29 Ocak 2019 Salı

BOYALI KUŞ...

    Boyalı Kuş'u okudum. Geçtiğimiz kasım ayında kitap fuarından almıştım. Çocukluğumdan, babamın kütüphanesinden aşina olduğum E Yayınları'nın standında görevli orta yaşlı bey ısrarla tavsiye etmişti kitabı. 
    Boyalı Kuş, E Yayınları'nın çıkardığı ilk kitapmış (1968). Sert bir roman bu. 2.Dünya Savaşı'nın ilk günlerinde Polonyalı, kentli bir aile, Naziler'den korumak için 6 yaşındaki oğullarını daha doğuya giden bir adama emanet eder. Çünkü baba Nazi karşıtı eylemlerde bulunmuştur ve saklanmak zorundadır. Çocuklarının kendi ülkelerinin ve komşu ülkelerin içlerindeki kırsal alanlarda korunacağını düşünürler. Küçük çocuk için zorlu günler böylece başlar. Yanında kaldığı yaşlı kadın ölünce bir başına kalan çocuk, köylerin birinden diğerine tek başına savrulur. Köylüler cahildir, bağnazdır. Hayatlarını batıl inançlar şekillendirmektedir. Siyah saçlı, siyah gözlü insanların uğursuzluk getirdiğine inanmaktadırlar. Ve ne yazık ki romanımızın kahramanı çocuk tam da böyledir. "Yahudi" ve "Çingene" söylemleriyle devamlı aşağılanır. Şiddet görür; köylü halkın cahilce inançlarına, cinsel sapkınlıklarına tanık olur. Ve henüz çok küçüktür. Bir noktada konuşma yetisini bile kaybeder. Küçücük aklıyla olan biteni sorgular. 
    Köylülerin en sevdikleri eğlencelerden biri, herhangi bir kuşu farklı renklere boyayıp hemcinslerinin arasına salmaktır. Diğer kuşlar, boyalı kuşun kendileri gibi olmadığını anlayıp ona saldırırlar. Boyalı kuşun sonu linçtir, ölümdür. İşte bizim küçük kahramanımız da sarı saçlı, soluk benizli, Hristiyan insanların arasında boyalı bir kuş konumundadır. Siyah saçlıdır, siyah gözlüdür, Yahudi'dir. 
    Gün gelir savaş bitmeye yüz tutar. Çocuğun yaşamaya çalıştığı köylere Ruslar gelir. Onun için kurtuluş zamanıdır artık. Bir mucize kabilinden ailesini de bulur Ruslar. Şiddetin her türlüsüne tanık olduğu, kimini bizzat yaşadığı 5 yıldan sonra ailesine kavuşmuş olan çocuğun uyum sorunu yaşamış olması normaldir. Ancak hayat bu, belki de her şey zamanla düzelecektir. Örneğin, zorlu günlerinde aniden kaybetmiş olduğu konuşma yetisini bir kayak kazası sonucu yine aniden kazanmıştır.
    Romanda yaşananları okurken, yazarın savaş gerçeklerine dikkat çekmek için abartılı bir tavırla yazdığını düşündüm. "Ufacık bir çocuk bunları yaşamış olamaz, bu kadar cehalet fazla" diye düşündüm. Fakat kitabın arka sayfalarında yazar Jerzy Kosinski'nin sözleri vardı. Bunları bizzat yaşadığını söylüyordu. Ve yazdığı için de nasıl dışlandığını anlatıyordu. Kendi ülkesi Polonya'da ve tüm Doğu Avrupa'da nasıl tepki aldığından, aleyhinde yürütülen kampanyalardan bahsediyordu. "Bizim halkımız böyle cahil olamaz! Sen yalan söylüyorsun!" Amerika'ya yerleşmiş olan Kosinski'nin kitap çıktıktan sonra orada gördüğü tavır da bir başka alemdi. "Sen kitabında Ruslar'ı nasıl sempatik gösterirsin?" 
    Jerzy Kosinski'nin hayatı çok ilginç. Bir yarısı zorlukla, yoklukla geçmiş; diğer yarısı aşkla ve muhteşem bir varsıllıkla. Polonya'da bir üniversitede öğretim görevlisi iken Marksizm'i reddetmesi nedeniyle dışlanmış. Amerika'ya göç etmiş.  Orada birçok farklı işte çalışmış. İyi derecede İngilizce bilmesi bir üniversiteye kabulûnu sağlamış. Bu sırada yazarlık kariyerine başlamış. Zengin bir dulla iki yıl süren arkadaşlığı evlilikle sonuçlanmış. Amerikan yüksek sosyetesinin bir üyesiymiş artık. Öyle böyle bir zenginlik değil ama. Hayat hikayesinde ilginç bir ayrıntı daha var. Hani Roman Polanski ve karısı Sharon Tate'in evine Charles Manson çetesinin düzenlediği ve 5 kişiyi öldürdüğü o meşhur olay var ya... İşte Kozinski'nin o gün orada olması gerekiyormuş. Uçağı kaçırdığı için yetişememiş ve faciadan kurtulmuş. (Bu arada bu Manson Tarikatı olayının filminin şu sıralar Tarantino tarafından "Once Upon A Time In Hollywood" ismiyle çekildiğini belirtmeliyim. Tarantino hayranı olarak merakla bekliyorum. Önümüzdeki Ağustos vizyonda olacakmış). 
    Velhasılıkelam Jerzy Kosinski'nin farklı bir hayatı olmuş. (Bazen hayatımın fazla tekdüze olduğunu düşünürüm ama böylesi uç olayları okuyunca tekdüzeliğine dua etmiyor değilim doğrusu). Peki çocukluğu kitapta bahsettiği gibi geçtiyse -ki söz konusu olan yalnızca bir kere yaşayabildiğimiz çocukluğumuz- Jerzy'nin kendini boğarak hayatına son vermiş olması 
anormal mi? Bence değil. Ölüme gidişi de farklı. Karısı onu banyoda başına plastik bir torba geçirmiş halde bulmuş. 
    Boyalı Kuş beni epeyi etkiledi, düşündürdü. Tavsiye konusu açık. Anlatması benden, kararı senden ey okuyucu!





