3 Ekim 2009 Cumartesi

ŞAKİR PAŞA AİLESİ



    Bir aile düşünün. II.Abdülhamit döneminde sadrazamlık ve paşalık yapmış amca; yine yüksek askeri rütbelere ulaşmış olan baba; Atatürk'ün yakın silah arkadaşları olan damatları; Türkiye'nin ilk kadın sanatçılarından olan kızları: yine sanat dünyasının ünlü isimlerinden olan torunlar; resim, gravür, heykel, tiyatro,edebiyatla dolu hayatlar ve bol bol skandal...
    Yıllar önce Şirin Devrim'in "Şakir Paşa Ailesi - Harika Çılgınlar" isimli kitabını okuduğumda çok etkilenmiştim. Tek tek tanıdığım pek çok ismin aslında aynı aileden olduğunu o kitap sayesinde öğrenmiştim. Daha sonra bu ailenin ünlü fertleri ile ilgili ne bulursam okumaya başladım. Fahrünnisa Zeyd, Aliye Berger, Nejad Devrim ve Füreya Koral gibi aile üyeleriyle de Sanat Tarihi eğitimim sırasında iyice haşır neşir oldum. Hatta 4.sınıftaki Proje dersi için hazırladığım "Türkiye'de Kadın Ressamlar ve Otoportreleri" konulu araştırmamda Fahrünnisa Zeyd ve Aliye Berger de yer aldılar.
    Geçenlerde yukarıda bahsettiğim kitap tekrar elime geçtiğinde, bu ailenin belli başlı fertlerini tanıtmak, tanıyor olanlara da tekrar hatırlatmak isteği duydum. 
    Zira, heyecan duyduğum, beğendiğim şeyleri paylaşmayı seviyorum:))
    Cevat Paşa: Ailenin amcası. II.Abdülhamid döneminde en yüksek askeri makama ulaşmış, Girit Valiliği yapmış ve 1891'de sadrazamlık görevine getirilmiş. Ayni zamanda tarihçi. Osmanlı İmparatorluğu'nun askeri tarihini yazmış. Amatör fotoğrafçı. 5000 adet kitabını İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne bağışlamış.
    Şakir Paşa: Cevat Paşa'nın kardeşi. Ailenin babası. Girit'te Cevat Paşa'nın resmi kumandanlığını yapmış. Tarihçi ve yazar. Torunu Şirin Devrim'in deyimiyle "tam bir Rönesans adamı". Sanatın her dalına meraklı. 1903 yılında Paris'te düzenlenen bir resim yarışmasında ikincilik kazanmış. Ağabeyi gibi amatör fotoğrafçı. Çini ve seramikle de uğraşmış. Oğlu tarafından vurularak hayatını kaybetmiş. 
    Cevat Şakir Kabaağaçlı: Nam-ı diğer Halikarnas Balıkçısı. Herkes Halikarnas Balıkçısı'nı duymuştur. Romantik çağrışımlar yaratan bir isimdir bu. Peki ama Cevat Şakir nasıl Bodrum'a yerleşmiştir ve nasıl Halikarnas balıkçısı olmuştur? 
    Şakir Paşa'nın oğlu Cevat, Oxford'a eğitime gönderilmiş ve orada zengin, aristokrat gençlerle arkadaşlık kurmuş, tatlı hayat yaşayan bir gençtir. Bu yüzden sık sık babasından para istemektedir ve dolayısıyla babasıyla sık sık tartışmaktadır. Oxford'tan Roma'ya geçer ve orada Güzel Sanatlar Akademisi'ne yazılır. Resim yeteneği vardır. Nihayet mesleğini bulduğunu söylemektedir. 22 yaşındayken İtalyan Aniesi ile evlenerek yurda döner. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nde minyatür çalışmalarına başlar. Fakat babasıyla tartışmaları hiç bitmez çünkü babası onun adam gibi bir mesleğe sahip olmasını istemektedir. Bu sırada Şakir Paşa'nın mali durumu çok kötüdür. Sahip oldukları çiftlikteki hesapları kapatmak için Afyon'da bulundukları bir gece, tekrar tartışırlar ve Cevat babasını bir av tüfeğiyle vurarak ölümüne sebep olur. "Kendimi savundum" der.  7 yıl hapis yatar. Çıktığında bir tekkede çalışır, gazetecilik yapar, çeviriler yapar, siyasi karikatürler çizer. Siyasi bir yazısı nedeniyle İstiklal Mahkemeleri'nde yargılanır ve o zaman sürgün yeri olan Bodrum'a gönderilir. Bodrum'u çok sever ve cezası bittikten sonra 25 yıl daha Bodrum'da yaşar. Balıkçıların ve sünger avcılarının hikayelerini yazar. Tanıdığımız, bildiğimiz "Halikarnas Balıkçısı" olur.
