiş.) 
   

    Velhasılıkelam hoş bir film olmuş. Aynı zamanda da hüzünlü... Film seyrederken kolay kolay ağlamam ama bunda gözlerim dolmadı desem yalan olur. Sanırım bu durum, Diana'nın benim çocukluğumun ve gençliğimin hüzünlü prensesi olmasından kaynaklanıyor. Bir kadının prenses olsa bile mutlu olamayabileceğine örnek olarak tanıdık biz onu ve aklımda öylece yer etti:(




4 yorum:

  1. Vizyona girecekler listesinde gördüğümde gidiyim demiştim ancak şimdi kesinlikle gitmeliyim diyorum... Paylaşımın için sağol ;)

    YanıtlaSil
  2. benim içinde aynı anlamı taşır .Teşekkürler,sevgiler

    YanıtlaSil
  3. Gitmeyi planlamıştım. Ve kesinlikle gideceğim şimdi. Nedense hepimizde sevgi dolu bir yer edinmiş bir prenses O !
    Elinize sağlık..

    YanıtlaSil
  4. Amam fakat ilk aşkı binici hocası Binbaşı James Hewitt'ten söz edilmemiş :)

    YanıtlaSil

Yorumu olan?