43 yorum:

  1. ne hayatlar ne acılar var..savşalarda en büyük zararı çocuklar görüyor her zaman..ben böyle kitapları çok seviyorum..not aldım hemen...sevgilerimle..

    YanıtlaSil
  2. Konusu çok ilginç geldi yazınızı okuyunca ama içimi karartır mı bilemedim :( Yine de okumak isterim sanırım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karartabilir tabii ama kurtulanlardan biri olduğunu bilmek bir teselli.

      Sil
  3. okumam muhtemelen ya çok etkileniyorum içimdeki hayalgücüne bazen çok kızıyorum abartıyor :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de etkileniyorum ama bir yandan da "İyi roman iyi romandır, okunmalıdır" diye düşünüyorum:)

      Sil
  4. bu kitabı çook severiim. bi de şarkısı vaaar :) bulutsuzluk özlemiii. denişik insanlara hep o boyalı kuş deriiim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eveet, Bulutsuzluk Özlemi. Sen bilmez misin? :) Saygılar deep:)

      Sil
  5. Benim için özel kitaplardan bir tanesidir. Çok üzücü ve düşündürücü bir kitap. Eğer okumadıysanız Çizgili Pijamalı Çocuk adlı kitabı da tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çizgili Pijamalı Çocuk oğluma 8.sınıfta okul tarafından verilen ödevdi. O zaman beraber okumuştuk. Ama filmini izlemeye gönlüm elvermedi. Teşekkürler...

      Sil
  6. Kitap sayenizde dikkatimi çekti ve bence kapağıda çok güzel tasarlanmış.

    YanıtlaSil
  7. Çok etkileyici. Bu kadarı bile..

    YanıtlaSil
  8. Nazi hikayeleri hep ilgimi çeker. Öneri için teşekkürler. Güzel bir blog, ben de beklerim, sevgiler :)

    YanıtlaSil
  9. Çok güzel anlatmışsın ve gidip hemen sipariş ettim :) Oldukça merak ettiren bir yazıydı, daha önce duymadığım bir kitapla daha tanıştım sayenizde. Çok teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben çok teşekkür ediyorum Özlem. Umarım beğenirsin benim gibi.
      İyi okumalar ve sevgiler...

      Sil
  10. kitabı tavsiyeniz üzere beğendim bakalım bizim kitapçıda varmıymış :)

    YanıtlaSil
  11. Zor bir kitap anladığım kadarıyla.
    Ama çok merak ettim... Listeye ekledim, bakalım ne zaman çeker beni bu Boyalı Kuş

    Tavsiyene sağlık canım ♥

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zor ama etkileyici, ilgi çekici. Yakın olsaydık yapardık değiş tokuşları:)
      Öptüm Şebnemcim.