    Fahrünnissa Zeyd: Şakir Paşa'nın kızı. Türkiye'nin ilk kadın ressamlarındandır. İnas Sanayi-i Nefise mezunudur. Meşrutiyet döneminin alafranga genç kızı iken, Cumhuriyet'in ilanından sonra tam bir Cumhuriyet kadınına dönüşür.İlk eşi Servet-i Fünun yazarlarından İzzet Melih Devrim'dir. Türkiye'nin örnek çifti olarak hem sanat dünyasının, hem de diplomatik çevrelerin toplantılarında sık sık boy gösterirler. Kızı şirin Devrim'in anlatımına göre, Dolmabahçe Sarayı'nda yeni Türk alfabesine karar verilen toplantıya İzzet Melih ve Fahrünnisa da davetlidirler. Atatürk'ün yeni harflerle yazdığı ilk kelime "Fahrünnisa" olmuştur. 
    Fahrünnisa 1928 yılında Paris'te Ranson Akademisi'ne yazılır. 5 yıl sonra İzzet Melih'in çapkınlıkları yüzünden evliliği sona erer. 1934 yılında Irak'ın Ankara Büyükelçisi Prens Emir Zeid el Hüseyin ile evlenir. Bundan sonra Türkiye'de ve yurtdışında fırtına gibi süren bir hayata atılır. Hem sanat hayatını, hem diplomatik çevrelerle olan ilişkilerini aynı anda başarıyla devam ettirir. Kraliçe Elizabeth ve Hitler gibi dönemin ünlü şahsiyetleriyle aynı ortamlarda yer alır. Yurt içinde ve yurt dışında pek çok sergi açar. Başarılıdır, hırslıdır, titizidir, resim yaptığı tarihlerde ruhsal gelgitler yaşadığı söylenmektedir. 
    Eserleri Türkiye'de olduğu gibi Avrupa'da da önemli bir yere sahiptir.
    Aliye Berger: Şakir Paşa'nın küçük kızı. İşte ailenin en fazla tuttuğum ferdi:) Nam-ı diğer Alyoşa. Evin şımarığı, başına buyruk olanı, aklına eseni yapanı,çocuksu ve açıkkalpli Aliye... Çılgın ve aşık Aliye... Rengarenk kıyafetleriyle; kıyafetlerine diktiği kelebeklerle, çiçeklerle dikkat çekermiş. Saçlarına renk renk kurdeleler; boynuna eşarplar bağlarmış. Farklı bir makyaj yaparmış. Yaşadığı dönemin aykırı tipi yani. Sadece fiziksel görünümüyle değil yaşadıklarıyla da farklıymış. İlk kez Füreya'ya ders verdiği sırada gördüğü keman hocası Carl Berger'e deliler gibi aşık olmuş. Bu sırada 17-18 yaşlarındaymış. Carl Aliye'den 10 yaş büyükmüş. Tam 23 yıl beraberlikleri olmuş. Carl, sanatının ön planda olduğunu söyleyerek evlenmekten kaçınmaktaymış. Aliye, bu zaman zarfında kaçamaklarından da vazgeçmeyen Carl'ın ilişkide olduğu kadını silahla yaralamış. Kadın evli olduğu için şikayetçi olmamış. Bu şekilde fırtınalarla geçen 23 yılın sonunda 1946 yılında evlenmişler. Ve yalnızca 6 ay sonra Carl kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmiş. Bunalıma giren Aliye'yi kurtaran şey "gravür" olmuş. Zaten aileden gelen sanatsal bir yeteneğe sahip olan ve özel resim dersleri alan Aliye'yi gravüre yönelten kişi ablası Fahrünnissa olmuş. Gravür'ün güç gerektiren bir sanat olduğunu bilen Fahrünnisa, acılarını atabilmesi için Aliye'yi gravüre yönlendirmiş. Aliye ilk eserlerinde hep Carl'ı resmetmiş.
    Sanatseverler onu bir de "İstihsal" isimli yağlıboya resmiyle hatırlarlar. 1954 yılında Yapı kredi tarafından düzenlenen İstihsal (Üretim) konulu yarışmada Aliye'nin eseri birinci olur. Bu resim çok tartışılır çünkü akademik gelenekten uzak özgün bir çalışmadır. İçinden gelen coşkuyla gerçekleştirmiş olduğu bu resim, Türkiye'de soyut sanatın ilk örneklerindendir. Aliye'nin eserleri de kendisi gibi çok farklıdır.

