31 Ocak 2015 Cumartesi

KOS ADASI... YAKIN VE TANIDIK...

    Thessalia kralı Phlegyas'ın Koronis adlı bir kızı vardır. Efsane bu ya... Kralın kızı ile tanrı Apollon sevişirler ve Koronis gebe kalır. Fakat Koronis bir başkasıyla daha birlikte olur. Olimpos'un efendisi Zeus'un oğlu olan Apollon çok sinirlenir bu duruma. Koronis'i korkunç bir cezaya çarptırır. Bir odun yığınının üzerinde diri diri yanmak... Kadın can vermek üzereyken, Apollon kendi kanından olan çocuğun yok olmasına dayanamaz ve annesinin karnından çeker alır onu. Ve yetiştirmesi için at adam Kheiron'a teslim eder. Kheiron doğanın sırlarına ermiş bir varlıktır. Çocuğu büyütürken ona hekimliği, şifacılığı da öğretir. Böylece Yunan dünyasında hekim tanrı olarak bilinen Asklepios doğmuş olur. Yunan dünyasında onun sanatını devam ettiren hekimlere Asklepiades, yani Asklepios Oğulları denir. Asklepios oğullarından biri de meşhur Hippokrates'tir. Yani tüm dünyada tıp okullarından mezun olmadan önce edilen meşhur yeminin isim babası Hipokrat... Hipokrat, modern tıbbın mücididir ancak Asklepios'un soyundan geldiğine inanılır ve bu yüzden hayatı hakkında anlatılanların ne kadarı gerçektir, ne kadarı efsanedir bilinmez. Kesinliği tartışılmaz olan şey, 
Ege kıyılarımızın hemen karşısında yer alan Yunan adası Kos'ta doğmuş olduğu, buradaki Asklepion'da (Asklepios'a adanmış, okul ve hastane görevi gören tapınaklar) hekimlik ve hocalık yaptığıdır. *
    Hipokrat Yemini önemli. Uyanı var uymayanı var. Yüzyıllar önce düşünmüş Yunanlı, tıbbın etiği olmalı demiş, insan önemlidir demiş, etmiş yeminini. Yeminine uymayan doktorun günahı boynuna diyoruz ve şimdi atıyoruz kendimizi Kos Adası'na. Hipokrat'ın doğduğu yere... Osmanlı zamanındaki ismiyle İstanköy'e...

    Ada, Bodrum'un yalnızca 8 mil açığında yer alıyor. Bodrum'dan çeşitli şirketlere ait feribotlarla, katamaran tipi gemilerle kısa sürede geçmek mümkün. Yolculuk kısa ancak giriş-çıkış işlemleri için oluşan kuyruk uzun. Yalnızca Türk turistler tercih etmiyor Kos'u, dünyanın her yerinden gelen ziyaretçiler var. Yunan pasaport polisi Türk olduğunuzu anlayınca Türkçe "Merhaba" diyor ve mutlu mutlu adım atıyorsunuz komşu topraklara.  
 
       Kos Adası, küçük olmasına rağmen, Batı Uygarlığı'na temel oluşturan Antik Yunan döneminin görkemini yaşamış bir bölge. Sonrasında İskender'in fethi, daha sonra Roma İmparatorluğu'nun egemenliğine giriş... Agora, Asklepion, Odeon ve Roma evi tüm bu dönemleri gözlemleme imkanı veren tarihi mekanlar. Ege kentlerimizden alışık olduğumuz ören yeri manzaraları... Antik alanlardan çıkarılan eserler ise Arkeoloji Müzesi'nde. Geçtiğimiz Ağustos ayında günübirlik gerçekleştirdiğimiz Kos gezisinde en çok görmek istediğim yerlerdendi Arkeoloji Müzesi ve Roma Evi. Ne yazık ki ikisi de restorasyondaydı. En çok turistin olduğu zamanda yersiz bir hareket.
Agora

    
    Müzeleri gezemedik, o zaman kaleye bir göz atalım. Feribottan iner inmez turistleri karşılayan Şövalyeler Kalesi -eski adıyla Neratzia Kalesi- Rodos Şövalyelerinin 1315'te adaya gelip burayı kontrol altına almasıyla yapılmış. Bugün içerisinde antik kalıntıların yanı sıra, Osmanlı mezar taşları, toplar, gülleler, kitabeler de sergilenmekte.




Kaleden limanın görüntüsü. Dizi dizi turist otobüsleri, otomobilleri.