      Sil
  12. Tavsiyeniz için teşekkür ederim...Selam ve Dua ile...

    YanıtlaSil
  13. ne hayat ama! şimdi okuyunca bende bi kez daha şükrettim.ama sonu yine facia...güzel kitap ama okumak istemiyorum dram içeren kitapları akabinde çok etkileniyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de etkileniyorum ama acı olmadan edebiyat da tam olmuyor aslında:)
      Sevgiler Alanay...

      Sil
  14. içinde gerçeklik olan kitapları çok seviyorum..dünyanın yaşadığı büyük buhranları anlatan hikayeler, kitaplar, filmler hep ilgimi çekti. listeme ekliyorum bu kitabı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dönem romanları, dönem filmleri, biyografiler... Benim de ilk tercih ettiklerim arasındalar.
      Sevgiler Sevda, iyi okumalar...

      Sil
  15. Nazilerin yaşamları ve yaptıkları ilgimi çeker bu kitabı da alacağım. Aceba reenkarnasyonda almanyada mı yaşadım diye dşünrüm bazen.

    YanıtlaSil
  16. Konuyla çok alakasız olacak ama sitemde tek soruluk bir anket paylaştım ana sayfada sağ tarafta hemen. Fikirlerinize önem veriyorum lütfen cevaplar mısınız? Siteme profil resmime tıklayıp ulaşabilirsiniz şimdiden teşekkür ederim ^_^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üzgünüm ama anketi bulamadım. Geç kaldım sanırım.

      Sil
  17. Konuyla ilgili değil sadece duyuru yapmak istedim...Değerli Blog arkadaşım, İnsana Davet sitesinin mobil uygulamasını bu hafta çıkarttık. Sizi de uygulamayı kullanmaya davet ediyorum, uygulmanın linkini sitemde bulabilirsiniz. Blogger da paylaşımlarınız daim olur inşaallah... Destekleriniz için şimdiden teşekkür ederim, sağlıcakla kalın...Selam ve Dua ile...

    YanıtlaSil
  18. baksan yaaa, babaannemin takvimciği, son yazısını okusan yaa, yorumları da amaa, yani benimkini ve cevabını oku amağğğ hihihi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Birkaç gündür buralara uğrayamadım, neler kaçırdım acaba? Bakayım hemen:)

      Sil
  19. Blogunuzu yeni keşfettim sizi izlemeye aldım yeni kitleler ile tanışmak güzeldir sizi de bloguma bekliyorum :))

    YanıtlaSil
  20. Vah vah vah neler çekmiş minnacık çocuk:( yazıklar olsun şu insanlara, zaten insan olsalar kuşları boyayıp linç edilmesini sağlamazlardı eğlence anlayışlarından belliymiş ne manyak oldukları. Manson cinayetini çocuktum ama hatırlıyorum gazetelerden, korkunç bir olay:( o güzel kadına ve bebeğine çok üzülmüştüm:( hala da aklıma geldikçe nasıl korkup, acı bir şekilde öldürüldü diye üzülürüm...valla bu dünya galiba cehennemin ta kendisi...eline sağlık, büyük ilgiyle okudum. Tarantino'nun Kill Bill'den başka filmini izlemedim ama onu çok sevdim, özellikle 2. yi, Bill'in öldüğü sahneyi unutamam. Çok muhteşem bir sinemacı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazık ki iyi de kötü de bu dünyada iç içe. Allah iyilerle karşılaştırsın diyorum:)
      Çocukken duyulan, görülen haberler ne çok etkiliyor sahiden. Demek hatırlıyorsun o olayı. Bakalım Tarantino nasıl aktaracak? Çok merak ediyorum.
      Sevgiler Müjde...

      Sil
    2. Eskileri hatırlıyorum ama günlük şeyleri unutuyorum:( mesela çöpü kapıya koyup koymadığımı bilemiyorum:( o olayı da mümkün değil unutmam çok kötü etkilenmiştim:( bir de tabii o zamanlar ülkede bilgisayar, internet vs. daha adı duyulmamış, televizyon desen emekleme, deneme yayınları yeni yeni başlamıştı.o yüzden her gün gazete alınırdı eve ve gazeteler büyük manşetlerle yer vermişti:( filmine gitmeye cesaret edemeyebilirim:(
      Sevgiler...

      Sil

Yorumu olan?