    Nejad Devrim: Fahrünnisa'nın İzzet Melih'ten olan oğlu. Annesi gibi ünlü bir ressam. Soyut sanatın önemli temsilcilerinden. Orta Asya dahil bir çok ülkeye sanat gezilerinde bulunmuş. 
    Füreya Koral: Şakir Paşa'nın kızı Hakiyye'den olan torunu. Türkiye'nin ilk kadın seramik sanatçısı. Müzik eleştirileri yazmış, çeviriler yapmış. Yurtdışında pek çok sergi açmış ve ödül kazanmış. Marmara Oteli lobisinde, Ankara Ulus Çarşısı'nda, İstanbul Manifaturacılar Çarşısı vb. bir çok yerde duvar panolarını görmek mümkün.
    Kılıç Ali Paşa: Füreya'nın eşi. Biz onu Atatürk'ün yaveri olarak tanıyoruz ve seviyoruz. Füreya ve Kılıç Ali her zaman Atatürk'ün yanındalar. 
    Emin Paşa: Şakir Paşa'nın damadı. Hakiyye'nin eşi. Emin Paşa Atatürk'ün silah arkadaşlarından. Aynı zamanda aile olarak da yakın ilişkiler içerisindeler. Hani ünlü bir olay vardır. Atatürk ve Latife hanım yeni evlenmişlerdir. İzmir'de bir tanıdıklarının evindeyken, Atatürk halkın ısrarına dayanamayarak balkona çıkar. Elinde kadeh vardır. Latife hanım arkasından gelerek "Kemal! Kemal! Elinde kadehle kendini halka gösterme" der. İşte bu olayın geçtiği ev Emin Paşa ile Hakiyye'nin evidir.
    Şirin Devrim: Fahrünissa'nın İzzet Melih'ten olan kızı. Tiyatro oyuncusu ve rejisör. Türkiye'de olduğu kadar Amerika'da da başarılı. Amerika'da bir çok tiyatro okulunda hocalık yaptı.

    Bu isimler, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerini ve Cumhuriyet'in kuruluş dönemlerini yaşamış, yerli yabancı pek çok siyasi şahsiyetle ve sanatçıyla içli dışlı olmuş, bir çok üyesiyle Türk Sanat Tarihi'nin ilklerini yaşatmış olan bu farklı aileden aklımda kalanlar. Bu konuda keyifle, sıkılmadan okunacak bir kaç kitap önerisinde bulunabilirim. 
    * Şakir Paşa Ailesi - Harika Çılgınlar  -    Şirin Devrim 
    * Alyoşa      -    Emel Koç
    * Füreya      -    Ayşe Kulin
    * Şirin          -    Şirin Devrim


   
  

2 yorum:

  1. Ellerine sağlık Sezer, aynı aileden çıkan ve çok farklı uçlardaki yoğun öykülerle tanıştırdın beni. :) Ortak nokta galiba sanat!

    Tavsiye ettiğin kitaplardan da okumak lazım...

    Ne güzel, böylesi zengin bir geçmişe sahip olmak!

    YanıtlaSil
  2. Sağol arkadaşım. Daha ne öyküler var. Bence incelersin sen:)

    YanıtlaSil

Yorumu olan?