    
    Naretzia Kalesi, şehir merkezine bir köprüyle bağlanıyor. Köprüyü geçip, palmiyelerle gölgelenmiş Akti Kountouriotou caddesine iniyoruz. Kısa süre içerisinde turistlerin karikatürlerini çizen yerel sanatçılar cadde boyunca sıralanmış müşteri bekliyorlar. 


        Kos Adası, 1525'ten 1912'ye kadar, yaklaşık 400 yıl boyunca Osmanlı hakimiyetinde olmuş. Osmanlılar 1525'te adayı Rodos şövalyelerinden alıp, 1912'de Birinci Dünya Savaşı sırasında İtalya'ya bırakmak zorunda kalmışlar. Ada'da Osmanlı İmparatorluğu'nun izini sürmek isteyenler için, her ikisi de ibadete açık olan Cezayirli Hasan Paşa Camii (1776) ve Deftardar Camii (1724) önemli.
Cezayirli Hasan Paşa Camii

Defterdar Camii
    
    Defterdar Camii'nin bulunduğu Elefterias Meydanı'nda ayrıca Arkeoloji Müzesi ve İtalyanların döneminde yapılan kapalı bir pazar yeri de bulunuyor. 
Restorasyonda olan Arkeoloji Müzesi

Sağda İtalyanlardan hatıra kapalı pazar yeri

    Ada'da birkaç saat geçirebildiğimiz için plajlarını ve geceleri oldukça hareketli olduğu söylenen tavernalarını deneyimleme fırsatı bulamadık. Liman caddesinden kalkan küçük gezi otobüslerine bindik ve ancak o vesileyle plajlara kısa bir göz atabildik. Fakat bunlar merkeze yakın olan plajlardı. Şehir dışındaki Kardemena, Tigaki, Kefalos, Therma, Marmari, Markos gibi plajları bir başka sefere, konaklamalı ziyaret planlarımıza bıraktık. Ve bir de çok merak ettiğim Zia köyünü.
    Tur otobüsleri süre ve ücret açısından çeşitli. Hepsinin talibi çok. Biz rastgele atladık birine. Yaklaşık yarım saat sürdü yolculuk. Ücreti 5 Euro'ydu. Ancak bizim otobüsümüz merkezden 4-5 km. uzaktaki Asklepion'a gitmedi ne yazık ki. Küçük turumuz sırasında az sayıda fotoğraf çektim, şöyle birkaç görüntü yakalayabildim.


    
    Yunan Adaları'na, Bodrum'a yakın olması nedeniyle özellikle de Kos Adası'na Türkiye'den giden çok sayıda turist var. Bu yüzden blog sayfalarında da çokça yer alıyor. Ziyaret etmeyi düşünenler her türlü bilgiyi kolayca bulabiliyorlar internette. Benim birkaç saatlik Kos maceram böyleydi. Kültürel bir gezi olmasını istedim ancak müzelerin kapalı olduğu zamana denk geldim ne yazık ki. Zaman kısıtlaması da doya doya tadını çıkarmama engel oldu. Kalabalık nedeniyle Bodrum'dan çıkış, Kos'a giriş, Kos'tan çıkış, tekrar Bodrum'a giriş birkaç saatini alıyor insanın. En iyisi en azından bir gece konaklamak ve gece hayatının da tadına varmak sanırım. 
    Dikkat edilirse, yazının başında andığım Hipokrat'ın gölgesinde ders anlattığı söylenen meşhur çınar ağacını fotoğraflamadım. Çünkü yaklaşık 2400 yıl önce yaşayan birinden söz ediyoruz. Tamam söz konusu çınar da oldukça yaşlı. Fakat 2400-2500 yıllık olduğunu düşünmüyorum ki birkaç yerde ağacın 500 küsur yaşında olduğunu okumuştum. Bunlar bana ucuz turist numaraları gibi geliyor, o yüzden çekmedim fotoğrafını. Ama Hipokrat'ı ve çevresinde toplanmış onu dinleyen ada halkını simgeleyen bu heykelin fotoğrafını ekleyebilirim:)


    Yeme içme konusuna da değinemedim çünkü herkesin yaptığı gibi aslında bir Ege Adası'nda yenmesi gereken deniz ürünlerini tatmadık biz. Orhun balık istemedi ve neden bilmem biz de ona uyduk. Liman caddesi üzerinde, menüde dünya mutfağından yemeklerin olduğu şirin bir kafede oturduk. Sonrasında Elefterias meydanında bir dondurma molası verdik. Bu yazıyı yazarken kestim, Orhun'un yanına gidip "Senin yüzünden balık yemedik Kos'ta" dedim ve geri geldim:) Kabul ediyorum adada balık yememek saçma bir hareketti. Bunu da bir başka sefere bırakıyoruz. 
    Kos'ta yeme içme, hediyelik vs. ucuz olmasına ucuz ama beklediğim kadar değil. İster istemez kıyaslama yaptım, bu sene yaz tatilini geçirdiğimiz İspanya çok daha ucuzdu. (En azından Malaga ve Granada). Kos'ta yemek yediğimizde hesaba 6 euroluk bir servis ücreti eklemişlerdi ki malum bu her yerde olan bir uygulama değil. Sadece yazın kazanıp kışı idare ediyorlar deyip geçmek lazım sanırım. 
    Ada halkının Türkler'e tavrı ne bazılarının abarttığı kadar sıcak geldi bana, ne de yine bazılarının söylediği gibi kaba... Kimi sıcaktı, kimi nemrut. Mesela Hasan Camii'nin altındaki dükkanlardan birinde hediyelik eşya bakarken, dükkan sahibi kadın durduk yere "Ellemeyin" dedi gayet nalet bir suratla:) Alışacak kendisi. Alışmak zorunda. 
Türk turistlerin varlığını yadsıyamazlar. Ekonomileri için büyük potansiyeliz. 

    Kos hakkında aklımda kalanlar bunlar. Şirin, ziyaret edilesi ancak oldukça kalabalık buldum ben. Bir de tarihi yerleri daha iyi korumaları gerektiğini düşünüyorum. Tabii yüksek sezonda müzeleri kapamalarının saçma olduğunu da... Şimdi... Fikir olması için birkaç fotoğraf daha ekleyip ve bir daha ki sefere konaklamalı ziyaret dileyip bitirmeli bu yazıyı. 

St.Paraskevi Kilisesi (1931-1932)

Agora'da sokak hayvanları için bağış kutusu

St.John Kilisesi (15.yy.)










    * Kaynak: Mitoloji Sözlüğü, Azra Erhat. Remzi Kitabevi
       



4 yorum:

  1. Sezer'cim 'Kos' gezisi, günü-birlik, birkaç saatlik bir tur olsa da yine de hoş bir gezi olmuş... Spontane gerçekleştirilen bu tür gezilerde ne çıkarsa bahtına oluyor!.. ilk yapılan gezi birer tecrübe edinimi oluyor, 'inşallah sonrasında şunları... da yapalım' dediklerimizi bir liste yapsak bir hayli fazla olur :) çok fazla plan program yapınca ise hiç bir şey olmuyor... ya da büyük beklentiler hayal kırıklığı yaşatabiliyor!..bu yüzden ben de istisnalar hariç genellikle spontane gezmeyi sevenlerdenim:) gezi yazını keyifle okudum teşekkür ederim Sezer'cim.) sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel sözlerin için ben teşekkür ederim Esincim. Sevgiler...

      Sil
  2. Sevgili Klio, keyifli mi desem hüsran mi desem bilemedim. En azından giriş yapmışsın. :) Oradaki Asklepion acaba hangi konuda uzmandı?
    Atina'nın göz üzerinde. Korint'ın Asklepion ' un zührevi hastalıklar konusunda birinci derece uzmanlık yaptığını biliyorum.
    Ben de Galen üzerine yazacağım. Biliyorsun hemşehrim olur. Bakalım, hala bilgi topluyorum. Ben kurgu vermeyi düşünüyorum.
    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kos Asklepionu hangi konuda uzmanlaşmıştı tam olarak bilemiyorum. Ancak diğer asklepionlardan farklı pozitif teknikler uygulandığından bahsediliyor. Hipokrat akla, mantığa dayanan tıbba inanıyor ve bu yüzden modern tıbbın babası sayılıyor. Sanırım diğerlerinden farkı bu. Bir de ruh hastalıklarını tedavide iyiler, bir tepe üzerine kurulduğundan ruhu dinlendirici manzarası olması sebebiyle.
      Galen yazısını merakla bekliyorum. Elimde güzel bir Bergama kitabı var, Asklepion'u araştırırken Galen'i de okudum daha geçen gün:)
      Sevgiler...

      Sil

Yorumu olan?